Şehre döndük dönmesine de arka planda düğün müzikleri devam ediyor.

Bir de cana can katan o, sevdan olmasaa, dırınım, sevdan olmasaa, dın dın dın dın

Sonunda balkondayız. Kuzey rüzgarından muzdarip bu titreten balkona ne zaman çıkabileceğiz diye hayıflanırken eve kapanıp klimayı bastık, iyi mi? İstanbul Afrika çöl sıcaklarını göreyazdı sayın seyirciler. Ne o? Temmuz geldi.

Gün boyunca evde iki ses hakimdi. Kısa, yoğun, duyulası hehlemesiyle dili dışarıda Coffee’nin nefesi ve arka planda üfürerek çalışan klimanın esintisi. Biri nemli biri kuru, biri sıcak biri soğuk kardeş kardeş dengelediler evin iklimini.

Bense hazırlamam gereken bavulun etrafında dolanıp sürekli kendime başka iş çıkardım. Çiçek suladım, evi topladım, yemek yaptım, yazı yazmaya oturdum -yazamadım-, kitabımı elime aldım -dalamadım-, telefonda uzun uzun konuştum, bloglar arası gezindim, yoruldum, terledim, üşüdüm, akşamı ettim, yine de o bavulun başına varamadım.

Aaah bu hayat çekilmeeez (aaah bu hayat çekilmeeez), aaah bu hayat çekilmeeez (aah bu hayat çekilmeeez)

Nedir bu erteleme meselesi, ne? Yap kurtul, değil mi? Yok. Kulağımda vızır vızır gezinen sevimsiz sinekler gibi dört döndüm odalar arası vıy vıy vıy. Kaçtım kaçabildiğimce o hazırlanıp toplanma halinden. Yığdım sonra bir ara kafamdaki öte beriyi yatağın üstüne, attım kendimi de yanlarına, bakıştık uzun uzun birbirimize. Telepati mi oldu telekinezi mi bilmem, Coffee yatağın yanına gelip oturdu, bir bana bir yatağa baktı, sıkıldım senden der gibi höfleyip kendini yere bıraktı. Ben de kendimden sıkıldım zati. Yolculuğu bu kadar sevip bavul yapmayı bir o kadar sevmemek. Nedir bunun reçetesi?

Kuzeye baktığımız için herhal, kemençeler, hahlar, höhler çalma listesini ve tüm mahalleyi ele geçirdi. Acaba gelin mi damat mı Karadenizli? En azından havai fişek, silah, çat pat falan yok, bu da bir şey, sevinmeli. Hah, mikrofon yeniden kadın şarkıcının elinde, hemen devreye girdi.

Kız seni alan yaşadı, dırınım, dertleri de boşadı, dırınım, mest olduu, vallahi jest olduu, oo oo oo

Peki benim şu bavula el atacak kimse yok mu? Yaşatırım valla, yaşatırım.

Gel gel sarışınım geeel, gel sana aşığım geeel

Derken işte havai fişekler gümledi pembeli yeşilli mavili. Ne demişler? Öyle bilip bilmeden atıp tutmamalı, di mi? Coffee anında arazi. Zavallı topuklayıp kaçtı içeri. Arka plandaysa şarkıcı inim inim inledi.

Ey Tanrım bana üç taanee, üç de yetmez beş taanee, beş de yetmez yeedii taaneee

Ya mecbur muyum davetli olmadığım düğünlere evimden katılmaya? Ormanda rahat yok, şehirde rahat yok. Yetti valla. En iyisi bavul yapmak.

Ey bavul, kurtar beni. Nokta.

Giir kanıma, hani bekarlık sultanlık derdin, yettiii canımaa

 

SukulentMum

4 thoughts

  1. çok yaratıcısın Neslicim ben yazı yazmaya üşeniyorum sürekli erteliyorum bavulu da son dakkaya bırakıyorum :))

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s