Yazsam İyiydi

Yazsam iyiydi. Halbuki tüm gün etrafında dolandım. Onu yaptım, bunu yaptım. Yaptım yani. Bir dolu şey. Boş durmadım. Ama yazsam iyiydi. Yazmadım. Şimdi de yazmama halimi yazıyorum. Bu bir yazı mıdır, size soruyorum.

Günün umut nesnesini takdim ediyorum. Yokluğumuzda nöbet tutmuş, bizi beklemiş, sürprizini patlatmış, minik yapracığını içine ektiğim küçük kahve fincanından dışarı salmış şu mum çiçeği. Yapraklar tüm kış ikiydi, şimdi üç. Gerisi değil güç müç. Yaşam şu tipitoş haznede. İşte vizyon işte görüş.

MumCicegi

Yazsam iyiydi. Yazmadım, maniliyorum. Sakız kağıtlarından apartılmış tekerlemelere kafiyeleri diziyorum. İçimdeki ergenin dizginlerini boşluyorum. Bir kekere mekere pis-pos-pus. Bi sus.

Coffee’nin içinde bir insan saklı olabilir mi, gözlerinin içine uzun uzun bakıp anlamaya çalışıyorum. Bakışıyoruz. Bakışlarımızı kaçırıyoruz. Yine yakalıyoruz. Biraz stresleniyoruz. Sıkılıyoruz. Esniyoruz. Temas istiyoruz. İstemiyoruz. Kendi köşemize çekilip dağılıyoruz. Ben Coffee’de insan bakışı yakalarken o da benden köpek dalgası alıyor mudur? Dalga geçmiyorum. Dalga boyunu arıyorum. Yabancı her türlü dile meraklı bünyem köpek dilini öğrenip anlama çabasında ilerliyor, onu diyorum.

CofBakis

 

Bir kitap okudum, hayatım değişmedi, ama Coffee’ye bakışım değişti. Her kendimi Coffee karşısında komik abuklama hallerinde bulduğumda bu romandaki insan aklına sahip köpeklerin kendi sürüleri ve insanlarla ilişkilerini hatırlayıp kalakalıyorum. Ya Coffee’nin içinde de bir insan aklı olma potansiyeli varsa? Ya düşünebiliyor, sorgulayabiliyorsa? Yazar Andre Alexis’le tanıştığım bu ilk roman Tanrılar Zar Attığında’nın detayını belki etrafında dolanmam da yazarım bahanesiyle şimdilik burada kesiyorum. Gerçek adı da bu değilmiş zaten. Fifteen dogs.

Yazsam iyiydi, ama kaçmaya devam ediyorum. Üstü turkuaz buzlu cam, altı şeffaf sürahimden bardağıma su koyuyorum. Suyun bardakta küçük bir anafor oluşturduğu şelale görüntüsüne dalıyorum. Su bardağında okyanusu görmek bu mu oluyor? Hemen endişelenip tırnaklarımı kemirmeye başlıyorum. Halbuki daha akşam üzeri ojelediydim. Yüzük parmağımın tırnağını bir güzel soyuyorum. Neyse ki o turkuaz değil, nar çiçeği. Hala serin mi serin ilerleyen akşam havasını ojeler rujlarla ısıtıp bedene giydirmeye niyet ediyorum. Çünkü hala evde üşüyorum kardeşim. Alt tarafı ılık bir yaz akşamı istiyorum. Şöyle dışarıda, balkonda, hafif bir esinti eşliğinde, ürpermeden, yapışmadan oturabileceğim, tatlı tatlı içime çekebileceğim yaz havasını özlüyorum. Gel artık diyorum, gel. Çok mu? Bardaktaki okyanusu mideye indiriyorum. Yarın havada sıkı yağmur görüyorum.

Yazsam iyiydi, ama Merkür Neptün’e kare yaparken kelimelerim okyanusa dökülüyor, kaçışlarım zihnimi ele geçiriyor. Hem yazmış hem söylemiş birini bulup önünüze koyuyorum. Yazmış, söylemiş, iyiymiş.

İyi geceler, ben yatıyorum.

Yoksa yazsam iyi miydi?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s