Yine o eşsiz yazma zamanlamasını kaçırdım. Oturdum ekran karşısına, tırnaklarımı kemiriyorum. İşte bu yüzden evin her odasında törpüm var, anladınız mı? (Anladım de, anladım de. Bey’in yeğeninden sözcük dağarcığımıza hediye) Törpüyle, kaçırdığımın ardındakileri düzeltip yeniden hizalıyorum. İşe yarıyor mu? Bazen, hep değil. Çünkü ben o tırnakları kemirmeye devam ediyorum. Bir düzeltiyorum, bir kemiriyorum, bir düzeltiyorum, bir kemiriyorum. Sonunda bu doğal kısır döngü içinde -şimdilik- kaçanlardan vazgeçmekten başka çare görmüyorum. İşte ondan sonra da oturup anın gerçeğini yazıyorum. Bir horul, iki horul, üçte gömül. Evin kıllı ve tüylü erkeklerinde durum bu. Horul ve horul baba oğul seslerini yarıştırıyor. Bense, cin ve gözle yüz kaslarımızı geliştiriyorum.

Çok konuştum bugün, o yüzden sustuklarımı yazamıyorum. Çok konuşunca çok da yazamıyorsun sanki. Hani çok dinleyince çok susamıyorsun gibi bir şeydir belki. Malzemem çok, odaklanamıyorum. Olayı tırnak denklemine indirgeyiveriyorum. Coffee kalkıp şöyle bir geriniyor, hart hart hart hart kaşınıp uzun uzun silkeleniyor. Çok şükür bu aralar komşuların uykusundan duvar aşırı taşan horlama sesleri gelmiyor. Beton duvar değil, çadır bezi mübarek. Evin esas erkekleriyle yetinmek kulakları doyuruyor. Bu sefer mikrofonu komşulara uzatıyoruz: acı var mı acı? Cevap duyulmuyor.

Esnasında yukarıdaki ana oğul yüksek sesli gece bültenlerine geçiyor. Oğlanın sesi çıkıyor, ananın sesi tizliyor. Oğlan güm güm koridor aşırı yürüyor, anası arkasından sesleniyor. Tamam terlik yok, ayakkabı yok, çorapla çıplak ayak arası yumuşaklığı anladık da, o topuklar var ya o topuklar, onların aşağı aşağı yere inmesi bize yetiyor. Oğlan derken küçül de cebime gir oğlanı, yaşı da keli de bizden hayli büyük. Elinde hep o mini minnacık purosu, eni kalın, cismi küçük.

Saatlerimiz geceyarısını gösteriyor. Cin ve göz, horul baba ve oğula yeniliyor. Anın gerçeği kemirilen tırnak, güm güm komşular, acısız duvar aşırılar inen ekran kapağının içinde gömülü kalıyor.

Sonra sabah oluyor. Gözünü açıyorsun. Zihni açıyorsun. Bedeni yataktan açıyorsun. Bilgisayarın kapağını açıyorsun. O eşsiz yazı zamanlamasını yakalamak için içeri koşuyorsun. Belki de sadece bunun için kalkılır diyorsun. Yazmak için. Dün çok konuşulan mekanın sessizliğinde, yalnızlığında, sabahında.

Tarih 18 Mayıs 2017 Perşembe, saat 08.55. Bugün, bu an daha önce yaşanmadı. Eşsiz bir zaman. Tadını çıkarıyor musun?

Günaydın.

Seans

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s