Coffee bu ara çöpçülük peşinde. Ne zaman önümüzdeki çayıra serbestçe dolaşmaya çıksak ok gibi fırlıyor. Apartmanın köpeği Fındık’ın oraya buraya tıktığı kemikleri, ilikleri, sokak köpeklerine bırakılan küflü ekmekleri, sulanmış nohutları, mayalanmış fasulyeleri bulup hapur hupur yiyor. O kadar ki, bazen çok sıkışmış olmasına rağmen, dışarı adımını atar atmaz koca bir kemiği kapıp Fındık gelmeden, kimse görmeden, hiçbirimiz müdahale etmeden bir an evvel eve dönmek için koşarak apartmanın kapısına geliyor, kuyruk sallıyor, içeri girmeyi bekliyor.

Ben ne yapıyorum? Kül yutmuyorum tabii. Anında müdahale.

34 Coffee 11 sağa çek, 34 Coffee 11 sağa çek.

Yakalama anını farkedersem uzaktan uyarıyor, oğlanı olay mahallinden uzaklaştırıyorum.

Coffee hayır! Sakın ha!

Bazen sökmüyor. Aramızdaki mesafeyi ne kadar zamanda katabileceğimin hesabını mı yapıyor, yoksa ne kadar hızlı sıvışacağını mı öngörüyor, bilmiyorum, ama bazen ganimeti kaptığı gibi oraya buraya koşup kaçıyor, kaçamıyorsa sinip hırr gırr yan bakışlar, kısık gözlerle kafayı eğiyor, uzak dur, bu benim mesajını veriyor. Coffee çenesi de mizacı da sert bir köpek değil. Çoğu zaman elimi rahatlıkta ağzına sokup ne kaptıysa çıkarıyorum. O da kabullenip ısrarsız yoluna devam ediyor.

Bugün.

Giyinip her zamanki rutinimizde çayıra çıkıyoruz. Yanıma kitabımı almışım, Adam Phillips’in dün akşam başladığım Kaçırdıklarımız’ı bir heves erik ağacının altında tatlı tatlı okuma niyetindeyim. Fındık da dışarıda, güneş altına serilmiş yatıyor. Coffee’yi görünce tüyleri ısırılmaktan saça dönmüş tenis topunu kaparak basamaklarda hazırola geçiyor. Arada da uyarı atışlarını eksik etmiyor. Hövvövvöv.

Bizimki ne yapıyor? Anında çim içi, toprak altı operasyona dalıyor. Firari. Neyse diyorum, bugün koklasın, otlansın, takılsın. Geçiyorum erik ağacının altına, takıyorum kulaklıklarımı, koyuyorum Nitin Sawhney Prophesy albümünü, tam kitabımın kapağını açacağım, bakıyorum bizimki ne olduğunu anlamadığım büyük bir parçayı kapmış, güneş altına bir güzel yerleşiyor, o koca patileriyle bir sağdan bir soldan tutup çiğneye çiğneye yuvarlıyor.

Hemen ayaklanıp oğlana doğru yürümeye başlıyorum. Beni görüyor, patilerin yiyeceği tutuşu sıkılaşıyor, dişleyip çiğnemesi hızlanıyor. Bir hapır hupur yarışına giriliyor ki sorma gitsin.

Aç parantez.

Neden böyle müdahale ediyorum da oğlanın arada bir kaçamak yapmasına karışıyorum? Coffee altı senedir ev köpeği olmasına rağmen aslen barınaktan sahiplenilmiş bir can. Bizden daha sağlıklı ve hassasiyetli beslenmesine, iyi bakılmasına, evde geçen onca yıla rağmen hala midesi, bağırsakları nane bir oğlan. Bu hafta sırf bu çöpçülükten, kaç kere, ama kaç kere, sabahın köründe, gecenin bir vaktinde, yatağın altında, halının kıyısında, saklandığı duvar dibinde aksıra tıksıra bütün yediklerini çöpleriyle birlikte çıkarıyor da çıkarıyor. Seviyom da bırakamıyom, hatta bırakmak da istemiyom ya anam babam tepemde hali.

Kapa parantez.

Hızlanıp koşar adıma geçmemle bizimki öne doğru kapanıyor, hırlamaya başlıyor. Direk çenesini tutup açmaya çalışıyorum. Yok. Bir sıkı bir katı. Bakıyorum, alıp aldığı da koca bir ekmek parçası. Amma ve lakin küf içinde. Şimdi alt tarafı küflü bir ekmek parçası, ne olur bıraksan diyebilirsiniz. Deyiniz. Ve fakat bu noktadan sonra olay bir güç savaşına ve kimin dediği olacağa bağlanıyor. Köpek ve insanı ilişkisi içinde Coffee’nin bugün itaat etme gününde olduğunu hatırlaması gerekiyor. Son zamanlarda istisnalar kaideyi o kadar geçip aşıyor ki..

Karşısına geçip göz hizasına oturuyorum. Bakışıyoruz. Ağzında ekmek, ucu acık dışarıda, çoğu içeride, neredeyse boğazının dibinde bekliyor. Biliyor. Benim o ekmeği ona yar etmeyeceğimi adı gibi biliyor. Arada kafasını çevirip görmezden geliyor. Bırakmıyorum. Coffee! deyip gözüme bakmasını sağlıyorum. Daha yumuşak sesle yeri işaret ederek hadi oğlum, bırak diyorum. Bir yere işaret eden parmağıma bakıyor, bir yukarı aşağı oynayan beyazlaşmış tüyden kaşlarının altından bana. Bırakmıyor. Bırakmayacağım, bu benim diyor. Anlıyorum. Boğa döneminde olduğumuzu ve sahip çıkmakla paylaşmamak karşıtlığını bana öyle sade ve basitçe anlatıyor ki..

Ama fayda etmiyor. Apartmanın önünde daha fazla höttürüzöt olmaması için tasmasından tutup ağacın altına götürüyorum. Ağzında ekmeğini tutuyor ya, ondan mutlu yok. Tin tin tin yanımda yürüyor. Halbuki çok yanılıyor. Banklara vardığımızda oturtuyorum. Önce bir kaçmaya yelteniyor, ama yat oraya komutumu gayet iyi alıp bankın altına yerleşiyor. Biraz alan ve sessizlik tanıyınca yumuşak yumuşak ağzında tükürükten iyice ıslanmış ekmeği kemirmeye başlıyor. İşte tam o sırada..

Davranıp Coffee’yi bacaklarımın arasına alıyorum. Anlık bir şaşalamayla ağzından kaçırayazdığı ekmeği sert bir hamleyle yakalıyor ve bana çok sert yapıyor. HIIRRRRRRAAA. Yine de yemiyor. Ona kimin patron olduğunu göstermek istercesine HAYIR diyorum. Burnuna parmağımla bir fiske vuruyorum. Elimle müdahale edip ekmeği yine almaya çalışıyorum. Yine ve yine. Nafile. Nuh diyor peygamber demiyor. O hırlıyor, ben hayır diyorum, o hırlıyor ben hayır diyorum.

Cut.

Birden kendimi Kore’de bir gece ansızın vejeteryan olmaya karar vermiş Yonğhe’nin ailesinin evinde buluyorum. Kadın istemiyorum diyor, annesi ısrar ediyor, kadın yemeyeceğim diyor, ablası ama bak sen çok seversin diye yemeği servis ediyor, kadın artık tepki vermiyor, ailenin tepkisi artıyor, tüm bu seçmeme seçimi içinde Yonğhe’nin babası zıvanadan çıkıp fiziksel ve sözlü şiddete başvuruyor, damadının yardımı, diğer aile üyelerinin bu sahne karşısında hiçbir şey yapmayıp öylece bakmaları arasında kızının ağzına bir parça balığı zorla ve zorbalıkla tıkıveriyor. Sonrasını anlatmayayım, olaylar bayağı bir kopuyor. Çok sert. Uuu. (Vejetaryen, Han Kang)

Cut back.

Birden bacaklarımın arasında, ağzında küflü ekmeğiyle, fiziksel, psikolojik ve sözel baskı altındaki Coffee’yi görüyorum. Babanın Yonğhe’nin ağzına zorla tıktığı balıklar gibi ben de Coffee’nin ağzından aynı zorbalıkla ekmeğini çıkarmaya çalışmıyor muyum?

Kalkıp banka geçiyorum. Hiçbir şey demiyorum. Coffee kafasını çevirmeden sağ yan bakışlarıyla geri çekilip izin verdiğimi anlıyor, ağır ağır ağzında pelteleşmiş ekmeği çiğneyip yutuyor. Adam Phillips okunmayı bekliyor, Nitin Sawhney kendi kendine kulaklıklarımın içinde çalıyor, ama tat kaçmış, büyü bozulmuş, erik ağacının altında kim daha fazla kalmak istiyor?

Coffee’nin tasmasını takıyorum. Tin tin eve yollanıyoruz. İçeri girer girmez Coffee hemen bana bakıp kuyruğunu sallıyor, kendince teşekkür ediyor, bacaklarımın arasına kafasını sokmaya çalışıyor. Hayır diyorum. Aşağıda ne yaptığını biliyorsun. Bırak deyince bırakacaksın. Anlıyor musun?

Anlıyor. Kafasını yine öbür tarafa çeviriyor. Kuyruk sallaması duruyor. Ne bok yediğini gayet iyi biliyor. Bu köpekler de amma insanlaşıyor. Yoksa biz onların insanları, hani ‘seni köpek’ dediğimiz ithamları sonuna kadar hak mı ediyoruz?

Odama geçiyor, masamın başına oturuyor, yazmaya başlıyorum. Coffee kapının eşiğinde girse mi girmese mi tereddütte kalıyor. Sonra ayaklarını sürüye sürüye gelip bana dokunmadan, bir şey istemeden, hemen bacak mesafemde halının üstüne yatıyor, derin bir nefes alıp veriyor. İlgilenmiyorum. Birbirimizle ilgilenmemek, stresi ikimizden de uzaklaştırıyor. Oğlan rahatlıyor, yana devriliyor, derin uykuya geçiyor. Ben yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum.

Coffee bu ara çöpçülük peşinde…

6

4 thoughts

  1. Canım Coffee. Bizimki parkta kedi mamalarının peşine düşmeye bayılıyor bir de aylardır parktaki bir kirpiyi saklandığı yerden çıkarıp başında havlayıp koklayıp rahatsız etmekte. Neyse ki incitmiyor.

    Liked by 1 kişi

  2. Ah, iyi bari. Kedi meselesini sorma. Mama olmasa da kedi kokularının peşinde Coffee’nin girmediği delik yok. Leş gibi kokup dönüyor. Bizimki de sert veya takıntılı değil, ama sıkı kovalıyor, ayrı. Yedi bir iki kere burnuna fena pati. Sizinkinin adı neydi?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s