Söyleyin bakalım, evet mi hayır mı?

Sorumun politikayla, referandumla alakası yok. Ya da var. Kişisel hayatımızı yutmaya doymayan toplumsal ve siyasal gündemin dışında durmak mümkün mü? Bilinçli olarak belki. Oysa bilinçdışı kontrolümüzde değil ki.

Baştan alıyorum. Sorum şu:

Size bir soru sorulduğunda hiç düşünmeden otomatik olarak verdiğiniz ilk cevap ne olur?

Evet mi, hayır mı? Konuya bağlıdır, kimin sorduğuyla alakalıdır, öyledir böyledir, ama amalar, vıdı vıdılar. Bütün bunları bir kenara bırakın. Kaideleri koşulları kaldırın. Doğal olarak, düşünmeden, hemencecik yükselen ilk tepkinizi verin. Cevap muhakkak içinizdedir. Bakınca çıkagelir.

Çocukluğumun anne babadan onu bunu istemekten başka derdi olmayan günlerinde evimizde evetten çok hayır cevabı duyuyormuşum gibi bir tortu var hafızamda. İrili ufaklı, çeşit çeşit hayırlar. Evetler olmuyor muydu? Elbette. Ama çocuk aklımla, hatta gençlik zamanlarında da otomatik olarak hatırladığım cevap bu. Hayır.

Neler istiyordum?

O zamanlar yaşıtım çoğu çocuktan farklı şeyler değil. Dışarı çıkmak, sokaklarda geç saatlere kadar kalıp oyun oynamak, bakkaldan sakız cips dondurma almak, arkadaşlarımda yatıya kalmak, seyahatlere gitmek, oğlanlarla arkadaşlık etmek gibi sıradan istekler. Tutturdu mu bırakmaz bir ısrar ve inatta değildim, ama hayırların hayalkırıklıklarını içimde beslediğimi sonraları farkettim. Yaş ilerledikçe hayırlara tepkiler ve isyanlar geliştirmem, böylece hayırları evete çevirmeyi öğrenmemle o hayırların hangi evetleri gizlediğini anlamaya başladım. Hayır bir kapıydı. Kapandı mı olay tamamdı. Üstüne düşünecek, dertlenecek, sorumluluk alacak, ilgilenecek meziyetler gerektirmemekteydi. Hayır, başlamadan bitirmekti. Sınır çekildi ve bitti. Nokta.

Hayırcılık babamın rolüydü. Aslında olması gereken buydu. Ailede sınırları çizen, sorumluluğu üstlenen, otoriteyi temsil eden figür. Buyrun size koca Satürn. Babam hayır derdi demesine, ama bu bana yetmezdi. O hayırın etrafından dolaşabileceğimi içten içe bilirdim. Ne babamdan korkardım, ne hayırlarından. Yine de ve yine de, hayır cevabı alacağımı bile bile, sormadan yapamazdım. Baba, çıkabilir miyim? Hayır. Halbuki o hayır arkasında o kadar büyük bir evet barındırıyordu ki. O hayır eşiğini geçtim mi koşullu da olsa evetler sapır sapır dökülmeye başlardı. Evet, ama bıdı bıdı bıdı. Tamam, ama vıdı vıdı vıdı. Amalar umrumda değildi. O eveti almıştım ya, dünyalar benimdi.

Annem bakarızcıydı. Babamla bu bakarızcılık konusunda iyi paslaşırlardı. Benimse deli olduğum cevabın adıydı. Bir türlü bilememenin tanımı. Tatile gidecek miyiz? Bakarız. Yeni mont alacak mıyız? Bakarız. Hep o umut, ufuktaki ışık. Sonuç ortaya karışık. Bakarızların evete döndüğü olurdu, ama bakarız esasen hayır dememenin yoluydu. Kestirip atmadan, kapıları kapamadan, çocuğu kırmadan hatta tutmanın. Halbuki bendeniz çocuk bol miktarda Japon çizgi filmi izlerken o koca boncuk gözlerden fışkıran göz yaşlarının etüdündeydim. Heidiii. Haayııırr! Candyyy. Eeveeet!

Kardeşimin anne baba çocuk arasındaki bu evet hayır dengesine katılması hem eğlencelik hem ibretlik gözlem malzemesiydi. O benden daha mı çok isterdi, daha mı ısrarlı giderdi, yoksa isteklerini tepeden başlatıp aşağı çekebilme lüksüne mi sahipti emin değilim, ama sokağa adımımızı atar atmaz heyecan mutluluk ve öforik bir neşeyle çenesi düşer, bıcır bıcır konuşur da ister, onu ister bunu ister, sonunda köşedeki bakkaldan alınan iki sakıza tapi olurdu. İkimiz de hayırları evete çevirmenin yollarını bulduk, becerdik, ama mücadelemizi kendi başımıza, kendi yöntemimizle verdik. Bazen isyan bazen teslimiyetle.

Peki, çocukken evimizde, ailemizde maruz kaldığımız hayır ve evet dengesi yetişkin yaşlarımızda önce kendimize, sonra eşimize, çocuğumuza, arkadaşımıza, anne babamıza, ailemize, çevremize ve toplumumuza verdiğimiz bazı otomatik cevapların temelini oluşturabilir miydi?

Buradaki otomatik kodlamasının altını çizmek istiyorum. İçinde herhangi bir sorgulama, düşünme, seçme unsuru yok. Seçim var tabii, ama bilinçli değil. Bilinçdışı seçimi otomatiktir. Ay’ımız. Bilinçdışımız, otomatik tepkilerimiz, duygusal dünyamız, ihtiyaçlarımız, beslenme şeklimiz, bedenimiz, annemiz, ailemizle ilişkimiz.

Ay. Anne. Evet.

Satürn. Baba. Hayır.

Evet ve hayır ifadelerini herhangi bir konuya açıklık-kapalılık ekseninde de değerlendirebiliriz, kabulleniş-karşı koyuş çerçevesinde de düşünebiliriz. Otomatik verilen tepkilerin ötesine geçtiğimizde zihnimizle düşündüğümüz, sezgilerimizle hareket ettiğimiz, duygularımızla buluştuğumuz ya da bedenimizle hatırladığımız kimi durumlarda otomatik cevabı hemen bir yenisiyle değiştiririz. İşte o zaman gerçeği nerede bulabiliriz? Beden, zihin ve ruhun ortak kesişim kümesinde mi?

Benim otomatik tepkim daha çok hayır içeriyor. Özellikle benden bir şey istendiğinde ‘dur yolcu’ tadında bir sınır çekiveriyorum. İstemsiz, otomatik. Neden? Bu babamdan bana yadigar, görüp de öğrendiğim birtakım kodlamalardan mı akıyor, yoksa kişisel korkularım, ertelemelerim, karamsarlığım, esnemez bükülmez değişmezliğimden mi? Halbuki evet demeyi, kollarımı açmayı, kocaman kucaklamayı, değişmeyi ve büyümeyi seviyorum. Hayır içinden evet çıkarabilmeyi.

Yoga pratiğimi uygularken bedenimde de bu hayırlarla karşılaşıyorum. Hayır diyor o derin bağ dokusu esnemeye, hayır, ben bugün buradayım, esnemeyeceğim, açılmayacağım, beni zorlayamazsın. Yoksa o hayır demiyor da ben onu evete zorladığım için mi bu cevabı alıyorum? Neden ısınmıyorsun? Neden küsüp kapanıyorsun? Neden benimle konuşmuyorsun? Neden neden neden? Belki de dokularım ben onların nasılsa öyle olma hallerine bir türlü evet diyemediğim için hayırlarını bana yansıtıyor, bunu hep düşünüyorum. Bilinçdışının fiziksel taşıyıcısı beden (her ikisi de Ay’ımız) bana bu hayır ve evetleri tarafsız, yumuşatmasız, olduğu gibi geri veriyor. O dokularda neler döndüğünü zihnen bilsem de farketmiyor. Her seferinde şaşırıyor, gülümsüyorum. Sonra evet diyorum, evet, burdayım, burdasınız. Böyle iyiyiz. Bakarız, bakarız. Kendi Ay’ımla yüzleşirken içimdeki annemi mi görüyorum?

İnsanların iletişim kurarken bedenlerine bakıyorum. Gözlerimin içine mi bakıyor, konuşurken sırtı bana dönük mü oturuyor, kollarını önünde çapraz mı kavuşturuyor, eller kollar mimikler jestler hepsi ayrı telden mi çalıyor? Bazen ağızdan çıkanlarla bedenin duruşu birbirini tutmuyor. Hemen dönüp kendime bakıyorum. Bedenim açık, kulaklarım dinlemede, gözlerim izlemede aktarılanları evetliyor muyum, yoksa çatık kaşlar, büzük dudaklar, kopuk bakışlar ve kapalı bedenimle ilişkiyi kesip hayır mı diyorum?

Evet’le ne geliyor, Hayır’la ne?

Evet’le açılma, esneklik, kabullenme, teslimiyet, uzlaşma, kucaklama, içine alma, sınırsızlık, birleşme, bütünlenme gelebilir.

Hayır’la karşı koyma, kapanma, sınır çizme, ayrılma, ayrışma, dışarıda bırakma, mesafelenme ifade edilebilir.

Ve şimdi, tüm bu kendi başına duran tarafsız ifadeler, adeta bir tarafmış gibi okunup gündemle bağlanabilir.

O zaman soruyorum.

Neye evet, neye hayır diyoruz? Artık soruları otomatik verilen istemsizlikten çıkarıyoruz. Verdiğimiz cevapları, yaptığımız seçimleri irdeleyip düşünüyor muyuz? Her evetin bir hayır, her hayırın bir evet içerdiğini farkediyor muyuz? Toplumsal olarak verdiğimiz otomatik cevaplarımızın evet mi hayır mı dediğini, nerelerde sınırlarımıza sahip çıktığımızı, nerelerde tam bir kabullenişle teslim olduğumuzu, nerede ayrıldığımızı, nerede birleştiğimizi, nerede açıldığımızı, nerede kapandığımızı ta en küçükten, ailemizin bize öğrettiklerinden, çevremizde gördüklerimizden, okulda eğitildiklerimizden, arkadaşlarımızı seçmemizden, yetişkin bir birey olup düşünce ve inanç sistemi ekseninde kendimizi yerleştirdiğimiz merkezden okuyabiliyor muyuz?

Sizden bir cevap isteniyor. Yanıt geliyor.

Bakarız.

Ülkemiz, bugün için durgun bir toplum düzeni içindedir ve insanı toplumsal çalışmalara itecek bir dış etkenin yok olduğu söylenebilir. Peki ne yapalım o halde? Olayların bizi hazırlıksız yakalamasına fırsat mı verelim? Yoksa tehlikesiz çalışmalarla o zamana kadar kendimizi avutalım mı? Bence hemen köklü bir çalışma dönemine girelim. Ben de bu satırları yazar yazmaz söylediklerimi uygulamaya girişeceğim hemen. Daha fazla oyalanmayayım. Müsaadenizle.

Tutunamayanlar, Oğuz Atay

 

Moda

4 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s