Orta ikideyim. Dramatik tepkileri olan bir Türkçe hocamız var. Aslında kadını seviyorum, bizimkilere taklidini yapıyorum. O kısa saçlarını savurup dalgalandırışını, heyecanla titreyen mavi boncuk bakışlarını kopyalayıp yüzüme yapıştırıyorum. Sadece onu değil, keskin gözlemime takılan herkesi iyi taklit ediyorum. Hala ederim. Bir gün bana hatırlatın, size sıkı bir Penny Dreadful Vanessa Ives yapayım. Güd iiv-ning mis-ta Çand-laaa.

Bir gün ödev olarak kompozisyon yazmışız, sonuçlarını alacağız. Yazma konusunda herhangi bir iddiam yok. Notlarım desen orta karar. Ve lakin ergen platonik romantik zamanlarım. Mahallede beğendiklerimden müziğini filmini takip ettiğim gençlik ateşlerine için için yanıyorum. Günlük tutuyorum, fantazi kuruyorum, kardeşime ebelenip aile içi utandırılıyorum. İşte böylesi ruh halinde olduğum bir dönemde içimden absürt bir yazı çıkarıyorum. Büyülü bir şeyler oluyor. Acaba aşkı mı yaşıyorum? Yok, daha değil, sanmıyorum. Bir heyecan kağıdı dramatik Türkçe hocamıza teslim ediyorum. Sadece iyi bir not beklentisinde kalıyorum.

Ertesi gün derste hoca kağıtları dağıtıyor. Esnasında notları yüksek sesle telaffuz ediyor. Herkes birbirinin ne aldığını biliyor. İyi not alanlardan bazılarını seçiyor, ayağa kaldırıp okutuyor. Yüksek not alanların yazdıklarını beğenmiyorum, okuduklarıyla kasılıyorum. Ama arkamda oturan arkadaşımla gizli gizli yazıp kendi aramızda paylaştığımız aşk öykülerinde umut görüyorum. Büyük harita metod defterimizin arkasına yazıyoruz. Baş kahramanları Simon Le Bon, Patrick Swayze, Ralph Macchio gibi isimlerden seçiyoruz. Kompozisyon kağıtlarımız dağıtılırken büyük ihtimal birbirimize dönmüş çene çalıyoruz.

Hocanın adımı seslendiğini duyuyorum.

Nes-li-han!

Dönüp hocanın suratına bakıyorum. Dramatik bir nefes alış, veriş. Heyecanla gülümseyen bir titreyiş. Ah evet, o titreten titreyiş. Mavi boncuk gözlerden taşan bekleyiş.

Sıramda ayağa kalkıyorum. Ne diyeceğini merak ediyorum. Kalbim çarpıyor, heyecan basıyor. Sanki önce yazının ilginçliğine değiniyor, sonra yükselttiği nabzımı notumla aşağı indiriyor.

Altı.

Konusu yok ki bunun, diyor. Yine de sınıfa yüksek sesle okumamı istiyor. Okuyorum. Titriyorum. Yerime otururken titreyen gözlerine bakıyorum. Buruluyorum. Tam otuz sene sonra sınıfın içine giren gün ışığından yanımdaki duvarda asılı paltolara, titreyen hocanın gelgitli gülümsemesinden yüzümde donup kalan burukluğa hepsini hatırlıyorum. Bir de kompozisyonumun ilk cümlesini.

Ve ben maviyi kokladım.

Nazlı Eray’ın ilk öykü kitabı Ah Bayım Ah’ı okurken ortaokul günlerime gidiyorum. Büyülü Gerçekçilik ya da Gerçeküstücülük akımının Türk edebiyatındaki temsilcisinin ta onbeş yaşlarında yazdığı öyküleri okudukça çarpıntılanıp heyecanlanıyorum. Kokladığım mavinin gerisini getirmek, hatırlamak istiyorum. Annemdeki eskiler sandığını düşünüyorum. İçinde günlüklerim hala duruyor mudur, mavilerimi barındırıyor mudur, notlarım altılık mıdır, yoksa yazdıklarım allahlık mıdır, gözlerimi yukarı aşağı deviriyorum.

Evliya Çelebi İlkokulu’nun dört B sınıfında sinekçe konuşabilen tek öğrenci, Şükriyanım teyzenin torunudur. Şükriyanım teyzenin torunu sinekçeyi anadili gibi konuşur. Bir zamanlar defterinin arkasına sinekçe şiirler bile yazmıştı. Ama sonradan o sayfayı yırtmış.

Bir Sinek Masalı, Nazlı Eray, Ah Bayım Ah

Jorge Luis Borges’in Babil Kitaplığı serisiyle devam ediyorum. H.G. Wells Duvardaki Kapı öyküleriyle kendimden geçiyorum. Ondokuzuncu yüzyılda yazılmış bilim kurgu tadında fantastik öykülere gıpta ediyorum.

Mesele şu ki, Gottfried’in kalbi sağ tarafında atmaktadır.

Deneyimsiz birinin ilgisini çekebilecek tek nokta bu olsa da, Gottfried’in anatomisindeki tuhaflık bununla bitmiyor. Gottfried’in iç organları ünlü bir cerrah tarafından dikkatle incelendi ve vücudunun diğer asimetrik bölümlerinin de olması gerekenden farklı yerlerde olduğu ortaya çıktı. Karaciğerinin sağ lobu sol tarafta, sol lobu da sağda; akciğerleri de yine aynı şekilde ters yerlerde. Daha da tuhafı, eğer Gottfried mükemmel bir aktör değilse, son zamanlarda sağ elinin sol eline dönüştüğüne inanmamız gerekiyor. Az sonra (mümkün olabildiğince tarafsız bir biçimde) anlatacağımız olaydan beri, sol eliyle sağdan sola doğru yazabiliyor, başka türlü yazı yazmakta aşırı derecede zorlanıyor. Sağ eliyle bir şey fırlatamıyor, yemeklerden çatalla bıçağı karıştırıyor, kafası trafik kuralları konusunda -bisiklet kullanıyor- tehlikeli bir karmaşa içinde hala. Elimizde, Gottfried’in bu olaydan önce de solak olduğuna dair bir kanıt yok.

Plattner Hikayesi, H.G. Wells, Duvardaki Kapı

Nazlı Eray sinek dilinde çocuk konuşturup tavuk ve horozları aramıza insansı karakterler olarak getirirken Wells içimizdeki organları, insanların bedenlerini, yaşadığımız gezegenle ötekinin yerlerini değiştirip uzaydan bir bakış sunuyor. Bense maviyi koklayıp nerelere uçtum, nerelere daldım hatırlayamıyorum. Ama maviyi oldum olası çok sevdiğimi biliyorum. Yarınki dolunay öncesinde mavi pijamamı giyip mavi kuşa haber salarak mavi rüyalara yatıyorum.

Artık maviyi çağırıyorum.

 

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s