Boşluk

Bu kadar ara yeter.

Haftada bir seans yapıyorum. Bazı arkadaşlarım bunu anlamakta zorlanıyor. Neden, diye soruyorlar. Diğer günler torbaya mı giriyor? Neden sadece bir gün?

Cevaplarım kimini tatmin ediyor, kimine ne söylesem yetmiyor. Bir haftaya yayılan boşluk doluluk dengesini kendimden yana boşluktan kullanmamın bilinen düzene karşı bir seçim olması tek kaşın kalkmasına, burun kıvrılmasına, cıkcıklanmaya veya telaffuz edilmeyen ama iç ses titreşimleriyle hissedilen tuhaf bir aktarıma gelebiliyor. Kontrolse kontrol, sınırsa sınır.

Düzen dahilinde çalıştığım dönem zaman, yer ve seçimlerin sınırlı derecede elimde olduğu döngüden çıkmış biri olarak aynı rutin, yapılacaklar, gün be gün görevler ve dinamiklerde her günümü ‘doldurmak’ istediğimi kim söylüyor? Bunu yapamayacağımdan değil, yapmayı seçmediğimden.

O boşluklara ihtiyaç duyuyorum. Bir seans için en az çalıştığım kadar boşluğu bırakmak istiyorum. Bu boşluk illa boş boş oturup vakit geçirmek anlamında değil tabii. Sadece başka birisine karşı verilen taahhüt gibi kendime taahhüt ettiğim birtakım meşgalelere yer açmak. Bunları görev halinden çıkararak, kendi alanını bırakarak ortaya çıkarmak. Serbest akış bir yazı mı, roman okumak mı, dost meclislerinde sohbetler mi, müzik dinleyip hayallere gitmek mi..

İşte bu ‘boşluk’ olarak tanımlanabilecekleri esasen kendimle ilgili bir çalışma alanı olarak görüyorum. Kendimle çalışma süresi bırakmazsam başkaları için çalışmayı ne kadar besleyebilir, ne kadar gerçek kılabilirim? Sadece teorik bilgiler, pratik dökümlerden oluşan bir analizi karşımdakine deneyimsel olarak nasıl geçirebilirim? Kendim yaşamadığım, içinden geçmediğim bir temayı, olayı, duyguyu, ilişkiyi nasıl aktarabilirim?

Yaşamsal olarak tecrübe edemediklerimi kitaplarda bulabilir miyim? Duygu olarak yaşamadıklarımı müzik, sinema, sanat yoluyla içimde hissedebilir miyim? Zamanımı yapılacaklarla doldurmadan boşlukta ortaya çıkanların veya doğal olarak dolduranların getirdikleriyle yaptıklarımı anlamlı kılabilir miyim?

Çok mu idealize edilmiş bir rutin çizmekteyim? Böyle bakana hak verebilirim. Öte yandan hayatımızdaki her şeyin otomata bağlanmış bir fabrika üretiminde çıktığı makineleşmeye kendi çapımda ancak böyle dur diyebilirim. Dur yolcu!

Yığılagelmişliklerin temizliğinde pek de iyi olmayabilirim, ama tespit hanemde bir üç beş hepsini birbirinin peşisıra sıralayabilirim. Peşpeşe seans yapmaktan tutun da peşpeşe arkadaş programı yapmaya, peşpeşe eğitim almaktan peşpeşe seyahate çıkmaya, peşpeşe alışveriş yapmaktan peşpeşe yemek yapmaya..Bu otomatiğe bağlanmış peşpeşelikleri aralara boşluklar alarak yığılan birikimler olmaktan kurtarabilir miyim?

Dış dünyada kontrolümüzde olmayan ve peşpeşe sıralanan terör olayları, ölüm haberleri, saldırı gerçekleri ve riskleri üst üste, üst üste yığılırken yokolanların hemen bir isimle, unvanla, heykelle yerine konması sanrısı da bu boşluk bırakma isteğimi tetiklemiyor değil. Bırakınız yaşayalım o boşluğu, o yokluğu, o sonradanlığını. Memlekette en hızlı ve pürüzsüz işleyen sistemin cenaze işleri olması da garip değil mi? Cenazeyi yirmidört saat içinde yıkayıp paklayıp toprağın altına göndererek o boşluğu doldurup kapatmak, hayata devam edecek yeni bir yön bulmak mümkün oluyor mu? Bu da bitti. Sonraki.

Aslında boşluk dediğimde, anlamından öte bir şeyler yüklediğim ‘boşluklar’a neden ihtiyaç duyduğumu anlatabiliyor muyum? Ne oldu biraz önce? Ne yaşadık? Ne hissettik? Ne geçirdik? Neler konuştuk? Neler paylaştık? Neler kustuk? Neler yuttuk? Neler yaşattık? Neler öldürdük? Tüm bunları peşpeşe peşpeşe peşpeşelikler içinde görmek, duymak, anlamak, aktarmak nasıl mümkün?

Coğrafyamızda yaşadıklarımıza dair hafızamızın olup olmadığı, gerçek tarihimizi bilip bilmediğimiz, bildiklerimizi sandıklarımızın gerçekliğiyle yalanlığı, bilip de unuttuklarımız ya da umursamadıklarımız o boşlukları bırakıp derinleşme sürecinden geçirmediğimiz için olabilir mi? Yoksa bu, boşlukları hafızamızda zaten olmayan, unutulan, bilinmeyen bilgiler, duygular ve düşüncelerle pir ü pak kıldığımızın yanılsaması mı?

Haftada bir seans yapmakla terörün, bombanın, ölümün ne alakası var diyebilirsiniz. Deyiniz. Mantığımın almadığı gerçekleri gözüme sokula sokula yaşamak zorunda kaldığım bir dönemde her şeyi sembolik tarafından yorumlamak bir kaçış mı kurtuluş mu seçimsizim. Ama hiçbir yaşananı sadece kendi bağlamındaki gerçeğiyle algılayamadığımı söyleyebilirim.

İki sene önce siyasi arenada bomba gibi patlayan hırsızlık vakası üstüne kendi evim dahil yakın çevrem, ailem ve arkadaşlarımın teker teker evlerinin soyulması, iki yakın dostumun madden ve manen dolandırılması bana sadece bireysel tecrübelerinden öte şeyler ifade ediyor. Aynı şekilde bir arkadaşımın annesinin özel bir hastanede yanlış ilaç verilmesiyle komaya girmesi ve fenalaşan kızının yanına tıbbi personel geleceğine güvenlik görevlilerinin gelmesi, Ekim 2015 Ankara bombalaması sonrası olay yerine ambülanslardan önce polis ve TOMA’ların ulaştığı kareleri gözümün önüne getiriyor. Fark göremiyorum, ya siz? Fark göremiyorum, ya siz?

Anlatabiliyor muyum?

Belki de tüm kaosu bir potada eritmeye çalışıyorum. Reklamcı bir dostumun özgün tabiriyle ‘reklamcı türlüsü’ne oynuyorum.

Peşpeşeliklere mecbur olduğumuz bir cehennem denemesinde birer birer ilerleyen bir cenneti kendim için tasvir ediyorum. Ama seans, ama kitap, ama yazmak, ama buluşmak…

Boşluk üstüne yazdım da arayı doldurdum sandınızsa yanılıyorsunuz. Satır aralarındaki vıdı vıdılanmaları duyuyorum. Noktayı koyup boşluğa geri dönüyorum.

İyi mi oldu kötü mü oldu bilmiyorum. Kızdırdılar beni. İki gün önce olsa güzel güzel ölecektim, şimdi başka. Bakalım kim daha güçlü? Görelim bakalım… Ben seksen ikiydim ne güzel, yeniden yirmi sekiz yaptılar beni. Delirttiler. Ne yapayım? Sen beni ölüme bırakırsan, sen bana ‘Ne istiyorsun anne?’ diye sormazsan olacağı bu. Çimenliğindeki karınca mıyım ben?.. Bak söylüyorum sana, bu deniz, bak bu ayağımın altındaki deniz beni alamayacak. Görecekler! Ben yaşayacağım ve onlar da ölmezse – ölmesinler, istemem öyle bir şey – ilk iş yüzlerine yapıştıracağım tokadı. Bir tokada yetecek kadar gücüm var benim!

Büyük Deniz Yükseliyor, Uygar Şirin

sardunya

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s