Yemekten kalktık, sofrayı topluyorum. Salonla mutfak arasında gidip geldiğim bir rutin. Tabakları taşıyorum, bulaşık makinesine yerleştiriyorum, artmış yemekleri buzdolabına koyuyorum. Gayri ihtiyari arkamı dönüp açık mutfak kapısına bakıyorum. Coffee kapının eşiğinde dimdik oturuyor. Bana bakıyor. Gözler boncuk, burun ıslak. Her zamanki şarlo ifadesiyle lord pozunda beklerken gıkı çıkmıyor. Coffee beni bekliyor, ama sadece değil. Bitiremediğim tavuk göğsünden payına bir şey düşer mi bu gece, nefes bile almadan orada öylece duruyor. Göğsü kabarık, kulakları inik, sırtı dik.

Arkamı dönüp tezgaha doğru kapanıyorum. Ne yaptığımı görmesini engelliyorum. Minik bir parça eti koparıp avcumun içine saklıyorum. Mutfaktan dışarı çıkarken hareketli bir göz hapsinde olduğumu biliyorum. Nefesini içine derin ve içli çekişini duyuyorum. Arkamı dönüp bakıyorum. Dört ayak üstüne kalkmış, kuyruk sallıyor. Ah sen var ya sen, senden hiçbir şey kaçmıyor.

Coffee, otur, diyorum. Başı hala yukarıyı, gözleri beni gösteriyor. Arka patiler sanki bir yoga pozuna girer gibi ön patilerin arasına doğru yumuşacık, usulcacık, yanyana yerleşip yerini alıyor. Kuyruk yeri süpürüp kalıyor, sırtı yeniden dikleşiyor. Avucumu açıp sağ elimi hafifçe uzatıyorum. Al bakalım. Gözler bir bana bir avucuma, bir bana bir avucuma bakıyor. Emin olmak istiyor. Gerçekten ve gerçekten yemeğimden bir parça veriyor muyum? Biraz daha uzatıyorum. Hadi, al. Başı kibarca öne uzanıyor, tek hamlede tavuğu elimden alıp avcuma iki küçük dil atıyor. Ham hum şaralop.

Daha fazlasını istememesi için, evet bu kadar, bitti, hadi içeri, deyip iki elimi çırpıyor, oğlanı marş marşlıyorum. Coffee salona yollanıyor, ben mutfağa yarım kalan işlerimi halletmeye dönüyorum. Bulaşık makinesini çalıştırıp salona geçiyorum. Yemek masasının örtüsünü şöyle bir topluyor, yaktığım mumları söndürüyorum. Cam önündeki çiçeklerimin yapraklarını düzeltip kuruyanları ayıklıyorum. Örtüyü katlayıp içeri yollanırken yemek masasının arkasında, balkon kapısının önünde yine aynı pozda, sabit duruşta, dimdik oturan Coffee’yi görüyorum. Bana bakıyor. Gözler boncuk, burun ıslak. Her zamanki şarlo ifadesinde lord pozunda beklerden yine gıkı çıkmıyor. Coffee beni bekliyor, ama sadece değil. Artık ailenin tamamlanıp beraber oturduğu alana teşrif etmemi istiyor. Bey, ben, Coffee’nin kanepe üstünde birbirimize değerek, sıkışarak, yayılarak uzandığımız battaniyeli pozumuza. Ve bana tavuk için teşekkür etmek.

Kanepenin üstüne oğlanın örtüsünü sermiş Bey’in karşısına oturuyorum. Coffee’yi çağırıyorum. Pıtı pıtı geliyor. Tek hamlede aramıza çıkıyor. Kanepe tepesinde dört ayak üstünde bir tüylü. Bir Bey’e bir bana bakıyor. Bir tur, bir tur daha dönüp kıçı Bey’e yüzü bana dönük aramıza yerleşiyor. Dayanamayıp kulaklarından tutuyor, yüzünü sıkıştırıyorum. Kafasını kaldırıp gözlerini dikiyor. Bakışıyoruz, koklaşıyoruz, yakın temasta birbirimizin nefeslerini duyuyoruz. Artık beni kanepeye oturtmuş olmanın güvencesiyle yumurta gibi kıvrılıp kucağımdaki kolumun altına kafasına sokuyor. Ne kadar sıkışık, o kadar iyi. Göbeğimin üstünde kapalı gözleri, ıslak burnu hızlıca uykuya geçiyor.

Elimde örtü kalakalıyorum. Ama daha işimi bitirmemiştim! İçeri gidip son toparlanacakları halletmek isteyen pırpırlı, huzursuz, iş bitmeden asla diyen zihnimle o sıcacık temastan, nefesten, sevgiden kopamayan gevşemiş bedenim itişiyor. İçim sevgiyle eriyor, beynim kalk bitir öyle dön diye direktif veriyor. Biraz yana kaykılıp kaçmaya yelteniyorum, hırrr sesi yükseliyor. A aaa, çok ayıp Coffee. Nerede deminki sevgi böceği? Cık cık cık.

Coffee benim huzursuzluğumu benden iyi biliyor. Ayaklanıp içeri gidiyor. İçim bir tuhaf oluyor, buruluyor. Iyiydik böyle ya. E ama sen istedin! Kalkıp örtüyü yerine koyuyorum. Başka bir şey kaldı mı etrafı kolaçan ediyorum. Bulaşık makinesi içeride foş fuş sulu köpüklü yıkamaya geçerken bizimki nerede diye peşine düşüyorum. Bulduğu ilk kilimin üstüne sere serpe yatmış, kızarmış yan gözlerle bakışını yakalıyorum. Bana bakıyor. Gözler boncuk, burun ıslak. Pat pat kuyruğu yere vurmaya başlıyor, iki ön patisiyle gerinip ileri uzanıyor. Ben de yere, yanına yatıyorum. Elimi başının altına sokuyorum. Başının küçük yuvarlak tepesini itinayla avucumun içine yerleştirmesini izliyorum. Nefes almakla almamak arası gidip geliyorum. Coffee hepimiz adına nefes dağıtsa yeridir, biliyorum.

Yengeç’e geçen Ay’la oğlum dediğim tüylüme sıkı sıkı sarılıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s