Bugün yogada ağladım. İçimden hüngür hüngür boşalmak geliyordu. Yaşadığımsa titreyen dudaklar, sulanan gözlerle içeri akan birkaç damlaydı. Gözyaşı pınarlarım kurumamıştı, şükran doluydum, ama gürül gürül coşup çağlamıyordu. Halbuki damlaların etkisi çölde susuz kalıp yağmura yakalanmak gibiydi. İçim usul usul yıkandı.

Pazar gününü çok tatsız geçirdim. Konuşmak, yazışmak, dışarı çıkmak, okumak, yazmak, izlemek, dinlemek, bunlardan hiçbirine ne tahammülüm ne halim vardı. Kendi içime dönebilecek durumda da değildim. Nefesim de bedenim de benden uzaktı. Hepimiz ayrı bir mağaraya çekilmiş, matem halindeydik. Üstüne yatıp uyumak, Pazartesi sabahları stüdyoda yaptığım yin yoga dersine gitmek kendime koyabildiğim tek ve yegane hedefti. Sadece önümdeki yirmidört saati düşünebilirdim.

Yoganın bedenimizin fiziksel olarak taşıdıklarını göstermesinin yanında duygusal ve psikolojik olarak yüklendiklerimizi yansıttığı çok katmanlı bir yapısı var. Bir öne katlanma, bir geriye eğilme, bir kalça açıcı veya omurga uzatıcı pozun o gün içinde olduğumuz ruhsal duruma göre öyle farklı tepkimeleri oluyor ki..

Misal sırtımızın geçmişimizi, göğsümüzün geleceği temsil ettiği söylenir. Omurga da şimdi olmalı (yanlışım varsa düzeltin). Daha dersin başında sırtımızı büyük bir şilteye dayayarak geriye eğildiğimiz bir açılış pozunda nefesimin doğru dürüst akmadığını farkettim. Çok şaşırmadım. Geleceği içime çekemiyordum. Hep o kısık kısık, parça parça nefesler. Güvenmek o kadar zordu ki. Şöyle gani gani, büyük büyük geleni içeri almak, kolları açmak, yere doğru genişlemek, büyümek, yayılmak nasıl mümkündü? Sürekli zihnimde akan görüntüler, o görüntülerle gelen hisler, duygular, tepkimelerle nerelerde, kimlerle dolaşıyordum?

Ana bağlanmam dışarıdaki kuş seslerini duymamla oldu. Minik kanat çırpışları, kondukları ağaç dallarından kalkıp birlikte uçmaları, ötüp durmaları. Birkaç arabanın uzaktan geçişi. Yaklaşan ve uzaklaşan motor sesi. Sessizlik. Nefesim. Sırtım. Omurgam. Kafatasım. Bacaklarım. Kollarım. Alnım. Parmak uçlarım. Dudaklarım. Başımın tepesi. Düşüncelerim, duygularım ve bedenimle nerede olduğumu anlamam.

Ders ilerledikçe nefesim ve bedenim açılsa da hala hassas mahallerdeydim. Beklentim de yoktu, ısrarım da. Yerde yatarak bacakları havaya diktiğimiz ve geriye eğildiğimiz bir pozda belimde bir şey çaktı. Evet, çaktı. Elektrik çarpması, şimşek çakması, yıldırım düşmesi. O kadar ani, o kadar keskin. Çok korktum. Birden bütün o gevşeme ve bırakma hali gitti, ne yapacağımı şaşırıp kaskatı kesildim. Sanki belimdeki hat boyunca bir yarık açılmıştı. Gözümle değilse de bedenimle ne olduğunu görüyordum. Hemen hocadan yardım istedim, yumuşakça yere indim. Bedenimdeki bu çarpışma beni Cumartesi gecesine götürmüştü. O geceden beri içimde çakan şimşekler, düşen yıldırımlar, patlayan bombaları bedenim bana geri veriyordu. Sırt üstü boylu boyunca yattım. Belimin acısını dinledim. Acıyordu. Dıştan değil, içten içten.

Göğüs ve bel sonrası bardağı taşıran son damla sağ kalçamla oldu. Sol tarafımın açıklığına ve gücüne tezat sağ bedenim, duygusal yanım, hali hazırda beni hep daha çok zorlayan tarafım şimdi çok daha incinebilir durumdaydı. Böylece kalça açıcı bir poza girmemle tüm duygularım su yüzüne çıktı, gözlerimden dışarı taştı. Pozda fazla kalamadım, çıkıp oturdum. Gözlerimi kapadığımda çölde birkaç damla gözyaşıyla yağmur altındaydım.

Tüm bunlar olurken şu an tapelediğim yazıyı zihnimde yazıyordum. Kelimeler duygu, bedendeki hisler düşünsel görüntüler olarak akarken Savasana’da gözlerime bastırılan keskin lavanta kokulu göz yastığıyla bedenimde dolaşan nefes, kan, sıvı ve gazlar duygu ve düşüncelerimle birleşti, içim geçti. Ders sonunda ellerimi kalbimin önünde birleştirip hocaya, sınıfa ve kendime teşekkür ederken yaşananlar tüm gerçekliğiyle bedenimde, yüreğimde, zihnimdeydi. Üzgündüm, hüzünlüydüm, matemdeydim. Sanki daha önce yaptığım yoga serilerinden bedenimde yer eden kalıcı ve can acıtıcı izlerin hala orada olması gibi her hüznün yeri daha da, daha da derindi artık. O yüzden geçemiyor, geçiştiremiyordum. Buysa bu.

Acaba terapi niyetine yedi günlük bir yazı serisine girebilir miydim? Bugün itibariyle bir hafta boyunca her gün bir yazı çıkarabilir miydim? Omurgamda birikenleri hatırlayabilmek, onları geçiştirmeden içinden geçebilmek, karanlık tünelden ışığa doğru devam edebilmek için ne olur, ne gelirse yazabilir miydim?

Neden yedi? Bu bir taahhüt ve sorumluluksa bunun adının Satürn olmasından, şu anda Güneş-Satürn kavuşumunun olmasından, yedi yılın Satürn döngüsüne dair olmasından. Bu bir uyanma ve özgürleşme niyetiyse yedi senenin Uranüs döngüsü olmasından, transit Satürn’le transit Uranüs’ün şu sıra elele dolaşmasından, Satürn ve Uranüs’ün burcumun iki yöneticisi olmasından. Dünyanın şıp diye değil, yedi günde yaratılmış olmasından. Liseyi altı değil yedi sene okumuş olmamdan. Bir haftanın yedi günü olmasından.

Şimdi daha iyiyim. İyi miyim emin değilim, ama dünden iyi bir yerdeyim. Yedi günlük yazı kürünü deneyeceğim. Yirmidört saatlik zaman dilimlerinde altın üst, varın yok olması mümkün bir dönemde bakalım becerebilecek miyim..

Beklerim.

3 thoughts

  1. Günaydın Neslihan,
    Çok güzel yazmışsın. Eline sağlık. Yedi günü merakla bekliyorum. Omurga içe bakıştır. Özellikle burgular (twistler) ruhsal durumunu su yüzüne çıkartır. Yani haklısın, bir bakıma şimdi’yi anlatır bize omurga. Duyguların kaslara ve dokuya sıkışması, yoga hareketleri yaparken hafızanın beş duyu organı keskinliği ile beraber uyanması bana hep çok ilginç gelmiştir. Sen de yoganın bu özelliğini pek iyi vurgulamışsın. (Ben iki gündür ay hali yüzünden yoga yapamıyorum, özendim sana) Yazıların devamını merakla bekliyorum.
    Sevgiler,
    Defne.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s