Hah. Sonunda düştün elime. Morluğun mosmora çalamadan bırakıverdin kendini yere.

Morunu kıskandım gün geçtikçe. Capcanlı, dipdiri ayakta duruşuna bakakaldım hayretle. Anlayamadım kendini bir türlü bırakmayışını yeminle. Sırrın ne diye parmakladım toprağını zalimce. Senden sonra gelen pembe pıtır pıtır tüm renklerini dökerken sen, plastik çiçek gibi karşımda dikildin de dikildin, yetti be.

Kime bu dikleniş kime bu ayak diretiş diye gözümü dibine diktim. Yeşillerini morlarını, saplarını budaklarını elleyip içini görmek istedim. Her yerini mıncık mıncık ederken gerçek misin değil misin kendimden şüphe ettim. Halbuki seni kanlı canlı bahar başında ellerimle seçtiydim.

Evime girmenle ortamı değiştirdin. Tek başına kalıp küskün duran beyaza rekabet getirdin. Sen misin? Evet sendin. Evin yerlisi bizim bağdaki beyaz, sen dağdaki mor berisine gelince boynunu uzatıp omurgasını bir düzeltti önce. Sonra yaprak üstüne yaprak vermeye başladı kıyasa erince. Bekle bekle gelmez sürgün, seni görüp de pırt diye dondan çıkar gibi çıkmasın mı hey görümce?

(Bırak şimdi beyazı pembeyi, sadede gel, ne diyeceksen de)

Hasetle dolmuşum, dolmuşum taşamamışım, hem de ne! Ellerim ayaklarım morlanmış ojelenmiş, eteğim lilalarla havalanmış, bacaklarım serilmiş. Sense birden pıt diye yanımıza düşüvermişin sessizce.

Hah haa, yok öyle sessizce messizce.

Düştün bizim alemlere görümce. Ölümlüsün işte sen de. Dökeceksin o morları yeşilleri teker teker istesen de istemesen de. Ölümsüzlük yok bu dünya alemde, anca fantazilerde. Her düşüşün de bir çıkışı olur ama bak, üzülme.

Ayy, bana geldi bir gevşeme.

Şu mor çiçek kulak arkama da güzel mi gitti ne?

Evet canım, Ay Akrep’ten çıkıp Mars’la kavuşmak üzere!

Roman temelde gayri kahramanca bir hikaye türüdür. Elbette Kahraman’ın ellerine de düşmüştür sıklıkla, çünkü Kahraman’ın hükümran tabiatı ve denetlenmesi imkansız içgüdüsü her şeyi ele geçirip yönetmesini gerektirir; bir yandan da yönettiği şeyi öldürmeye yönelik denetimi imkansız içgüdüsünü denetim altında tutabilmek için buyruklar ve kanunlar yayınlar. Dolayısıyla, kendi borazancıbaşıları olan Yasa Koyucular aracılığıyla buyurmuştur ki: Bir, anlatı dediğin ok gibi, mızrak gibi şuradan başlayıp dosdoğru şuraya gider ve TAK! hedefini vurur (hedef de düşüp ölür); iki, roman da dahil olmak üzere anlatının temel konusu çatışmadır; ve üç, içinde Kahraman yoksa, hikaye beş para etmez.

Bunların hiçbirini benimsemiyorum ben. Hatta iyice ileri gidip romanın doğal, uygun, olması gereken biçimi bir torba, bir çuvaldır diyebilirim. Kitap sözcükleri tutar. Sözcükler şeyleri tutar. Anlamları taşır. Roman, şeyleri birbirleriyle ve bizimle belirli ve kuvvetli bir ilişki içinde tutan bir ilaç bohçasıdır.

Romanları bu yüzden seviyorum: İçinde kahramanlar değil, insanlar var.

Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, Ursula Le Guin, s.62-63

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s