22.00

Alarmım çaldı. Onbeş dakikam vardı. Gandalf’ın yattığı iki şilteden birini aldım. Odama, meditasyon köşeme çekildim. Camı hafif araladım. Mum yaktım. Şilteye oturdum, sırtımı duvara yasladım. Gözlerimi kapadım, nefesime odaklandım. Niyetleri akıtmaya başladım.

Barış için, sevgi için, birlik için, temas için, tutunmak için, anlamak için, hissetmek için, ağlamak için, akıtmak için, boşaltmak için, doldurmak için, yaratmak için, paylaşmak için, sarılmak için, dayanmak için, devam için, yaşam için..

Camide mevlut okunmaya başladı. İçimde bir tel koptu, metalik cızırtısını hissettim. Cızırdayan kalbimdi, dolan gözlerim. On gün öncesine kadar beni sarıp sarmalayan bu ses şimdi başka tepkimelerdeydi. Ben her zamanki yerimdeydim, ses her zamanki yönünde, bizse her zamanki titreşimde değildik.

Gözlerim kapalı, avuçlarım dizlerimde otururken bir çember içinde olduğumu hayal ettim. Herkesin kollarını iki yana açtığını, sağ ve solumuzdakilerin omuzlarından tutarak tam bir daire olduğumuzu görüntüledim. Kollarımı gerçekten kaldırıp iki yana açtım. Havadaki omuzları tuttum, dinledim. Eş zamanlı, toplu bir hareketti bu. Fiziksel olarak birlikte olamasak da kalplerimiz birdi. Kimi meditasyonda, kimi duada, kimi niyet ve dileklerde, kimi enerjetik titreşimlerde.

Meditasyon yetmedi, gerçek temas istedim. Kollarımı kapatıp kendime sarıldım. Omuzlarım kendi avuçlarımın içindeydi. Koca çember kendi bedenimde tamamlanmıştı. İnsanlığın sıcaklığını hissettim. Birlik ve birlikteliğini.

Dün temelime, yani bedene dönmeden bu halden çıkamayacağımın ayırdına varmıştım. Matımı serip yoga yaptım. Daha önce psoas kasına odaklı çalışmamıştım. Sübtil bir şekilde temel iki hareket arasında gidip geldim. Hareketle bedenimin, bedenimle nefesimin, nefesimle göğsümün, göğsümle kalbimin, ruhumun, zihnimin sıkışıp kaldığı yerden yavaş yavaş normale dönüşünü izledim. Normal? Nefes alıp veren, yürüyen, oturan, uyuyan, uyanan, yemek yiyen, su içen, okuyan, yazan, kendiyle kalan, başkalarıyla olan, gülen, ağlayan, fani insan haline.

Mat üstünde yatmak iki ayak üstüne kalkmamı sağladı. Akşam dost meclisinde gülebildim, sarılabildim, konuşup paylaşabildim, ihtiyacım olan sevgi, şefkat ve mizahı karşılıklı verip alabildim. Aynı saatte bu sefer bir kadehle sağlığa, mutluluğa, barışa, huzura, güzel bugün ve yarınlara niyet ettim. Önemli olan niyetin gücünü oraya vermekti, yöntemi çoktan boşgeçtim.

Oyunuzu verin ancak, onu sırf bir kağıt parçası olarak görmeyin, tüm nüfuzunuzu kullanarak oy verin. Çoğunluğun isteklerine uyan bir azınlık güçsüzdür; o zaman azınlık bile değillerdir, ama tüm güçleri ile durduklarında karşı gelinemez olurlar.

Sivil İtaatsizlik, Henry David Thoreau, s.30-31

Şifa çalışması çağrısı bir arkadaşımdan mesajla 20 Temmuz Çarşamba günü geldi. Amacı o günden başlayarak 7 gün boyunca her gece saat 22.00’de bir iyi niyet çemberi oluşturup bulunduğumuz topraklar için seçtiğimiz bir uygulamayı yaparak toplu sinerji yaratmak, sevgi frekansını yükseltmekti. Meditasyon, namaz, dua, reiki, kozmik enerji, meleklerle çalışma, hiçbiri yapılamıyorsa olumlu cümleler kurarak sevgiyi ifade etme denenebilirdi.

Çarşamba gecesi meditasyona oturdum, ama olmadı. Bedenim sürekli ve ısrarla tepki verdi. Bulantı, öksürme, hapşırma, ağlamaya ramak kalma..Sonunda bıraktım, o tepkiyle birden klavyeye davrandım, Dan çıktı. Ondan sonraki iki gece bulunduğum ortamda içimden niyet ederek, olumlama sözcükleri seçerek kendimce denemeler yaptım. Ta ki bu gece şilteme geçip gerçekten meditasyona oturabilene dek.

Yıllara ve koşullara bükülmez bir dirençle karşı koymak kolay değildir. Gelgitler, saf değiştirmeler, karşı tarafa geçmeler, güçlü olana yanaşmalar, iktidardakiyle iyi geçinmeler, bir uçtan ötekine savrulmalar, dün karşı çıktığınla bugün uzlaşmalar, güne, zamana ayak uydurma altında eğilip bükülmeler, dönem sahiplerinin suyuna gitmeler üst üste üç askeri darbe yaşamış bir ülkenin insan malzemesinde yol açtığı tahribatın uzantısı olarak ne yazık ki birçok kişinin kaderini çizdi, hayatının rotasını şaşırttı.

Çocukken oynadığımız oyuna kendimizi ne denli kaptırsak da elimizdeki uyduruk oyuncağın bizi uzay fatihi yapmadığını için için biliriz, ama karşı tarafa geçip onlar adına yarışa katılmanın bizi başkalaştıracağını sezer, hele bunun kendimiz için bir tehlike olduğunu hissediyorsak, korkarız. Çocuk ya da yeni yetme aklımızla bunun kelimelerini bilmeyiz elbet, ama günün birinde olmadığımız biri olmaktan, yahut olmadığımız biri gibi yaşamaktan, davranmaktan korkarız. Kendi olmayı göze alabilenler galiba cesaretlerinin birazını da benim gibi korkularından alıyorlardır. Oyunlarda tanıdığım ötekilerden biliyorum: Korkmadan cesur olunmaz. Korkularımızın bizi yenmesine değil, güçlü kılmasına izin verdiğimizde ancak hayata kendi mendilimizi açabiliriz, düşmeden, düşürmeden..başkalarının eline ya da yerlere..

Harita Metod Defteri, Murathan Mungan, s.66-67

Mesela yazmaya bile korktuğumu farkettim. Yazdıklarımın, yazacaklarımın, yazma potansiyeli taşıdıklarımın beni saçma yerlere götürebileceğini. Öte yandan yazmamanın, üretmemenin, toplu hareket etmemenin, birlikteliği düşünmeyip istememenin hiç ama hiçbir yere götürmeyeceğini. Zorla güzellik olmaz. İçinden gelmeden, derinliğine inmeden niyet etsen de dedim oldudan farkı kalmaz.

Kahramanlar genelde gezginlerdir ve gezginlik asla nesnesini bulamayan bir arzunun, yitik anneye duyulan bir özlemin sembolüdür. Güneş benzetmesi bu bağlamda kolayca anlaşılabilir; kahramanlar sürekli yer değiştiren güneşe benzer, buradan kahraman mitinin bir güneş miti olduğu sonucuna varılır. Bu, bizim için daha ziyade bilinçdışının bilincin ışığına yönelik doyurulmamış ve doyurulamayan arzusunun öz temsiline benziyor. Ancak kendi ışığı tarafından sürekli yoldan çıkarılma ve köksüz boş bir dilek olma tehlikesi altındaki bilinç, tabiatın sağaltıcı gücünü, varlığın derin kuyularını ve sayısız şekilleriyle yaşamla bilinçdışı bir birlikteliği arzular.

Maskülen, Carl Gustav Jung, s.20-21

Birlikteliği arzuluyor musunuz? Kendiniz, aileniz, çevreniz, toplumunuz, ülkeniz için sevgi, barış ve huzur diliyor musunuz? Evetse saatlerimizi ayarlıyoruz. Yarın itibarıyla 26 Temmuz Salı dahil her gece 22.00’de kendi kahramanlığımız ve gezginliğimizle bilinçli birliktelik için bireysel ve kollektif bilinçdışında buluşuyoruz. İlham için babası şair, kendi şiir gibi Simin Tander’e kulak veriyor, kendimizi Peştuca’ya bırakıyoruz.

Gümüşlük Festival Akademi’ye kulaklara, gözlere, müzikal bünyeye bu nefis sanatçıyı tanıtıp konsere davet ettikleri için teşekkürler.

Yau Tar De Grewan (A Thread from The Collar)

I turned into dew and slept on the morning flower
Tired and weary, I slept in the lap of your sight
Today you took me to the skies with one smile

One Reply to “22.00”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s