Yalnız Kalabalık

Ağaç kulübenin dar verandasına çıktı, hasır tabureye oturdu. Titreyen nefesini yavaşça dışarı bıraktı.

Huhhh.

Mevsim henüz erkendi, halbuki Ağustos böcekleri şimdiden senfonideydi.

Cır cır cır cır.

Karşısında otsuz toprak arazi, aralıklı zeytin ağaçları, kirpiklerinde Dolunay’ın donuk beyazı, burnunda yaş adaçayı, ensesinde Ege meltemi, kulağında serin dalgaların sesi.

Fış foş fış foş.

Gelmişti. Hem de tek başına. Gerçek miydi? Kendini çimdikledi. Yalnızlık ona o kadar yabancıydı ki. Dilini bilmediği bir ülke.

Etrafı da hayatı da kalabalıktı. Pazarlama dünyasının dinamikleri, aile efradının istekleri, eş dost arkadaşların bitmeyen ilgi ve çileleri, sportif kültürel organik meşgaleleri. Ölmeden önce yapmak istediği yüz şey listesinde tek başına yolculuk önemli bir konumda yerleşikti. Belki ulaşılmaz bir özlem belki korku dolu bir endişeyle. Otuzbeş yaşında çalışan bir kadın tek başına yolculuktan korkar mıydı? Korkardı. Ürperirdi. Üşenirdi. Tek başına kendi ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, kendi kendine sosyal olarak yetmek gözünde büyüyüverirdi. Halbuki git şimdi dört başı mamur bir konkur aç, memleketin dört büyük ajansını çağır, hepsini brifle, teker teker dinleyip ele deseniz ‘siz giderken ben dönüyordum’ deyiverirdi.

Yalnızlık dendiğinde aklına yaşlılık gelirdi. Babaannesi. Evinde, ihtiyar, tek başına. Sessiz, loş ışıklı bir daire. Eski kokan mobilyalar. Sıkı sıkıya kapalı tüller, ardında kalın perdeler. Hafif bir naftalin kokusu. Açık televizyon önünde koltuğu, yanında sehpası, üstünde yakın gözlüğü, fihristi, sabit telefonu. Bayramdan bayrama dolup taşan salon, ocakta çay, cezvede kahve, börek kurabiye zeytinyağlı delisi sofra, coşkulu bir çok seslilikle çınlayan, akşamına hiç sesliliğe gömülen bir ev. Epi topu televizyon sesiyle paylaşılan bir hayat. Yaşlılık. Yalnızlık.

Ne yapardı babaannesi bütün gün o evin içinde? Pencerede tülün ardından gelene geçene mi bakardı? Kapı çalsa da eve bir can girse diye mi umutlanırdı? Bütün gün ajansı dinler, şiddetli sağnak ve kar haberlerine mi efkarlanırdı? İçi bir garip olurdu onu her o yaşlı, yalnız kokulu evin içinde gördüğünde. Kaçmak isterdi babaannesi ve onun temsil ettiği şeylerden. İş hayatının sorumlu, sağlam kadını virajı alıp hayatın bu tarafına geçince vıjk diye kaygan bir balık gibi sıvışırdı.

O mecburi yalnızlık haline düşene dek –evet, düşmek- kalabalık, meşgul, sesli, renkliydi. Evden uzak, yalnızlıktan ırak. Ya kendinden? Çalış çalış kanının son damlasına kadar çalış. Doldur doldurabildiğine günlerini gecelerini. İş, aşk, eğlence, seyahat, eğitim, hobi. Bu doldurulmuş hayatın ötesi ne bildikti ne de merak içerirdi. Hem merak kediyi öldürmesindi, hayvanlarla arası iyiydi.

Çalıştığı firmanın açtığı bir konkur sürecinde hamile olduğunu öğrendi. Yoksa ‘çocuk da yaparım kariyer de’nin temsili resmine mi evrilmekteydi? Üstelik evli değildi, olmamak da umrunda. Bu da bir çelişki değil miydi? İşte şimdi iş ve aile kalabalığı karşı karşıyaydı. O ise kendi içinde kalabalıklaşmıştı. Birken iki. Yalnız olmaya korkan ihtiyar bir kadından anneliğe gebe kişi. Hangi birine annelik edecekti?

Öğrendiği gece ayna karşısına geçip bedenini inceledi. Görünürde hiçbirşey yoktu. Herşey görünmeyen yerdeydi. Aynaya yaklaştı, gözbebeklerinin içine, ta dibine baktı. Karanlıktı. Simsiyah. Boş muydu? İçindeki minik doluluğa karşı büyük bir boşluk?

Konkur süreci stresliydi. Herkes pek bir gergin. Yoksa bu kendi hormonal dengesizliği miydi? Bu kadar erken mi?

Son ajans sunumunun olduğu gün milattı. Karar verilecek, seçim yapılacaktı. Günün ağırlığına uygun jilet gibi bir etek ceket takım, zarif topuklu ayakkabılar giydi. Saçlarını topladı, yüzüne ışıltı veren safir küpelerini taktı. Hazırdı. Kalabalık toplantı odasının uzun büyük masasında ekibiyle birlikte yerini aldı. Sunum başladı.

Bir müddet sonra bacaklarının arasından ılık ılık birşeylerin aktığını hissetti. İçi çekildi, bozuntuya vermedi. Takımı derin bir lacivertti, altındaki döner koltuk kar beyazı dokuma. Yavaşça ayağa kalktı, gözü kararır gibiydi. Arkasındaki koltuğa dayanmak için elini uzattı, göz ucuyla koyu lekeyi yakaladı. Yardımcısına göz etti, kibarca özür dileyerek ajansın sunuma devam etmesini rica etti. Toplantıdan çıktı, sunum onsuz ilerledi. Gerisi hızlandırılmış çalma programı gibiydi. Taksi, sürat, acil, hastane, ameliyat. Sabahtan akşama, kalabalıktan tek başınalığa.

O özlenen hayale gitmek, o korkunun üstesinden gelmek için hep dramatik birşey olması gerekirdi ya. Geldiği gibi giden hamilelik tek başına yolculuğun yakıtını bedavaya getirdi. Getirdi getirmesine de öncesinde birkaç kalabalığı eledi. Soluğu kuaförde aldı, uzun gür saçlarını kestirdi, ensesini özgürleştirdi. İşten izin aldı, ya da kendine izin verdi mi demeliydi? O çok özendiği tek başına yolculuğa çıkmaya karar verdi. Öncesindeyse bayram seyran olmasını beklemeden, yaşlılık ve yalnızlık mecburiyetine girmeden çiçeğini kaptı, babaannesine baskın yaptı. Daha kapıda içeri adımını atmadan ona kocaman sarıldı. Kuru cildini yüzünde, kemikli ellerini sırtında hissetti. Tüye dönmüş saçlarını okşadı, gözlerinin içine baktı.

Babaannecim, nasılsın?”

Babaannesi gözlerinin içiyle gülümsedi. Gözlüğünün arkasında yaşlar mı belirmişti?

Kolkola salona yürüdüler, pencere kenarına geçtiler. Tülleri perdeleri açtı, içeri akşam güneşini aldı.

O gece babaannesinin sessiz evinde kaldı. Onunla, kendiyle.

Haftasonu arabaya atlayıp kendini yola vurduğunda akşamı hayal etti. Denizi. Zeytin ağaçlarını. Toprağı. Rüzgarı. Üstünde bir atlet, omzunda tiril bir hırka. Ensesi açık, saçı kısa. Verandada oturmakta, Dolunay yukarıdan bütün bedenini yıkamakta. Tek başına. Kendi yalnızlığı, kalabalıklığıyla. Tam tamına.

*Bu öykümsü denemeyi 2015 baharında katıldığım Yaratıcı Yazarlık kursunda ödev olarak verilen aşağıdaki fotoğraftan ilhamla yazdım. Fotoğraf sahibini ve kaynağını malesef bilmiyorum.

Tekbasina

2 Replies to “Yalnız Kalabalık”

  1. Etkileyici bir öykü. Elinize sağlık. Böyle bir çalışma biz de yapmıştık ama ben maalesef bize verilen fotoğrafa dair hiçbir şey hissedememiştim 🙂 Sizin öykünüz gerçekten bir deneme misali ‘yaşanmış mı acaba’ diye düşündürüyor.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s