Yavaş Adam, Soğuk Kadın

Bir insan en kötü yönlerimizi, en kötü ve incitici yönlerimizi biliyorsa ve bunları söylemeyip gizliyor, bize gülümsemeyi ve şakalar yapmayı sürdürüyorsa buna ne deriz? Sevgi deriz. Hayatının bu son döneminde, başka kimden sevgi görebilirsin ki seni çirkin ihtiyar? Evet, çirkin ne demektir ben de bilirim. İkimiz de çirkiniz Paul, yaşlı ve çirkiniz. Dünyanın tüm güzelliklerini kucaklamak istesek de. İçimizdeki bu arzu asla sönmez. Ama dünyanın tüm güzellikleri ikimizi de istemiyor. Hatta bize sunulan neyse kabul etmek durumundayız, yoksa aç kalırız.”  s.208

Nedir o yaşlı ve çirkin tanımının alt tabanı? Rakam telaffuz etmeye çekiniyorum. Annem ve babam yetmişlerine girmişken bana hala on sene geride, altmışlarında geliyorlar. Yeterince genç. Halbuki yukarıda Paul Rayment’a nutuk çeken Elizabeth Costello altmışlarının sonunda, Paul başlarında.

Yaşlılığa, ama daha çok yalnız bir yaşlılığa karşı öfkeliyim. Öfkeyi kaldırsam altından çıkacak koca bir kayıp ve ölüm korkusuna inmeden, yüzeydeki sıcak kavruk memleketlerde gezinmekteyim. Yaşlılık illa yalnızlık mı demek? Bir şekilde evet. Hayatın etrafından sapır sapır döküldüğüne şahit olmak yalnızlaştırmaz mı? Artık her şeyi aynı fiziksel güçte yapamamak, paylaşacağın insanları hayatında bulamamak, ağırlaşmak, buruşmak, kurumak. Üşüten bir tekbaşınalık.

Astrolojide olgun yaşlar ve yaşlılık Satürn’le ifade edilir. Aynı şekilde yalnızlık ve ölüm de. O Satürn denen ‘koca babalık’ buz gibi bir gezegendir. Kupkuru, soğuk. Yönettiği Oğlak mevsimsel olarak kara kışı başlatır. Doğa döngüsünün yaşlanıp öleceği, tohuma kaçacağı son üç ayın başını.

Yaşlılık ölüme yaklaştırır hani. Bundan mı öfkem? Yok canım, Mars hala direkte dönmemişken, üstüne üstlük Akrep’e gerilemişken, ta Şubattaki tüm sivri dişli, derin tutmalı ısırmaların yeniden hortlamasıdır bu alt tarafı. Ha evet, tarafı altta saklı. Tıslaya tıslaya sürünen, kıvrılıp toprağa dalan soğuk yılan.

Seni soğuk adam,” diyor kadın. Bu suçlayıcı cümleyi hafif bir edayla, gülümseyerek söylüyor. “Seni zavallı, soğuk adam..”

Soğuk: Dıştan bakanlara cidden böyle mi görünüyor? İtiraz etmek istiyor. İyi niyetli biri o. Arkadaşları tanıklık edebilirler..Yürekten iyi niyet besleyen, yüreğiyle hareket eden birine nasıl soğuk denebilir?  s.145

Belki ben de dışarıdan Paul Rayment gibi görünüyorum. Soğuk kadın. Bey’le ilk tanışma zamanlarında birbirimize böylesi atıflarda bulunduğumuzun dedikodusunu arkadaşlarımız vasıtasıyla diğerimize ulaştırdığımızı hatırlıyorum. Hangimiz daha soğuk yarışına girdiğimizi bile. Soğuk ulaşılmaz oluyor ve kendini korumaya mı alıyor? Dokunmayın bana, çizdiğim sınırlı alanın dışında kalın, o kırmızı sınır çizgisine sakın ola adımınızı atmayın! Halbuki içeride ne olduğunu kim görebiliyor? Yüz metre mesafeden mikro bakışa hangi insan türünün gözleri yetebiliyor?

Yanımda taşıdığım sözcük kutusundan mı konuşayım, yüreğimden mi?”

Ah beni onikiden vurdun, ne zeki adamsın sen! Yüreğinden konuş Paul, bir kerecik.”  s.207

Sen de beni onikiden vurdun Elizabeth, sen de beni. Bana ‘zeki’ de diye sana canımı ellerimle sunup verdim, anladın, değil mi? Çünkü koltuğumun altındaki sözcük kutusu bir değerli bir değerli. Yürek dediğin o kadar sınırsız ki. Nerede başlayıp bittiğini kim bilebilir ki? Bak şimdi, üniversitedeki lakaplarımdan biri Elizabet’ti, sonu h’siz, sadece t’li. Bu meta-kadın bana bunu hatırlatmaya mı geldi?

O üniversitedeki güzel arkadaşlarımdan biri geçenlerde iki güzel su damlasını kulağıma kaçırıverdi.

  1. Laboratuar ortamında üreme olmaz.
  2. Find your cause

Çocuklar bizler sevmeyi ve hizmet etmeyi öğrenelim diye vardır. Çocuklarımız sayesinde zamanın hizmetkarlarına dönüşürüz. Yüreğinin içine bak. Kendine bu yolculuk için gerekli azme ve dayanıklılığa sahip olup olmadığını sor. Bunlara sahip değilsen belki de geri adım atmalısın.”  s.164

Bana ‘çocuk musun sen?’ denmesine de kızarım. Çocukluğumda da, şimdimde de. Aa kızım, çocukluk etme! Sanki bu yaşımda doğdum, bu yaşımda öleceğim gibi dondurulmuş zaman isteğindeyim. Hep büyüktüm, illa olgun değil. Büyürken küçülmek, yaşlanırken gençleşmek ortada bir yerde kalabilse Benjamin Button’lığa özenebilirim. Halbuki en büyük korkum da belki bu. Uçlarda kalmak. Ya çocuk ya yaşlı. Muhtaç, ihtiyaçlı. Çocuk ana babasız yapamaz, yaşlı kendi dışındakiyle. Çocukken yapamadıklarımı yaşlılığımda kendi kendimle yapabilir miyim?

Sen Roket Adam değilsin ki, Yavaş Adam’sın!”  s.227

Evet işte, nasıl da yavaşım. Zamana nankör muamelesi yaparken Persival gibi kaleyi derenin karşısında gördüm diye uykulardayım. Oysa gökyüzü yıldız dolu, kayan kayana. Kendi yıldızımı rüyalarımda aramam boşuna.

Hayır, bu kadarı yeter. Şimdi size bir soru sorayım Bayan Costello: Siz gerçek misiniz?”

Gerçek miyim? Yemek yiyorum, uyuyorum, acı çekiyorum, tuvalete gidiyorum. Soğuk alıyorum. Tabii ki gerçeğim. Senin kadar gerçeğim.”  s.206

Kimin gerçeği? Hangi zamanki?

Zaman akıyor, ben ayakta duruyorum. Ayağımın altındaki kumlar dalgalarla çekiliyor, ayak bileklerim yerin içine gömülüyor. Sağ bileğimden sola soğuk kaygan birşey sekiz çiziyor. Sonsuzluk?

Gökten yere üç elma düşüyor..

Yavaş Adam / J. M. Coetzee / 232 sayfa / Can Yayınları / Yazar: Kova

YavasAdam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s