Gölge

Orta parmağımla işaret parmağım, yüzük parmağımla serçe parmağım birleşik. Bu ikilinin arasıysa açık. Karşımdaki duvara uzaylı selamı veriyorum.

Merhaba. Ben dostum.

Cevap yok. Ne bir ses, ne bir gölge.

Parmaklarımı geçtim, lamba ışığından bana vurup duvara yansıyan herhangi bir gölge var mı bakınıyorum. Yok. Odalarda gölgesizim. Oysa gölgemi severim. Takip ederim. Hiç acımam, sağ arka cebimden hızla silahım telefonumu çeker, tek parmak iki dokunuşla dijital deklanşöre basarım. Çılak çılak. Coffee’yle günlük yürüyüşümüzü yaparken güneş arka tepemizden vurdu mu hemen ikimizin açısını kollarım. Onun kuyruğu, benim saçlarım. Gece sahilindeyse cadde ışıklarının Bey’le yansımamızı nasıl birleştirip ayırdığına bakarım. Şişko, sıska, uzun, kısa, birleşik, ayrışık.

Efsaneye göre güneşli bir günde bir adam yürür, gölgesi de onu takip eder. Karşısına insan kıyafetleri içinde Şeytan çıkar. Büyük bir heyecanla adamın gölgesine işaret ederek ‘bana gölgeni sat!’ der. Adam arkasını dönüp bakar. O ana dek gölgesinin onu takip ettiğini farketmemiştir. Düşünür. ‘Şimdiye dek onsuz gayet iyiydim, şimdi neden ihtiyacım olsun ki?’ Gölgesini Şeytan’a satar ve ölür.

Carl Gustav Jung’a göre ağaç ne kadar büyükse gölgesi de o kadar büyük olur. Jung, Gölge tanımını ‘insanın olmak istemediği şeyler’, kişiliğin olumsuz, hoşnut olunmayan tarafları olarak niteler. Gölge bir arketiptir ve evrenseldir. Her insanda gölgenin benzer formları vardır. Hırsız, yalancı, kötü kadın, çirkin yaratık, maço, düzenbaz..hepsi gölgelerimizin parçalarıdır ve üstümüzde büyük etkileri bulunur. Gölgenin ne kadar farkında değilsek bilince taşınması o kadar uzaktır. Gölge ne kadar büyükse tehlike çanları da o kadar şiddetli çalar.

İçimdeki gölge formları çeşit çeşit, hamur hamur başkaları suretinde rüyalarımda karşıma çıkıyor. Gölgelerimin diyarı rüyalarım. Tiksiniyorum senden diye bağırıyordum geçenlerde birine. Sağ gözüne sol yumruğumla üst üste, üst üste vuruyordum. Oh rahatladım diyordum yakın markaj suratına bakarken. Senin de içinde varsa boşalt hadi diye ona da gaz veriyordum bir de. Uyandığımda sol yumruğumu sıkıp kendi gözüme götürdüm. Kemikli parmaklarımı yumuşakça göz çukuruma koydum. Pek oturmadı. Bu kemik ve çukur hissi de hoşuma gitmedi. Şiddet ve yumruklaşma fikriyse hiç! Hoşlanmadığım fikirlerin gerçekleştiği platformlara karşıyım! Yasaklamanın yolu yok mu? En iyisi bir imza kampanyası başlatayım.

Bir arkadaşım bir ara ‘rüyalarımı kontrol edemiyorum’ demişti. İyi ki diye geçirmiştim içimden. Nedir bu içimizdeki kontrol saplantısı? Rüyasında gördüklerinin akışını değiştirmek için uyanıp, üstüne düşünüp tekrar uykuya yatanları da dinlemiştim. Manipülasyon unlimited. Ne karanlıklarda ne gölgeler saklanıyor o rüyalarda kimbilir.

Peki Gölge nasıl ortaya çıkacak? Işığa yakın oldukça. İşte, şimdiki ben ve keskinliği olmayan aydınlıktaki gölgesizliğim. Masamdaki ışığı yüzüme çevirdim mi, gölgem arka duvarda. Sırtım gölge sırtıma karşı sırt sırta. Birbirimize arkamızı dönmüşüz, dünyadan haberimiz yok. O sağ, ben selamet.

En zoru kendini olduğu gibi kabul etmek. Ben sinirlenmem diyen insandan kork. Sinirlenmekten hoşlanmadığını anla. Ama büyük bir öfke potansiyeli taşıyabileceğini de bil. Kendinde en iyi, güçlü, değerli bildiğin özelliğini düşün, bul. Onu telaffuz et. Şimdi de onun tersini söyle. İşte o senin bir gölgen. Başkasında hoşuna gitmeyen, seni ‘tiksindiren’, illet eden, aman uzak olsun dedirten ne varsa o senin içindeki bir gölgeye dokunuyor. Ne yapacaksın? Sen de ona dokun.

Komplekslerimizin ne kadar farkında olursak onlar üzerinde o kadar çalışabilir, onları o kadar tamir edebiliriz. İnkar edildiği ve bastırıldığı sürece gölgelerimizin tamir edilmesi imkansızlaşıp olur olmadık yerlerde, yorgunluk ve karışıklık anlarında patlamalara sebep olabilir.

Merhaba. Ben dostum. Uzaylı dost. Huu.

Yalan. Sen düşmansın. Dünyalı düşman. Hoşt.

Diyorlar ki; terapide ilk zorluk gölge imgelerini bulmak ve onların kendilerini nasıl ifade ettiğini anlamak. Bu kolay kısmıymış. Zor olan ise içindeki gölgeye sıkı bir eğitsel duruşla yaklaşabilmekmiş – hem onunla olabilmek hem ona karşı durabilmek.

Onunla olabilmek çünkü onsuz biz biz değiliz. Ona karşı durabilmek çünkü o hüküm sürdüğünde içimizdeki iyi de yıkılıp gider, bilmeliyiz.

Uzaylı parmaklarımı kapadım, fellik fellik gölgemi arıyorum. Arkamdaki duvarın önünde duran ahşap baykuş ve yuvarlak saatin gölgelerini kendilerinden kıskanıyorum. İzninizle, şimdi rüyalarımda gölgelerimi aramaya gidiyorum. Tiksinç insanlar, sıkılan yumruklar, moraran gözler, çakar çakmaz çakan rüyalar.

…..

Bu-ge-ce

Bu-ge-ce

Biiirr baaaş kaaa ge-ce!

Merkür retroya girdi, benim metroyla gidesim var. Nostalji defteriniz, tesadüfler çemberiniz kutlu olsun.

Allahaısmarladık.

Gölge

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s