Kana Bulanmış Sakal

İnsan çocuğunu, kardeşini, babasını ve elbette bir kadını terkedebilir, bunların hepsini terketmek için geçerli sebepler bulunabilir, ama bir köpeğe belli bir süre baktıktan sonra terk etmeye kimsenin hakkı yoktur, demişti babası bir seferinde, o zamanlar henüz çocuktu ve bütün aile İpanema’da yarım düzine köpeğin gelip geçtiği bir evde yaşıyordu. Köpeklerin insanlarla yaşayabilmek için bastırdıkları kimi içgüdülerini tekrar ve tam anlamıyla geri kazanmaları imkansızdır. Sadık bir köpek sakat bir hayvandan farksızdır. Bu bağı bizim bozmamız mümkün değildir. Köpek bozabilir, ama bu epey nadir görülür. İnsanın buna hakkı yoktur, demişti babası. s. 18-19

Bir sonuca ulaşamayacağımızı bile bile Coffee’nin nasıl barınağa düştüğünü çok sorguladık. Yukarıda bahsedilen bağ bile isteye koparılmış, ortalığa mı bırakılmıştı, yoksa bir panik anında korkup kaçmış mıydı? Olası senaryolar arasında gidip gelirken beş seneyi devirdik. Coffee tam zamanlı bir aile köpeği oldu. Seyahatte evdeki düzenini arar, ormanda bizimle birlikte yürüyüş yapmayı bekler, biz insanlarıyla ilişkisini ve bağını bilip alıştığı şekilde devam ettirmek ister hale geldi.

Bu gözlem ve paylaşım iz takibi yapmama sebep oldu. Apartmanımızda kapıcımız tarafından bakılan Fındık geçen yaz bir ay yalnız kaldı, bakıcılarının memleket yolunu gözledi. Hüzünlendi. Yalnızlaştı. Kapıcımızsa ailesiyle eve dönünce büyük bir tezahüratla karşılaştı. O da şaşırdı, bizzat gördüm, duygulandı, karşısına her çıkana ‘özlemiş beni yahu’ diye anlattı. Fındık da bu arada olgunlaştı. Bağı kopmadı, güçlendi.

Brezilyalı genç yazar Daniel Galera’nın Kana Bulanmış Sakal romanını okumaya başlar başlamaz böyle bir köpek ve insan ilişkisinin dokusu fırına verildi, kısık ateşte pişmeye başladı. Halbuki roman aslında nelere gebeydi.

Ana kahraman isimsiz, otuz yaşlarında bir adam. Kendisini ‘adam’ diye tanıyoruz. Bir gün babası onu yanına çağırıyor ve intihar edeceğini söylüyor. Ondan emektar köpeği Beta’yla ilgili kendisine söz vermesini istiyor. Esnasında yıllar evvel esrarengiz bir şekilde ölen dedesini anlatıyor ve adamın kafasında pandoranın kutusunu açacak olaylar silsilesinin tohumu atılıyor.

Adamın bu kitap sayesinde öğrendiğim ilginç bir hastalığı var. Prosopagnosia. İnsanların yüzlerini hatırlayamıyor. Bu da hayatını epey zorlaştırıyor. Yüzleri hatırlamadığı için başka uzuvlarından, seslerinden, kokularından, kepçe kulaklarından, kabarık kıvırcık saçlarından, dövmelerinden insanları ayırt etmeye çalışıyor.

Adam, babası öldükten sonra artık onun olan köpeği Beta’yla dedesi Gauderio’nun vakti zamanında yaşadığı sahil kasabası Garopaba’ya giderek orada bir ev tutuyor. Orada yaşamaya, bir yandan dedesinin gizemli ölümünü araştırmaya karar veriyor. (Güney Amerika’da bir bölgede geleneksel kovboylara gaucho deniyormuş, gauderio da diğer eyaletlerde bu kovboylara takılan admış)

Orada mı oturuyorsun? diye soruyor Marcelo, başıyla binayı işaret ederek.

Dün taşındım.

Sörfçüsün.

Yok.

N’oldu o zaman, boşandın mı?

Canım deniz kenarında yaşamak istedi, o kadar.

Ha, iyi gelir tabii, burada yaşam çok iyidir, buralar feci güzeldir.

Öyle valla.

İnsanın içine huzur verir. Sabah denizi görmek.

Hiçbir şeye değişmem.

Buranın insanları çok iyidir. Garopaba’da bugüne kadar hiç kimsenin öldürülmediğini biliyor muydun?

Hiç mi?

Bir sürü ölen oldu tabii, ama cinayete kurban giden hiç olmadı! Burası çok huzurludur. Hemen hiç şiddet yoktur. s. 71

Adam atlet ve yüzücü. Hem koşu hem yüzme antrenörlüğü yapıyor. Kasabada meşgalelerine uygun iş buluyor ve günlük rutini köpeği Beta’yla birlikte işe yürüyerek, okyanusta yüzerek, kasabalılarla yavaş yavaş tanışarak oluşmaya başlıyor.

Yazın herkesin bayılarak tatile, sörf yapmaya geldiği, orada yaşamanın hayallerini kurduğu, “tek istediğim deniz kenarında yaşamak, tek istediğim sörf yapmak, tek istediğim düşüncelerimle baş başa kalmak, tek istediğim doğanın tadını çıkarmak..” gibi cümleler kurduğu Garopaba’da adamın yerleşme ve yerlileşme çabası, arka planda dedesinin ölümünün izini sürmesi, küçük bir kasabaya gelen yabancıya nasıl yaklaşıldığının evrensel ipuçlarını veriyor. Hele yaz bitip turistlerin elini eteğini çekmesiyle mevsim, kasaba ve insanların üstündeki büyülü pembe sis kalkıyor. Dışarıdan huzur, uyum, mutluluk dolu bir imaj çizen kasaba halkının dışarıya göstermediği, kendine sakladığı, ağız-beden- yaşam birliği yaptığı karanlık yanı olaylar ilerleyip karakterler hikayelerle bezendikçe su yüzüne çıkıyor.

Buranın özelliği rahatsızlıkların dönemsel olması. Hastalar yaz sezonunda ortadan kayboluyor, kış sezonundaysa dengeleri bozulmuş halde akın akın geri geliyorlar. Yazın herkes coşku içinde, para bol. Herkes ıstırap çekemeyecek kadar meşgul. Kışınsa herkes bıkkın, umutsuz. Havalar soğuk. İşte o zaman dananın kuyruğu kopuyor. Bu döngü insanları çileden çıkarıyor. s. 282

Adamın herkese sorup cevap alamadığı dedesi Gauderio ve ölümüyle ilgili bilinmeyen, tanınmayan, öyle gösterilen karanlık gerçekler kendisinin kasabada sessizce düşman ve öteki ilan edilmesine sebep olurken, bu sayede kendi içindeki Gauderio’yu ve karanlığı yavaş yavaş keşfediyor.

Masal gibi bir olay. Herifin canıyla orfozunki arasında bağ gibi bir şey var sanki, tıpku senin canınla bu köpeğinki gibi. Tam olarak nasıl, kavrayamıyoruz, iki canlının yolları nasıl böyle kesişir, anlayamıyoruz. Ama insanı düşüncelere sevk ediyor, değil mi? Tesadüf olmasa gerek. İki varlığın böyle bir olayda birleşmesinin evvelinde sürüyle yeniden doğum gerçekleşmiş olsa gerek. s. 133

Olaylar gelişir, kitabın ikinci yarısından sonra ivme kazanırken adam ve dedesi arasındaki mitik aktarım üzerine adam ve köpeği arasındaki varoluşsal bağ birbirine geçiyor. Hikayeyi, Carl Gustav Jung’un önemli arketiplerinden ‘Kahraman’ın yolculuğundan öteye, kadersel, varoluşsal bir boyuta taşıyor. Bir gece kitabı elimden bırakamadan son yüzseksen sayfayı yutup romanı bitirmeme neden oluyor.

Karakter olarak adamı sevip sevmediğime karar veremiyorum. İlginç bir şekilde buna çok takılmıyorum. Halbuki karakterlerini sevemediğim romanlardan zevk almadığımı biliyorum. Kana Bulanmış Sakal’da olay örgüsü içine karakterler, zaman, mekan ve akış öyle ustalıkla yediriliyor ki okuyucu olarak adamla koşuyor, adamla yüzüyor, köpeğiyle yatıyorum. Evet, romanda sürekli Beta’nın izini sürüyorum. Bazı yerlerde nerede o, nerede, unuttu mu, birşey mi oldu diye endişelenirken Beta hemen adamın ardından koşmaya devam ediyor. Benim bir numaralı karakterim Beta oluyor. On küsür yaşlarında bir Avustralya çoban köpeği. Ben adamı değil, adam ve Beta ikilisini başrolde, ayrılmaz bir ‘bizlik’ içinde takip ediyorum. İkisine bayılıyorum. Öyle ki bazı yerlerde göğsümden dışarı ‘hıck’ sesi çıktığını duyuyor, sağ elimle göğsümü tutuyorum.

Romanın biçemini zor, ama başarılı buldum. Diyaloglar sadece paragraf başlarıyla ayrılıyor. Aynı şekilde diyaloglardan anlatıma geçişler de. Bazen ikisi birbirinden ayrılmıyor, her şey paragraf içinde devam ediyor. Böylesi bir kurguda bazen kimin konuştuğu, kimin söz aldığı anlaşılmıyor. Roman şimdiki zamanda, üçüncü tekil şahıs üstünden anlatılıyor. Bu, okuyucuyla hikaye arasına bir mesafe koyar gibi dururken okumaya kapılıp gittikten sonra hiç zorlamadan, yormadan, kısa kısa, basit basit cümlelerle sanki Garopaba sizi içine çekiyor, sahne kuruluyor, oyun oynanıyor, sakinlerden biriymişçesine yaşıyorsunuz.

Bu kitabı dört kişilik arkadaş grubumuz arasında, mini kitap kulübümüzde okuma kararı almıştık. İlk bitiren ben oldum ve oldukça etkilendim. Halbuki başka birisi görev gibi okuduğunu, adama ısınamadığını, hikayenin sarmadığını söyledi. Bir diğeriyse yazım diline takıldığını, kısa cümlelerin onu akıştan kopardığını ifade etti. Herkesin fikri oldukça uçlarda olabilecek, arası deresi çok mümkün olmayan bir okuma deneyimi denebilir. Bu da kulaklara küpe.

Okuduğum yazarların doğum günlerini bulup, saatsiz de olsa haritalarına açıp bakmasam olmaz. Küçük bir astrolojik dokunuş.

Galera bir Yengeç. Ay’ı Balık. Tüm bir roman boyunca adamın dedeyi, atayı, atasoyunu, kökeni arama, onu bulup kendini yeniden doğurma teması Yengeç’in mitolojisini destekler nitelikteydi. Üstelik yazar, kahramanın Yengeçliğine dair bir özelliğini de vermenin yolunu çok güzel bulmuştu.

..sense Menino Deus’taki dairendeki mobilyalarınla tek tük eşyanı önüne ilk çıkana resmen bedavaya teslim ettin ve kalan işlerini çözsün diye avukat arkadaşına vekalet verip deniz kenarına kaçtın, yengeç gibi kuma girip saklandın.. s. 303

Yanısıra, bir yandan kurban edilen, öte yandan kurtarılan ve bu döngü içinde sürekli parçalanıp bütünlenen Balık’ın duygusal dünyası da hikayenin can alıcı noktalarındandı. Adam aldatılıyordu, o sevmeye devam ediyordu. Herkes adamdan borç istiyordu, o kimseye hayır demeden herkesi kurtarıyordu.  Balık’ın mitolojisindeki sürekli kutsal anneye dönmek isteyen, ondan hiç kopmak istemeyen oğlan çocuk gibi.

Çünkü, kulağa düpedüz çılgınlık gibi gelse de, balinalar balık değil, memeli. Böyle yakına gelip soluduklarında ciğerlerini hissediyorum ve tüylerim diken diken oluyor. Denize dönmüş kara hayvanları onlar. Balina iskeleti nasıldır, hiç gördün mü? Yüzgeçlerinde patilere benzer kemikler vardır. Elleri ve parmakları vardır. Bazen düşünürüm de buralara göçüp plajın kıyısında takılmalarının ardında geçmişe dair bir özlem olabilir. Karadaki atalarına bir özlem. Plajın hemen dibindeki şu sığlıkta duran bir balinayı düşünsene. Ne hissediyordur acaba? Nasıl deniz bizim için tehditler içeriyorsa o da kendisi için uzak ve ölüm saçan bir dünyanın sınırını görüyor olabilir. Ama eve döndüğünü hissediyor da olabilir. Ana rahmine dönmek gibi. Kışkırtıcı bir şey. Belki de görünüşte sebepsiz yere karaya vurmalarının ardında bu vardır. Çünkü denizin sınırı yoktur. Okyanusu dehşetli kılan budur. Rahim ise tam tersidir. Bence balinalar sürekli bu dehşetin pençesinde yaşarlar. s. 267

Uzun zamandır okuduğum kitaplar üstüne yazamıyorum. Biraz tembellik, biraz bencillik. Bunu yazmak için resmen kendimi zorladım. Umarım değmiştir.

Kana Bulanmış Sakal / Daniel Galera / 447 sayfa / Can Yayınları / Yazar: Yengeç

KBS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s