Hastalık Sağlık

Hasta olmayı sevmiyorum. Ve bunu ilk defa yazmıyorum. E kim sever? Belki hastalığı bahane edip kendine zaman ve alan açmak isteyen biri. Ya da işten, çalışmaktan kaçmak isteyen diğeri. Veya hayatındaki sınırları çizemeyip kendi dışında birşeye sığınmak isteyen öteki. En iyisi sağlık sektöründe çalışan bir iyileştirici.

Bir kaçış için kullanılacaksa hastalık iyi sebep olabilir. Yoksa hastalık dediğin insanı yere yapıştırıp bedeni ve aklı çalıştıramayacak hale getirdikten sonra kaçsan da kaçmasan da pek birşey yazmayabilir.

Hastalık vurduğunda bunun bir kabulleniş gerektirdiğini hala bir türlü kabul edemiyorum. Kabullenişi kabullenememek. Bir şinik kekere mekere. Sanki hastalığı lakayıt bir zaman, meşgaleyle doldurulacak bir boşluk olarak değerlendiriyorum. Bilinçli değil, otomatik.

Pazartesi gününden beri ne yaptığımı düşünüyorum. Koca bir hiç. ‘Hiç’in tanımına gireyim: Okuyamadım, yazamadım, çalışamadım, üretemedim, düzenleyemedim, ilerleyemedim, kendime bir katman daha ekleyemedim. Oradan oraya gün içinde savruldum. Yatıp dinlendim mi? Yok. İyileştim mi? Hayır. Hem hasta olmanın mızmızlığı hem de zamanı verimli şekilde yönetememenin ezikliğiyle bir de kendime sinirlendim. Bunun bana faydası? Sıfır.

İşe gidemeyecek kadar hasta olduğum zamanlarda mecburen evde kalırdım. Ne kadarını yatıp dinlenerek geçirebilirdim, ne kadarını telefonda konuşup maillere cevap yazarak tartışılır. Hasta olmak o zaman da bir engeldi. Çalışmamı durduran, akışı bozan, bırakmaya mecbur bırakan bir hal. Bırakmaya mecbur olmak. Kontrol delilerinin en büyük öğretisi. Letting go. Profesyonel hayattan çıkışım da böyle oldu. Sağlığımın bırakmam, durmam için beni hasta, sağlıksız ve mecbur ettiğini kabullenene dek.

Mücadele edip dışına çıkmak mı zor, kabullenip içine almak mı? Bunun tek bir cevabı yok. İnsan dediğin tip tip. Birisi için savaş doğal unsurken diğeri için tevekkül içten gelen yetenek.

Kabullenmek zor geliyor. Kontrolün dışındakileri içselleştirmek. Hem çok basit bir olgudan bahsediyorum. İşte şu anda hastayım. Boğazım ağrıyor, genzim akıyor, nefes alırken boğazımdaki hıtır hıtır histen hoşlanmıyorum, su içerken metalden arıtılmış gibi dilimin üstünde yuvarlanan sıvıyı anlamıyorum, vücudumdaki kırıklığı sanki içimde birşeyler parça pinçik olmuş gibi yaşıyorum. Bu kırılgan, muhtaç, mızmız hali sevmiyorum, sevemiyorum, kabullenip bu hale teslim olamıyorum, ta ki bizzat beni süründürme raddesinde paspas edip mecbur bırakana dek. Kabullenmek ve sevmenin ne alakası var şimdi? Hiç. Değil. Çok var.

Sevmek dediğinde içinde bir gönüllülük olabilir. Kucaklamak. Şefkatle içine almak. Sarılıp sarmalamak. Evet, belki yapacak birşey yok, savaşacak çok şey var, zira bu hastalık grip değil, çok daha ciddi ve ölümcül birşey de olabilir. Önce idrak. Neredeyim, ne durumdayım, hangi zaman ve andayım, ona teslimiyet ve kabulleniş. Gerçeği gönüllü olarak kucaklamak. Acıtıcı, korkutucu, ölümcül de olsa, buna mecbur da olsan bunu üstünde bir baskı olarak değil, güçmüş, erdemmiş gibi içine çekmek, onunla kalmak. Ve gereken mücadele, savaş, dirayet, dayanma, sabır, sebat için ne lazımsa ortaya koymak, içinden dışarı itmek, hastalığı atmak, üstüne çıkmak, onu aşmak.

Kabullenme gönüllülük içermediğinde tahammül haline geliyor. Tahammül de istemediğin birşeye dayanma gücünü getiriyor. Uzun soluklu bir hastalığın üstesinden gelebilmek için hem kabulleniş hem tahammüle ihtiyaç olduğu kesin. Grip olunca aradaki fark ne peki? Önemsememek, burnu büyüklük etmek, kestirip atmak, yok saymak. Hah, yaza yaza buldum. Yok saymak.

Hastalığı yok saymak sağlığı yok saymak olabilir mi? Seneler senesi o yoğun iş temposunda oradan buradan pırtlayan ameliyatlar, bayılmalar, doktora gidip aynen kaldığım yerden devam etmeler, düzeni ve akışa değiştirmeye en ufak önem vermemeler. Yani ben hasta değildim ki sağlığıma eğileyim, değil mi? Ara ara aşırı yüklenmeden zırtlayıp tırtlayan organlarım oluyordu, o kadar.

İnsan sağlığında neyse sağlıksızlığında da o. Her yerden karşısına kendi çıkıyor. İster hastalığı yok say ister sağlığı, ister kendini ister ilişkini, ister geleceğini ister şimdini. İster yoga yap bedeninle gör, ister astroloji çalış zihninle öğren, ister meditasyon yap nefesinle yaz, ister kitap oku roman karakterlerinden al.

Her yiğidin yoğurt yiyişinin farklı olması gibi her bir yiğidin farklı farklı yoğurtları yeme şekli farklı değil. Kekere mekere misali. Kaşığı daldırıp bata çıka şap şup döke saça mı yiyorsun, üstünden kaymağını itinayla sıyırıp kenarından kaşığın ucuyla mı alıyorsun? Doğumdan ölüme bu yoğurt yiyişi hiç mi değiştirmiyorsun?

Değiştirdiğini farkettiğin, onu seçerek ilerlediğin noktada evet, öğrendiğini deneyimliyorsun. Mizaç değişmiyor, yoğurt yeme şekli baki kalıyor, ama öğrenme var ya öğrenme, öğrenerek bilinçlenme, nasıl yediğini farketme, farkederek o kaşığı yoğurda daldırma, otomatik pilottan çıkıp bakarak, görerek, tadarak, çiğneyerek, yutarak, boğazından aşağı kaydığının ayırdına vararak yemek, işte orada sağlıklı/sağlıksız yiyiş dengesinde bir kırılma oluyor. Sağlıksız taraftan sağlıklıya geçişi seçtiğinde öğrenilmiş değişim başlıyor. Zaaflarının güce dönmesi, gelişimi, olgunlaşması için taze bir adım. Yoğurt yiyişin üçüncü gözü böyle mi açılıyor? Denemeyen bilemiyor.

Hasta olduğunu kabul etmeyip ekran başına yazmaya oturan bir yazıcının hafif uyuşuk zihninden akanları dinlemek siz sağlıklı okuyucular için ne kadar sağlık içerir, işbu yazıcı şuracığa bir soru işareti bırakıveriyor. Ve lakin (evet, lakin), yazmanın onu başka bir boyutta sağlıklandırdığını, kafasının daha iyi çalıştığını, tatmin hissiyle bedenine eser miktarda can geldiğini, hatta belki de boğazının bile daha az hıtırdağını hissediyor. Yazmak plasebo etkisi mi yaratıyor? On gündür yazamamanın verdiği atalet hastalıklı bünye üstündeki toz ve ağ tutmuş beklemişliği şöyle bir silkeleyip atıyor.

Oh be diyor. Oh. Hastayken hastalığı değil, yazmayı yok saymak hastalıkmış.

Bir şinik kekere mekere.

2 Replies to “Hastalık Sağlık”

  1. antibiyotik kafası 🙂 ben de hastayım, hem de 5 yıl sonra ilk defa! Yatıyorum, manyak derece film seyrediyorum. Acayip rüyalar görüyorum. Zuzu başımda. Çorba içmek için kalkıyorum. Memnunum.
    Öptüm seni geçmiş olsun.

    Beğen

  2. Teşekkürler Ayşecim. Sana da çok geçmiş olsun. Çorba, bitki çayı, battaniye altı. Kendimi kitaba verme niyetindeyim. En iyi ilaç kağıda baskı okumalar, dinlenmeler. Öperim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s