Kırk sonrası aldığım her bir yaşla sanki bir katman daha eksiliyorum. Yedi tülden biri daha düşüyor, bir nebze daha çıplaklaşıyorum.

Yaş almak bir artış ifadesi mi, düşünceye dalıyorum.

İnsan çıplaklaştıkça artar mı – bazı şeylere ihtiyaçsızlaşıp kendine yeter mi? Katmanları arttıkça eksilir mi – aldıkça doymaz, yetmez, bitmez, kendi dibinden kesilir mi? Sütü kaynatıp kestiren insan, kendini kaynatıp kaymağını suyundan ayırabilir mi?

Yaş almak sütten yoğurda evrilmek gibi kıvamlıdır belki. Malzeme bir, formu değil. Süt olmadan yoğurt olmaz. Yoğurt olmadan süt olur. Peki o süt hep aynı kalır mı? Cevap değişir, soru şaşmaz.

Belki çocukken çok süt içtiğimdendir. Sıcak ve şekerli. Kaymağı süzülmüş, kardeşimin çocuk diliyle ‘kıymalarından’ arındırılmış. Çocukken önüme konan sıcak sütten yetişkinliğimde eser kaldı mı, yoksa annemin margarininden vazgeçip kendi köpüklü, kabartmalı kaymağıma davrandım mı? Bir arkadaşımın oğlunun dört yaşında dediği gibi.

‘Ben büyükken Afrika’ya gitmiştimdi’.

Ben çocukken büyüktüm, büyükken küçüldüm mü? Küçül de cebime gir, cebime olmazsa içime eğil. Büyük laflara soyundum, Minotor’un labiretinde kayboldum. Neyi kendime saklıyor da ortaya koymuyordum? İçimdeki saf ürkek cenini mi, ilkel vahşi canavarımın gölgesini mi? Döndür döndür dur, davran davran boğul.

Sakınmakla sakla(n)mak bir mi? Aramak ve aranmak misali. Sakınan saklanır, arayan aranır, ava giden avlanır. Kendi kendinin avına çıkan avcı mıdır? Bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlı boz pis porsukla, diğer bir şinik kekere mekereye dadanan boz ala boz başlı boz pis porsuğun laf ebeliği.

Yazmak için az durdum, çok bekledim, belli ki damıtıp süzemedim. Kekere mekere gekgüklerdeyim. Aslında komiklik yapacak halde değilim. Merak etmeyin, iyiyim. Ama sevmeme hallerimi sütten kaymağı ayırır gibi labirentimden çekip çıkaramama derdindeyim.

Yaşça artmanın getirdiği eksilme belki de şudur:

Gerekli olanın ve olmayanın tanımlanması. Seçmenin ve seçmemenin özgürleştiriciliği. Kalbin niyetiyle dilin niyetinin, resmi görüşle şahsi görüşün birleşip sadeleşmesi.

Sadeleşmek basitleşmeyi getirir mi? Basitlik sığlık, kıtlık, adilik, düzlük, hatta dümdüklük değil. Gizli gündemlere dalmadan, arka planlar koymadan, kurmadan kurgulamadan, beklentiyi tepeye koyup aşağı yuvarlanmadan, tutup tutup sönmüş sanılan volkanı lavlarınla eritip yutmadan, açıklıkla, gönüllülükle, sevgiyle, zerafetle, erdemle, olduğun halinle derinliğini basitçe göstermek belki de. Sadece.

Hayatım sadeleşip derinleşirken kelimelerim, cümlelerim karman çorman afili ifadelere bürünüyor. Halbuki insanın bir günü bir gününe uymuyor. Gözüp açıp kapayana dek Ocak bitip Şubat beliriyor. Papatya fallarındaki seviyor sevmiyor yaprakları teker teker yolunuyor, ama bitmek tükenmek bilmiyor. Halbuki bazen duygu, bazen söz, bazen arkadaşlık, bazen sadece bir yaş bitiveriyor. Alt tarafı bir yaş.

Peki ya bitişler, hangi hanede, artıda mı ekside mi yaşanıyor?

İşbu yazıcı yeni yaşında sıcak sütlü, bol köpüklü, dışı kuru, içi yaş haneleri düşünüyor da düşünüyor.

Aşağıdaki parça keşfi için Ağaç ve Mavi Kuş‘a teşekkürler..

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s