Su elementindeki Dolunaylar bana bol rüya veriyor. Balık fantastik kurgular içinde okyanus kıyısında Hollywood yapımları sunarken, Akrep’te yeraltı dehlizlerinde, karanlık ve göz gözü görmeyen tünellerde, ıslaklık, bataklık ve çamur içinde yürümeye çalışıyorum.

Yengeç ise ailemdeki kadınları bilinçdışımdan rüyalarıma taşıyor. Onların içindeki kendimi, kendi içimdeki onları izliyorum. Annem, teyzelerim, anneannem, babaannem, kız kardeşim, kuzinlerim, kız arkadaşlarım, kadın hocalarım, anaerkil köklerim.

Bu sabah bu tortularla donandığım bir rüyadaydım. Yer anneannemin eviydi. Korunduğumu, kucaklandığımı hissettiğim ana kucağı gibiydi. Rüyamın detaylarından ziyade benim içinde bulunduğum ihtiyaçlı durum bir sürü şey diyordu. Ben, bugünkü bendim, ama ruhen çocuktum. Şefkate, sarılıp sarmalanmaya, beslenmeye, korunmaya ihtiyacı olan, sevgiye, güvene aç bir çocuk. Bir çocuk büyürken annesinden, annelik beklediklerinden başka ne ister?

Her Dolunay ruhumuz ve duygularımızın karşılıklı iki kutupta durup çekiştiği gerilme dönemidir. Duygular bir yöne gitmek ister, ruh ötekine. Bu bir meyve verme vaktidir. Bir önceki Yeniay’da atılan tohumun olgunlaştığı ve bizim o meyveden memnun olup olmadığımıza dair bir karar verme zamanının işaretçisidir. O yüzden içimiz kabarır, duygularımız çalkalanır, karar vermekle kararsızlık arasında gider geliriz.

Yarın, 25 Aralık 2015 İstanbul saatiyle 13.11 civarında Yengeç’te oluşacak Dolunay bize evimiz, ailemiz, temellerimiz, geçmişimiz, köklerimiz, annelik etme biçimimiz -kendimize, çocuklarımıza veya başkalarına- ile ilgili bir duygusal farkındalık getiriyor. Güneş’in yeni Oğlak burcuna geçtiği, 22 Aralık 2015’le birlikte başlayan Kış Döngüsü’nün üstüne gelen bu Dolunay dış dünyadaki sorumluluklarımız ve evdeki (fiziksel evimiz, bedensel evimiz, duygusal evimiz) ihtiyaçlarımız konularına ışık tutuyor.

İhtiyaçlarımıza gerektiği gibi eğiliyor muyuz? Başkalarından bize sevgi, şefkat göstermesini, besleyip kollamasını beklerken kendi kendimize bunu veriyor muyuz? İhtiyaçlarımız doğrultusunda mı yaşıyoruz (Yengeç) yoksa yapmamız gerektiğini düşündüklerimiz çerçevesinde mi ilerliyoruz (Oğlak)? Kendimiz için bu ikisi arasında doğru dengeyi buluyor muyuz?

Dolunay günü yaklaşık 5 aydır retro hareketinde bulunan Uranüs de direkt hareketine geçiyor. Bu bize ani gerçeklik uyanışlarına girebileceğimizi gösteriyor. Hakiki olanı hayatımıza katmak babında artık işe yaramayan birtakım kalıpları çekip atmak için gerekli çıkış enerjisini veriyor. Bir işe gereğinden fazla zamandır mı tutunuyoruz? Ya da bir ilişkiye yürümediğini göre göre hala anlamsız şekilde tolere mi ediyoruz? Veya bizi aşağı çeken bir duygu, düşünce, kişiden sadece alışkanlıktan, korkudan, onaylanmama endişesinden ayrılamıyor muyuz? İşte şimdi sıçrama zamanı.

Kış Döngüsü’nün başlaması gündüzlerin uzamaya, gecelerin kısalmaya başlaması demek. Yavaş, çok yavaş adımlarla bilinç yukarı çıkmaya başlıyor, dışa dönüşe geçiyor. Bir sonraki Zodyak başlangıcı 20 Mart 2016’ya dek. Şimdiki sorumuzsa şu: İhtiyaçlar dünyamızdan dışarı vuran gerçeğimiz ne?

Oğlak, dış dünyada somut adımlar atmak, buna göre yapılanmak, dağın en tepesine çıkmak, bu şekilde zoru başarmak ve topluma somut bir ürün sunarak fayda sağlamak hedefini kendine koyarken Yengeç evi ve aileyi kurmak, beslemek, büyütmek, içerdeki temeli atmak, sağlamlaştırmak üzere kendini ve köklerini muhafaza eder. Oğlak’ta babayı aşmak vardır, Yengeç’te anneden kopmamak. Analık-babalık ekseninde kendi içimizdeki annenin ihtiyaçlarına kulak verirken içimizdeki babanın dışarıda üstlendiğimiz sorumluluklarını nasıl dengelemekteyiz?

Dolunay haritasındaki Ay ve Güneş yerleşimi öğretmen-öğrenci, eğitim-öğrenim, bilgi-anlam, iletişim-inanç arasındaki konularda yukarıda tariflediğim gelgite işaret ediyor. İnandığımız şeyleri gerçekleştirmek üzere somut adımlar atarken ihtiyaçlarımızı nasıl ifade edebilir, iletişimimize taşıyabiliriz?

Kişisel doğum haritamızda ise 3 derece Yengeç-Oğlak aksı hangi evlere düşüyorsa orada ihtiyaçlarla sorumluluklar, iç dünya ile dış dünya arasında denge bulmaya dair bir farkındalık zamanı anlamına geliyor.

Astroloji hayatıma girdiğinden beri her Yengeç Dolunayı’nda kendimi köklerim, temellerim ve çocuğu olduğum ailemle birlikte buluyorum. Bunu ne planlıyorum, ne de öngörüyorum. Hayat döngüsünde herşey yerini doğal olarak buluyor, taşlar yerine oturuyor.

Bu akşam annem, babam ve kardeşimle birlikte olacağım. Belki de sabahki rüyamdan -iç dünyamdan- somut verileri -dış dünyada- orada anlamlandıracağım. Carl G Jung’un Rüyalar kitabında bahsettiği koca bir ‘binanın sadece ön yüzünü’ gördüm. Halbuki içeride kimbilir neler, kimler var. Ara ki bulasın. Bu ara en sevdiğim laf.

Pırıl pırıl ışıklar saçan dışındaki değildir. Karanlıkta parlayan içindekidir.

Anthony Liccione

Sizin de ihtiyacınız olan gerçeği ya da gerçek ihtiyaçlarınızı kendi içinizde bulmanız dileğiyle..

CofKulak
İçimdeki Yengeç’i kabartan kırmızı kulaklım

2 thoughts

  1. Her dolunay duygusal olarak geriliriz. Bazılarından daha çok etkileniriz. Yengeç su elementi, Akrep de. Bu sendeki etkileşimin yoğun olacağına işaret. Ay duygular ve ihtiyaçların ötesinde anneyle de ilgili. Tepkiselliğin oraya dönmesi normal, ama bu senin içindeki Yengeç’le de muhakkak ilintilidir. Bakmak lazım.
    Rüyalar kısmı bu Dolunay’a has bir vurgudan kaynaklı. Fantastik kurgular mümkün. Benimkiler de coştukça coştu. Rüyalarımızı sevelim, kucaklayalım. Onlar bilinçaltının ve dışının eşsiz habercileri.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s