Uyku

İçim uyuyor. Ruhum uyuşukluk, halsizlik, isteksizlikle kış uykusunda seyiriyor. Şu ekranın ışığı nasıl da gözümü alıyor. Kıs biraz, kıs kıs. Uyuyorum, uyandırılmak istemiyorum.

Ruhum uykudayken bedenim uyanık kalabiliyor mu? Günlük rutinlerim, temel mecburiyetlerim olmasa belki o da kendi mağarasına çekilecek, kıvrılıp yatacak. İki avucum birbirine yapışık, ellerim üst üste, ılık ılık kulağımın altında. Ağzım tatlı tatlı şapırdayacak, burnumdan dışarı hımlı nefesim çıkacak, dizlerim karnıma çekilmiş, bedenim kendi kendime sokulmuş uyuyacak.

İyi ki Coffee var. Sabah -olmasa da öğlen- kalkıp giyinmem, dışarı çıkmam, yeşile bakmam, toprağa basmam, kısa-uzun-tempolu-temposuz yürümem, uykudan ayrılmam, kendimden çıkmam için bir sebep. Çık içinden dışarı, çık çık. Halbuki dışarısı da farklı değil. Karanlık, puslu, uykulu, kış dolu.

Zihnim uyanışı rüyalarda yakalıyor. Cümle kendi içinde çelişkili. Uykudaki uyanıklık. Bazen bir sahneyle uyanıyorum, bazen bir sözcükle. Bazen birisinin yüzü, bazen yoğun bir duygu. Bu sabah çıkan şu: Separatist. Neden ingilizce? Önümüzdeki hafta yol var, onun geçmişten şimdiye yansımaları belki. Ama konu tam bu değil de şu ruh halimden bir türlü ayrılamamam ve bununla bir türlü, binbir türlü barışamamam.

Nasıl da ince derim, nasıl da saydamım. Kendimi türlü türlü yargılamalardayım. O yargılamalar yazdırmıyor, içimi döktürmüyor, elinde maşa, tepemde bir hoca, vıdı vıdı vıdı düzeltip duruyor. Ruhu uykuda biri nasıl düzeltilecekse. Göle maya çalmak gibi birşey mi bu? Ya tutarsa?

Bana soruyorlar, ben de anlatıyorum. Koltuğa oturdum, karşımdakinin gerçeğini ona geri veriyorum. Ver bebeğim ver. Kısa süreli tatmin yaşıyorum. Tamamlanmışlık hissi karnımda bir yerde ağırlığınca çörekleniyor, vererek aldıklarımla rüyalarıma rüya katıyorum. Bugün separatist, yarın Blomkvist. Uykuluk halime uygun gri göklü, güneşsiz aysız İskandinav dizileriyle geceleri uyuyakalıyorum. Uykularımda yazı yazmaya çalışıyorum. Suya, havaya, rüzgara, uçup giden kokulara.

Yazmaya yazmaya kış geliyor. Kış uykusuna tamamıyla teslim olmam için ortam iyice kıvamlanıyor. Nasıl da yoğun, yumuşak, sıcak, ana rahmine çeken bir doku. Ana rahmindeki halimi hatırlamıyorum, ama annemin karnının sağ köşesinden sol köşesine seri bir hareketle kaydığımın defalarca anlatıldığını hafızamda buluyorum. O yüzden mi ana karnına dönmek istiyorum? En hareketli olduğum yer ve zamana? Işınla beni Scotty.

Kırk yaşımın üstüne iki sene daha devirmeme iki aydan az kala bu yaşlara erişen başkalarının sevinçli karşılamalarına şahit oluyor, olgun dinginliklerini okuyorum. Çok sevdiğim-i sandığım- otuzların üstüne kırkların kendini özden ve samimiyetle sevdireceğini hissediyorum. Hatta daha da ileri giderek bağırsaklarımdan başımın tepesine, kalbimden tabanımın altına tüm bedenimle bunu biliyorum. Ama bilmenin şu anı yaşamaya fayda etmediğini ruhum, bedenim, zihnimle deneyimliyorum. Şimdi uykuyu yaşıyorum. Ancak onu bilmeyi irdeleyebiliyorum. Ne kadar birşey bilmediğimi.

Bu bir bunalım değil. Her kış döngüsüne girildiğinde, güneşin solması, havanın kararması, gece karanlığının basması, hayatın toprak altına kaçması, uyku halini almasıyla açıklanabilecek senelik rutinlerden de değil. Daha büyük, evrensel bir döngünün zamanı. Doğum, ölüm misali.

Şimdi benim ve belki kırklarının başındaki başka benim gibiler için tam da bu hoşnutsuzluk, isteksizlik, anlamsızlık, beğenmezlik, kaçıp uyumalık zamanın dilimi. Yeni bir gerçekliğe uyanabilelim diye mi? Belli ki. Oraya gelince bambaşka bir algı, kış sonrası bahar, çiçek açan ağaçlar, mislerini salan kokular, taptaze ruhlar bekler belki de bizleri, ama gelecekten önce şimdi, evet, tam bu uyku halinde, mağaramızda, avuçlar iç içe, eller üst üste, kulak altında, dizler karında, beden mağarada kıvrılmış yatarken ne edeceğiz ki?

Uykuysa ruhun ihtiyacı, uyuyacağız. Yeşilse bedenin ihtiyacı onu doğaya çıkaracağız. Ruh içeride uyuyacak, ayaklar toprağa basacak, zihin herkesi pışpışlayacak. Sessiz, sözsüz, kendiliğimiz içinde kalacağız. Rüzgarı dinlerken içimizdeki rüzgarı duyacağız. Esiyor mu, üflüyor mu? Fırtına topluyor mu, yüzümüzü yalıyor mu?

Hem belki yalnız da değilizdir. Birçok ruh, beden, zihin uykudadır. Kesintisiz, şifalı, tam uyku için bahar öncesi kış hazırlığı yapmaktadır.

Soruyorum; var mısınız, orada mısınız, uykuda mısınız?

Varsınız biliyorum. Kendi ruhsal uykululuğumdan sayenizde çıktım, benden bize ulaştım, ta rüyamdan size yazıyorum. Evet evet, şu anda gözlerim açık uyuyorum. Ve hepinizi, her birimizi görüyorum. Bakınca görmediğim tüm zamanlara inat.

Uykumda yazmayı seviyorum.

CofUyuyor

2 Replies to “Uyku”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s