Üstümde bir eksiklik hissi vardı. Yeterince-siz-lik. Dönüş psikolojisinden miydi, Portekiz’den mi? Yola mı eksik çıkmıştık, Paris katliamının sabahında? Yoksa dünyaca kaos ve eksilme halinde miydik?

Bir türlü kelimelere, ifadelere bağlanamıyor, sonra da suçu aklımca bir seyahatin, şehrin üstüne atıyordum. Halbuki eksiklik duygularımdaydı. Aklımla duygularım karşı karşıya, iyi de bunun anlamı ne diye gözlerini dikmiş birbirine bakıyorlardı. Ben de duygu-düşünce laboratuarıma geçmiş onlara. Ellerim boştu, kafam dolu.

Bugün danışmanımla çalışırken ifadelerime ulaşamıyorum, yazamıyorum deyince ne olur ulaşamazsan diye sordu. Eksiklik çıktı ağzımdan. Bütünü görüyorum, ayrıştıramıyorum. Anlamı koyuyorum, bilgiyi veremiyorum. Ne seyahat, ne romanlar, ne dost meclislerinde konuşulanlar. Tüm bunlar nereye varıyorlar? Bir hoşnutsuzluk, bir özlem duygusu. Biraz önce birşey yapıyordum da o neydi unutmuşluğu. Hayallere tutunup çalışma planı, planların çözülüp erime kasıntısı. Bıraksam mı çalışsam mı, birleşsem mi ayrılsam mı, inansam mı düşünsem mi?

Ok yaydan çıktı, senelik anlam arayışı dönemi Yay’la başladı. Hayat felsefemiz ne? İnancımız nerede? Bize bizi aşırtacak vizyon ne yönde? Deneyime girerek hangi konuda uzmanlaşacağız bu dönemde?

Yarın gece yarısından sonra, 26 Kasım 2015 saat 00.44’te İkizler’de oluşacak Dolunay duygusal olarak tam ters yönde durmaya davet ediyor. Hangi bilgileri toparlayacak ve bunları paylaşacağız? İnançlar karşısında rasyonelleğimizi kullanarak dengeyi nasıl bulacağız? Her şeyi sezgilerimizle bütün olarak algılarken bileşenleri birbirinden düşünce yoluyla nasıl ayıracağız?

Ay Düğümleri burç değiştirdi, Başak-Balık aksına geçti. Balık geride bırakmamız gereken fantezileri, uyuşma halini, kurban durumlarını ve kaosu temsil ederken, Başak gitmemiz gereken yönü, çalışmayı, rutinleri, gerçekçiliği ve doğanın ritmini yeniden bulmamızı gösteriyor. Oysa bu hiç kolay değil. Aşina olduğumuz taraf o güzel filmleri, dizileri seyrettiğimiz, kendimizi meye, şaraba verdiğimiz, kaçışlardan beslendiğimiz fantastik, buğulu, büyülü dünya. Halbuki kaos da orada, aşkın özlemler, hayalkırıklıkları da. Doğanın ritmini önümüzdeki bir buçuk sene yeniden nasıl bulacağız acaba? Liste yapıp üstünden tıkır tıkır ilerlemenin tam zamanı.

Yay’daki Satürn’le Eylül’den beri inançlarımız, hayattaki anlam arayışımız, iç ve dış yolculuklarımızla ilgili sınanıyoruz. Şimdi içinde Merkür’ün de olduğu Satürn Neptün karesinin keskinleşmesiyle kendimizi önce ifadelerimizin kısıtlandığı, çıkmadığı, ardından bulanıp yanlış anlaşıldığı, iletişimden kaçma isteğinin yükseldiği bir akış içinde bulabiliriz. Tüm bunlar da sorumluluktan kaçmak, gerçekleri idealize edip yola çıkmamak, bundan kaynaklı kurban durumuna düşmek gibi sonuçlar doğurabilir.

Ah şu eksiklik, yeterince-siz-lik hissi.

Halbuki, gerçek bilgiyi aramak, düşünerek konuşmak, zihni sezgilere ve maneviyata açmak, şefkat ve merhametle algılamak, bu sayede hayallere, özlemlere giden yolda ciddiyetli, sabırlı çalışmak, onları gerçekleştirmek için önümüzdekilerle yüzleşmek olumlamalar olabilir.

Tamamlanmanın yolu buysa ayarlama yapılabilir mi? Gerçekler ve özlemlerin çatıştığı bir kriz anında daha iyi seçim olabilir mi?

Yaratıcı Yazarlık kursu sonrası nasıl olduğunu anlamadığımız şekilde, adeta büyülü bir güdüyle birleşip muhabbetlenen grubumuzda hayattaki anlam arayışımız, eksikliklerimiz ve sadece, basitçe ‘arama’larımız üstüne yazışarak seksek oynuyoruz. Oradan oraya, şuradan buraya atlaya zıplaya suya düşen taşların oluşturduğu harelerle dalga dalga büyüyoruz. İşte şimdi konudan konuya sıçradığım gibi. Sudan taşan damlalar hepimize saçılıp başka anlamlar bırakıyor. Aynılığımız şu noktada birleşiyor: 

Eksiklerimizle tamız.

İkizler’deki Dolunay’a T kare yapan Neptün sezi radarlarımızı açmamız, büyük bütüne bağlanmamız ve o gerçeklikten konuşmamız için başka bir dile işaret ediyor. Spiritüel öğretiler, meditasyon, müzik, şiir ufuk açıcı kulvarları önümüze seriyor.

Henry David Thoreau demiş ki;

‘Önemli olan neye baktığın değil, ne gördüğündür’.

Eksiklik hissim fani, tamamlanan yazım baki. Yazdın da ne dedin ey Yazıcı derseniz, denip denecekleri Halil Cibran yıllar önce dile getirmiş der giderim ey Okuyucu.

‘..Çünkü hayat geri dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.’

 

 

DiscoveryMon
Discovery Monument – Lisbon
Pena
Pena Palace – Sintra
Pena2
Pena Palace – Sintra
Cascais
Cascais

3 thoughts

  1. Hımm… desene zor günler… bölüp, parçalaıp bileşenleri tek tek ortaya koyarak anlamaya çalışan kişi, ben zorlanacağım. İletişimim de çok iyi sayılmazdı zaten, aylardır gıdım gıdım zorlayarak dışarı sızdırıyordum… Bakalım bunların bana olumlu getirisi ne olacak? Belki de parçaları değil de bütünü görmek daha rahatlatıcı olur. Kim bilir? Belki de o sızan da dursa bir sürebelki kötü giden ilişkilerim toparlanır, malum çıanlar çok da parlak olmuyor. Hepimize kolay gele…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s