Bugün bir kısım saçımdan kurtuldum. Birkaç hafta önce katıldığım sonbahara uyumlanma meditasyon çalışmasında üstümüzdeki kurumuş yaprakları aşağı süpürmemiz, hışır hışır yerlere döküldüğünü hayal etmemiz gibi saçlarımın birer birer yere düşüşünü izledim.

Düştükçe öldüler, öldükçe dağıldılar. Kupkuru, cansızdılar. Çürümeye hazır. Halbuki aynadaki ben hafiflemiş, aydınlanmıştım. Derim sanki bir katman sıyrılmış, cildim arınmış, yüzüm parlamıştı. Yerdeki saçlar biraz önce omuzlarımdaydı. Şimdiyse gerisin geri çıkmamak üzere ayaklarımın altında.

Mevsimsel olarak Akrep dönemi doğanın solup yapraklarını dökmeye başladığı zamanı ifade eder. Yapraklar çürür, ölür, ama toprak altında, derinlerde yaşam sürer. Akrep arketipi de işte o yeraltındaki derin gerçekliği bulup ortaya çıkarma derdindedir. Buna ulaşabilmekse ancak çürüyüp ölmek, arınarak yeniden doğmakla mümkündür.

Halbuki en büyük direnci de budur. Pes etmemek, bırakmamak, sonuna kadar dayanmak. Yere düşmemek, çürümemek, ölmemek. Çünkü bıraktığında artık oraya geri dönüş yoktur. O yüzden yeraltında gezer, karanlıklarda süzer, gizemleri çözer. Derin, karanlık, ölümlüdür. Oradan yeryüzüne çıkışı da güçlü, arındırıcı, dönüştürücü.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Akrep döneminde kurulmasının yanında kurucusunun da bu dönemde hayata gözlerini yummuş olması bu topraklarda yaşayanların dönüşümsel krizlerine dair bize neler verebilir? Ya bu zamana denk gelen bir Yeniay?

Türkiye’nin, saatlerin geri alınmasına bile sonuna kadar direnmesi sonrası, yeni zamanlamasına göre 11 Kasım 2015 saat 19.47’de Akrep’te Yeniay doğuyor. Bu Yeniay içinde Merkür’ü barındırıyor ve yaralı bilge Kayron’la (Chiron) olumlu konuşmalar yapıyor, şifalı paylaşımlarda bulunuyor.

Hayatımızda birşeyler ölüm aşamasına geldiyse, diğer tarafta yeni bir yaşam başlayacak demektir. Ölüm ölümle sınırlı değildir. Doğa, döngü devam etmektedir. Burada önemli olan bizim ne tarafta durmayı seçtiğimizdir. Geride kalmış olaylara, artık bir yere götürmeyen kalıplara, ölmüş tutkulara, kararmış duygulara, saplanmış düşüncelere, çürümüş yapraklara, yere dökülmüş saçlara mı tutunmaya devam edeceğiz, yoksa yerine gelecek yenisine mi yüzümüzü döneceğiz?

İletişim gezegeni Merkür’ün bu Yeniay içinde olması bize kullanacağımız dil, düşünce biçimimiz, kendimizi ifademiz, sözcük seçimimiz babında bir dönüşüm temasını getiriyor. Akrep hep o derinlerdeki gerçeği arar, ‘peki ama neden, neden, neden?’ diye sorarken biz içimizdeki derinliklerden dışarıya neleri taşıyacağız? Hangi gerçekleri telaffuz edeceğiz? İç ve dış dünya bütünlüğünü nasıl sağlayacak, nasıl dönüştüreceğiz? Kayron temasıyla kalbimizin derinliklerinde ihtiyacımız olan sevgi ve şefkati bulup gömülü öfkelerimizi sarıp sarmalayabilecek miyiz? Hem destek istiyorsak Jüpiter de hemen karşı kıyıda, denemesi bedava, çık dışarıya.

Mars Başak’tan çıkmadan son bir efor sarfedebiliriz. Hayatımızda neyi iyileştirmek, düzenlemek üzere tıkır tıkır çalışabiliriz? Venüs Terazi’ye girmiş parıl parıl parlarken sevgi, aşk, değer ve uyumu eşit ilişkide, zarafet ve güzellikle bulabilir miyiz? Belki de kendimizi kaos içinde bulup bir türlü sınır çekemeyiz. Ya da sınırların ve kontrolün çözülüp elimizden gittiğine şahit olabiliriz. Eh, bu Neptün-Satürn karesiyle bu ay başa çıkamayabiliriz. Halbuki Akrep’teki Yeniay’la bırakılması gerekene odaklanıp dönüşümü bu yolla başlatabiliriz.

Sabianlara göre bu Yeniay’ın özelliği bizi yukarı çekecek bilgiye dalga boyumuzu bilinçli olarak ayarlamak ve bunu paylaşmak; korku ve güçsüzleşmeyi besleyen fikir ve düşünceleri şuursuzca tekrar etmeyi bırakmak.

Bir papağan kulak misafiri olduğu bir konuşmayı tekrarlar: Aşkın bilgiyi iletme yetisi.

TMA Magazine, October-November 2015

Gabriel Garcia Marquez’in Aşk ve Öbür Cinler‘ini okumuş muydunuz? Peki, o kitabı yazma fikrini nereden aldığını duymuş muydunuz? Ben kendi dalga boyumu Yeniay’a ayarlayabildim mi henüz bilmiyorum, ama birden Sierva Maria elini uzattı, tut hadi, çek beni yukarı deyiverdi, duyuyorum. Bana da buraya not düşüp bir bakın demek kalıyor, ben kaçıyorum.

Elim saçlarıma gidiyor, parmaklarım içinden geçip fırt diye çıkıveriyor. Bir garip boşluk, bir tatlı hoşluk. Dökülen saçlarımı fotoğraflasa mıydım acep tilkileri beynimde dönüyor. Bırak gitsin, bırak gitsin. Yaşam kökte, ta dipte devam etsin.

Sumer

3 thoughts

  1. Takipteyim, ve okumaktan cok keyif aliyorum. Dolu ve samimi yazilarini paylastigin icin tesekkurler🐾

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s