Yaratma Cesareti

Biz Türkiyeliler. Biz küllerinden doğan, ölümden yaşamı yeniden yaratan, zorluklara göğüs geren, mücadele eden, dayanan, cesaret eden bizler. Gerçekten cesur bir toplum muyuz?

Umutsuzluğa rağmen devam edebilmek.

Varoluşçu psikolog Rollo May Yaratma Cesareti kitabında cesaret tanımını böyle yapıyor.

Cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

Rağmen.

Gerekli olan cesaret salt inatçılık da değildir – mutlaka başkalarıyla birlikte yaratmak durumunda kalacağız.

Birlikte yaratmak.

Üstelik cesaret gözüpeklikle de karıştırılmamalı. Cesaret kılığında ortaya çıkan şey kişinin bilinçdışı korkusunu örtmek için kullandığı sıradan bir kabadayılık ve II. Dünya Savaşı’ndaki ‘ateşli’ pilotlar gibi kendi maşizmosunu kanıtlamak olabilir.

Bilinçdışı korkusunu örtmek.

Cesaret tüm diğer erdemlerin ve kişi değerlerinin altında yatan ve onlara gerçeklik kazandıran temeldir. Cesaret olmaksızın sevgimiz salt bağımlılık olarak solar. Cesaret olmaksızın sadakatimiz uyumculuk halini alır.

Temel.

Courage (cesaret) sözcüğü, kalp anlamına gelen Fransızca sözcük coeur ile aynı kökten gelir. Kalbin, kollara, bacaklara ve beyne pompaladığı kan ile tüm diğer organlara kazandırdığı işlev gibi cesaret de tüm psikolojik erdemleri olanaklı kılar.

Kalp.

Bir kişinin tümüyle insan olabilmesi sadece kendi kararlarına ve kendini bu kararlara bağlayışına dayanır…cesaret varlığımızda esastır.

Esas.

May, cesareti fiziksel, moral, toplumsal olarak üçe ayırıyor.

Fiziksel Cesaret’i düz mantıkla beden ve kas gücü gerektiren bir ortaya koyuşun ötesinde, şiddetten ve dayatmadan uzak, gövdeyle dinleme yeteneğinin geliştirilmesi anlamında kullanıyor. Ta kırk sene önce yazılmış bu kitap daha o zamandan bunun bir yolunun Doğu öğretileri olan yoga, meditasyon, Zen Budizm gibi etkilerle yayılmasından bahsediyor.

Dinlemek.

Moral Cesaret‘i ise insanın başka insanlarla empati kurabilmesi yetisinden yola çıkarak, kişinin kendi duyarlığını yoldaşı diğer insanların acısıyla özdeşleştirmesinde bulması, kendi benliğini diğer insanların acısını görmeye yöneltebilmesine dayandırıyor. Algılama Cesareti diye de adlandırıyor.

Özdeşleştirmek.

Toplumsal Cesaret’e gelinceyse bunu diğer insani varlıklarla ilişkiye girme, kişinin anlamlı bir yakınlık kurma umuduyla tehlikeye atılabilme yetisi olarak ifade ediyor.

Yakınlık.

Yakınlık cesaret gerektirir çünkü risk kaçınılmazdır.

İki türlü yüzleşmeye cesaret etmek gerekiyor. Yaşam korkusu ve ölüm korkusu.

Çekip çıkardığım kelimeleri yanyana diziyorum.

Rağmen, birlikte yaratmak, bilinçdışı korkusunu örtmek, temel, kalp, esas, dinlemek, özdeşleştirmek, yakınlık.

Önce bireysel, sonra sosyal ve toplumsal anlamda bunlardan hangilerini kendinizle örtüştürüyorsunuz?

May devam ediyor. Bundan sonra sevdiğim bir hatırlatma geliyor. Cesaretin getirdiği paradoks.

Kendimizi tüm bir dolulukla adamalıyız, ama aynı zamanda yanılıyor olabileceğimizin de farkında olmalıyız. Kesin inanç ve şüphe arasındaki bu diyalektik ilişki cesaretin en yüksek tiplerinin özniteliğidir.

İnanç ve şüphe.

Tepedeki insanın senin benim gibi şüpheleri bulunduğunu, bu şüphelere rağmen yolu açacak cesarete sahip olduğunu bilmek çok daha güvenlidir.

Yolu açmak.

Yaratıcı Cesaret için ise tanımı şöyle yapıyor.

Yaratıcı Cesaret yeni bir toplumun inşasında yeni biçimlerin, yeni sembollerin, yeni modellerin bulunmasıdır.

Yeni.

Resme temasımızla içimizde yeni bir görünüm zembereği boşanır; içimizde eşsiz birşey doğar.

Temas.

Bu da, yaratıcı kişinin resmini, müziğini ya da diğer yapıtlarını değerlendirmenin bizim açımızdan da yaratıcı bir edim olmasının nedenidir.

Değerlendirme.

Yaratıcı edim ile ölümümüzün ötesine ulaşabiliyoruz.

Ötesi.

Yaratıcılık tanrıların kıskançlığını kamçılar.

Kıskançlık.

Yaratıcı edim başkaldırıdan doğar.

Başkaldırı.

Yaratıcılık sadece gençlik ve çocukluğumuzun masum kendiliğindenliği değildir; yetişkin bir insanın tutkusuyla birleştirilmelidir – kişinin ölümünden öte yaşama tutkusu.

Tutku.

Seçilenlerin kesişim kümesine bakalım.

İnanç ve şüphe, yolu açmak, yeni, temas, değerlendirme, ötesi, kıskançlık, başkaldırı, tutku, yaşam.

Bireysel, sosyal, toplumsal olarak bu temalarla ilgili bir açmazınız ya da açılımınız var mı?

Birbirimizi nasıl anlayacağımızı yaşlandıkça daha iyi öğreniyoruz. İnşallah daha gerçek ve içten sevmeyi de öğreniyoruzdur.

Doksaniki yaşında bir ülke genç midir yaşlı mı? Eski yaşamları, enkarnasyonları olgunlaşmasında katkı mıdır ayak bağı mı? Ya sevgiyi öğrenmenin yaşı var mı?

Rollo May’in sanatçılardan yaptığı harika alıntılardan bir örnekle, Cevat Çapan çevirisiyle modern şair Marianne Moore’la bitirelim.

Nedir suçsuzluğumuz,

suçumuz nedir? Herkes

çıplaktır, herkes tehlikede

Nerden bu gözüpeklik..

…..

Duygudan ürkmeyen kişi, bilir nasıl

davranılacağını. Tıpkı o şakıdıkça

göğe doğru büyüyen ve çelikten biçimini

alan kuş gibi. Tutsak da olsa kendisi,

yetinmek ne aşağılık birşey, der

şakıyan güçlü sesi, ne katıksız birşey sevinç.

İşte budur ölümlülük.

İşte budur sonsuzluk.

Levent Üzümcü’ye; fiziksel, moral ve toplumsal cesaretiyle yaratmaya devam etmesi temennisiyle..

Yaratma Cesareti / Rollo May / Metis / 144 sayfa

YC

7 Replies to “Yaratma Cesareti”

  1. Cesaret neden bu kadar sınanmak zorunda? diye sormak isterdim…

    güzel bir yazı, umutsuzluk/cesaret vurgusu yapmanı beğendim; sanırım son 3 -4 yıldır bu şekilde yaşıyoruz

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s