Yol

Yol yapmak insan ömrünü uzatır mı?

Böyle bir araştırma var mı, cevabı evet mi bilmiyorum, ama özellikle karayoluyla gidilen keyifli bir yolculuğun bedenimin iç dış dengesini değiştirdiğini biliyorum. Yol yapınca boyum uzamıyor, ama dış bacak boyuyla iç bacak boyunun farkı gibi yol sonrası iç beden boyum uzayıp genişliyor.

Tahminen bindörtyüz kilometre yol yaptık.  İstanbul-Bodrum arası karayolu mesafesi için hazreti Google öyle diyor. Gidiş yediyüz, dönüş yediyüz kilometre. Birtanecik yeğen hasretiyle dört günlüğüne çıkılacak on saatlik yol başta gözümde büyüdü. Rakamsal bir korku. Bir, dört, on. Halbuki yolculuk sabahı bagaja yerleşen bir adet şilte üstü Coffee, arka koltuğa atılan bir bavul iki çanta birkaç torba, sabah altı sularında arkada bırakılmaya başlanan yeşil otoban tabelaları, Boğaz’ı geçen iki köprü, sayısız düz ve kesik yol çizgisi, tepeler, ağaçlar, beton yığma tuğla binalar, ince kalın gökdelenler, basık yüksek fabrikalar, tüten bacalar, kimyasal kokular ve daha bir sürü irili ufaklı görüntüler rakamlar gözde büyüyen yol algımı tersine çevirdi. İçimi genişleten yol başladı, yol aldı.

Birkaç senedir Coffee’yle seyahatlerimizin de etkisiyle eski usül Eskihisar’dan feribotla Topçular’a arabalı vapurla geçip iki kara arası bir deniz alıyoruz. Açık hava, esen rüzgar, kiminde güneş, kiminde bulutlar. O yarım saatlik arada yol yumuşuyor. Katı sert zeminden akışkan sıvı hale. Asfalt üstü dönen tekerden dalga altı dönen pervaneye. Arabanın camına rap rap vuran rüzgardan arabalı vapurun gövdesine çarpan faş fuş köpüklere.

Denizden karaya dönüş demir kapaklar üstünden biraz tangır tungur oluyor, bagajdaki Coffee’nin korkup arka koltuğa atlaması için ilk bahaneyi yaratabiliyor. Yol herkese kendi alanını büyütüp uzatması için farklı fırsatlar sunuyor. Koltuk kafalıklarının arasından giren bir burun ve baş, aradan balık gibi dalan iki koca pati ve gövde. Coffee bir beden boyu ileride.

Bu kadar erken yola çıktığımızda bana genelde saat dokuz civarında uyku bastırıveriyor. Feribottaki lastikvari tost ve saman tadında çay etkisini gösteriyor. Yolcu koltuğumu arkaya, son raddesine kadar yatırıp geriye uzanıyorum. Öte yandan uyumama mücadelesinden bir türlü dalıp gidemiyorum. Bir; Bey araba kullanırken benim yanında uyumam vicdanen beni rahatsız ediyor -arabayı beraber kullanıyoruz sanıyorum. İki; ben uyursam onun da uykusu gelir, sonra ne olur korkusu basıyor -onu uyutmamak için ben de uyumaya direniyorum. Üç; dayanamayıp sızıyor, kötü kötü rüyalar, kabuslar görüyorum -rüyamda bile uyumamaya çalışıyorum. Dört; soluma dönüp çok uykum geldi Bey deyip kafamı cama dayıyor, gözlerimi kapıyorum. Bir kuzu, iki kuzu, üç kuzu…

Kuzularla uyuduğum noktadan insanlarla uyanıyorum. Korkuluk aşırı insanlar, tarla içinde insanlar, motorsiklet üstünde insanlar, kamyonet arkasında insanlar, yol kenarında yürüyen, bekleyen, oturan, öte beri satan insanlar. Birbirimize değmiyoruz. Onlar yol oluyor, bizler yolcu. Bir romanın içinden geçer gider gibi yol bizi o hayatların kıyısından öteye taşıyor. Bir sonrakine, sonra diğerine ve ötekine..

Yol sağlı sollu ağaçlar çayırlar tarlalarla yeşeriyor, karşısında yükseliveren dağlarla yüceliyor. Yarım kalmış evler, demir filizleri çatısından taşmış iki üç katlı binalar, şehirleşememiş şehirlerle köhneleşip büzülüyor. Ortasından otoyol geçen köyler kasabalar kendileri çirkinken yolun getirdikleriyle mış gibi yapıyorlar. Gelişmiş gibi. Değişmiş gibi. Olmuş gibi.

Yol boyu selam çakan duygu yüklü, mesaj kaygılı yerel yönetim tabelaları kah güldürüp kah şaşırtıyor. Sanki memleketten hemşerin gelmiş, akşam çayında sana nasihat ediyor. Bey ve ben yüksek sesle melodik okuma yaparken Coffee arkada mışıl mışıl uyuyor.

Aşağı inme yolu neleri getiriyor? Yeşili. Ağacı. Dağı. Taşı. Ekilen toprağı. Kokan otları. Mavi gökleri. Ilık güneşi. Çatık kaşlı bulutları. Sis saran tepeleri. Manisalı Tarzan’ı, Ceyn’i.

İzmir’e varmak yaklaşma hissini geçirirken Söke sınırları insanın sabrını zorluyor. Belki de o yüzden civarda verilen çöp şiş molası iyi geliyor. Bütün yorgunluk Güllük körfezine ulaşıp laci Ege’yi görmekle bitiveriyor. Yol düz gidiyor, kafalar sağda kalıyor. Karaya paralel denizde.

Yolun bitmesine en çok Coffee seviniyor. Ne zamandır ayacıklarını sokamadığı akvaryum misali denize her zamanki çimlenme stiliyle girerek büyük sondaj operasyonuna başlıyor. Önce sol pati öne, eğilip kalkma, arka bacakları, kalçayı ve kuyruğu yukarı dikme, kumluğu olası taşlar için tarama tarama tarama. Olmadı, solu indirip sağ patiyle deneme. Büyük parça bir taş yakalayınca çek çek çek kendine, sığlığa getirince sok kafayı, aç ağzını, tut taşı hafriyatı, dik kumsala inşaatının temeltaşını. İşte size büyük sondajcı.

Varma noktasında biz de derin bir oh çekiyoruz. İstanbul’dan Bodrum’a on saatte gitmişken Bodrum’dan Yahşi’ye bir buçuk saatte gidekasıyoruz. Bodrum’un esasen en çok karşı komşuya geçişini seviyoruz. Bir dahaki sefere deyip yol bitmiş gibi değil de uzun bir mola vermişiz, sanki amaç Bodrum değil, yolmuş gibi davranıyoruz. Uzun molada ultra güleçlik, kendi agu dilinde bol çenebazlık  ve önüme gelene iki tekme üç fiske bol yaylanma çok hoplama babında henüz üstüne rakip tanımadığımız yeğenimi iyi kızarmış tel kadayıf üstü kaymaklı dondurma niyetine Bey’le yarış halinde yiyor da yiyoruz. Coffee manzaraya dayanamayıp koşarak araya girince kısmetini ondan da esirgemiyoruz. Tüylü oğlumuzla -henüz- tüysüz yeğenimi yolun en güzel nimetleri olarak yan cebe koyuyoruz.

Her yolun bir gidişi bir de dönüşü vardır ya. Aynı yollardan da geçsek, aynı rotadan da dönsek gidiş gözüyle dönüş gözü farklı şeyleri seçip görüyor. Bodrum’a yediyüz kilometreyle İstanbul’a yediyüz kilometre arasındaki fark mı, yoksa başlangıç noktasıyla bitiş noktasının kavramsal uzaklığı mı?

Bindörtyüz kilometreyi tamamlayıp kürkçü dükkanına dönüyoruz. Şehir aynı. Mevsim aynı. Trafik aynı. Kalabalık aynı. Sokak aynı. Ev aynı.

Ya biz?

Arkamızda kaç kilometre, kaç saat, kaç şehir, kaç yol, kaç dağ, kaç deniz, kaç köprü, kaç kaç kaç.

Kaç?

Bir tüysüz yeğen, bir tüylü oğlan, bir arpa boyu yol, bir ömür boyu koy.

Koy koy koy.

CofBagaj CofTasCofTasAfKumdaGunDogusu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s