Bir mekanı tanımak, içselleştirmek için oda oda, köşe köşe her bir noktasından ona bakmaya, onu deneyimlemeye ihtiyaç duyuyorum. Fiziksel temas üstüne yaşanmışlığı koyarak.

Paris’te yaşadığım iki odalı, otuz iki metrekare evimden ayrılırken böyle bir döngüye girdiğimi hatırlıyorum. Son bir hafta evin yerleşiği olarak çevreme ve kendime baktığım, misafirlerimin koltuğunda oturduğum, divanda uzandığım, içerden balkona çıkıp balkondan içeri girme rutinini tekrarladığım, mini minnacık evin köşe bucak her metrekaresinde konuşlanarak yaşadıklarımı hafızaya almaya çabaladığım o zamana bağlanarak her şeyi yeniden, kanlı canlı yaşayabiliyorum.

Yeni evimize taşındığımızdan beri soranlar oluyor:

Nasıl, yerleştiniz mi?

Bir duraklamayla cevap veriyorum. Cevap öncesi o es karşıdakine tereddütümü geçiriyor, dile dökülmeseler de soru dolu gözlerle karşılaşıyorum.

Yerleştik çok şükür. Yorucuydu, ilk defa taşınıyormuşuz gibi. Gerisi detay.

Detaylar.

Dış dünyanın yerleşikliği iç dünyayla paralel ilerlemeyebiliyor. Mesela kendimi sürekli evi toplarken, yerleştirdiğim bir dolabı boşaltıp tekrar yerleştirirken buluyorum. İçimin dağınıklığını evi düzenleyerek gidermeye çalışıyorum. İçim ve evimse karşıma geçmiş benimle dalga geçiyor.

Sen düzenlemeye kalktıkça biz dağıtmaya devam edeceğiz, nanik.

Evdeki ve içteki benlikle kadınlığımın bir yönüyle belki yeniden, belki ilk kez tanıştırılıyorum.

Tanıştırayım. Burası kadının evi, burası kadının içi, ortada hani o su şişesi bir nevi.

Nesilden nesile, aileden aileye, kadından kadına aktarılan öğretilere bakıyorum. Ailemin kadınlarında kendimi arıyorum. Annem, kız kardeşim, teyzelerim, kuzinlerim, rahmetli anneannem, babaannem ve daha uzak diğerleri. Mesela göbek ad olarak üstüme giydirilen babaannemin annesi. Tanışmadık rahmetliyle, bilmedik birbirimizi, ama aynı göbek adını paylaştığım kuzinimle ortak bir karakteri sürdürüyoruz belki. Ne aktarıyor babaannemin annesi ailenin ataerkil kadınlarından bize ki?

Topla kızım, topla içini dışını ortalığı. Yakışık aldı mı bu göçebe hayatı?

Dış dünyanın taşınmasıyla iç dünyanın taşınamaması karşı karşıya durmuş, el ele tutuşmuşlar. Aç kapıyı bezirgan başı oynuyor, alttan geçenlerin sırtına vuruyorlar.

Bir sıçan, iki sıçan, üçüncüde kapan.

Hadi bakalım. Yakalandık mı daha ilk turdan?

Eve ve andaki kendime bir yaşanmışlık katmak adına bugün yazmak için evin en dağınık odasını seçiyorum. Dağınık, aydınlık, ılık.

Balkon kapısını açıyorum. Coffee koşarak güneşe çıkıyor, sardunyaların altına yatıp geriniyor. Kediler efelenip mavırdanıyor. Yan apartmanın çim biçme makinesi gürültüyle çalışıyor. Minik kuşlar kikirdeşip cıvıldıyor. Alt komşu demir bahçe kapısını kapatıyor. Üst komşu kızını okul servisine geçiriyor.

Ben..

Yazıyorum.

Yerleşmek, yerlileşmek, kendi yerimi bulabilmek için.

CofSardunya

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s