Hayat sınavları nefes aldığımız sürece devam ediyor. Zamanı gelip çatınca vereceğin sınavla ilgili geçmişte ne hazırlıklar yaptığın, konuya çalışıp çalışmadığın kendini su yüzüne çıkarıyor. Bu senin sınavın, senin sorumluluğun. Bunun için ne yaptın?

Bir de sürprizler var. Beklenmedik zamanda, zamansızlıkta seni yakalayan, faka bastıran kontrol dışı olaylar. Sürprizlere karşı hazırlık yapmak mümkün mü ya da sürprizin başına geleceğini bilmek? Adı üstünde. Sürpriz. Iyiyse sorun yok, ya değilse? Burda da esneklik, değişime açıklık, tevekkül devreye giriyor. Beklenmedik bir değişim karşısında nasıl tavır aldığın.

Sene başından beri ailece böyle zamanlardan geçiyoruz. Dizi dizi sınavlar, beklenmedik gelişmeler, zamansızlıklar içinde zaman yaratmaya debelenmeler, çalışmak, mücadele etmek, esnemek, kabullenmek arasında gidip gelmeler. Dış dünya hayatımızı deprem gibi sarsar, ince, kalın delikli eleklerden geçirirken geçmişte yaşadığımız benzer konuları tekrar gündeme getiriyor. Ta derine itelediğimiz, unuttuğumuz ya da yok sayıp bastırdığımız o korkuları, öfkeyi, karanlığı, endişeyi. O zamanki ‘ben’lerle şimdiki ‘ben’ler aynı mı bakıyoruz.

Değil.

Bir kere şimdi ‘biz’ varız. Dayanışıyoruz, tutunuyoruz, paylaşıyoruz, konuşuyoruz. Bir elin nesi, iki elin sesi. Büyük güç, şifalı destek. Bey, ben ve tabii Coffee. Coffee’nin nefes alışı, bakışı, duruşu yetiyor. Tepkilerimiz geçmişten farklı mı? Her zaman değil. Bir yandan neysek oyuz, özümüz tek. Öte yandan öğrenmişlikler, gelişimler, yaşanmışlıklar bizi bir yere getirmiş mi, o yer ileride mi geride mi yoksa hala bıraktığımız noktada mı, işte farkı o getiriyor.

Belki yaştan kaynaklı, belki bu dünyada bize bahşedilen zamanın sınırlı olduğunun farkındalığıyla sağlığa güveniyor, ona tutunuyoruz. Çok şükür diyoruz. Sağlığımız yerinde, kafamız çalışıyor, elimiz iş görüyor, yaparız, atlatırız, başarırız. İnişler çıkışlar, gelen haberler, gelmeyen bilgiler. Fiziksel bedeni olmasa da psikolojiyi, ruhu yoruyor, üşütüyor.

Ruhum üşürken bedenim de üşümeye başlıyor. Önce boğaz ağrısıyla başlayıp ses kısılmasına, sonra hafif baş ağrısıyla vücut kırıklığına dönüyor. Yükleniyorum kendime. Sıcak tutmadın kendini, iyi bakmadın, beslenmedin, giyinmedin, beceremedin. Suçlamalarla öfke kolkola geziyor. Zihnim bedenimin sağlıksızlığıyla mücadele ediyor, onu boş bırakmıyor, hastalığı kabullenmiyor. Ona bir gün dinlenme izni veriyor, bir gün işe koşuyor, bir gün dinlendiriyor, bir gün okutup yazdırıyor.

Bu kabullenmeme durumu on güne bağlanıyor. Benimle birlikte Bey de nasibini alıyor. Karşılıklı körler sağırları oynuyoruz. Kanepenin iki ucunda kendi battaniyelerimize sarınmış, önümüzde ilaçlar, sular, bitki çayları ve dağ misali birikmiş sümüklü kağıtlarla iletişmeye çalışıyoruz. Akbank’a mı? Akbank’a Akbank’a. Empatik Coffee bile kusuyor. Coşmuş mide asitleriyle sarı sarı sularını parkelere bırakıyor.

Kan testi, doktor muayenesi derken gribal enfeksiyon -kuvvetle muhtemel domuz- teşhisini yiyip oturuyoruz. Otur, sıfır. Neymiş efendim? Suçlamaların bünyeye faydası yokmuş, salgın varmış. Güvendiğin dağlara da kar yağarmış. Ne yapacakmışsın? Zihin oyunlarını bırakıp bedene teslim olacakmışsın. Tek ve öncelikli gerçeğinin sağlığın olduğunu bir kere daha anlayıp iyileşmeye bakacakmışsın. Gerisi sonra. Önce sağlık -eğitim şart-.

Sağlık yerinde olmayınca ne kafa kalıyor ne güç ne mantık. Hoşnutsuzluk, mızmızlık, betlik hüküm sürüyor. Yapacak birşey yok. Tek yapacak şey, bir şey yapmamak. Dinlenmek. Beslenmek. Yatmak. Uyumak.

Hiçbirşey yapmamak.

Mümkün mü?

Buyrun bir sınav daha. Çalışmak bir sınavsa hiçbirşey yapmamak da bir sınav halini alıveriyor. Dış dünyanın seni sürekli yapmaya, olmaya, oldurmaya, üretmeye, varmaya, koşmaya, tamamlamaya iten düzeni içerisinde sen hepsine karşı durup sadece durabiliyor musun? Okumadan, yazmadan, toplamadan, çıkarmadan, düzenlemeden, bitirmeden, yapmadan, etmeden.

Dur bakalım. Bırak.

Dedim ya, öz tek. Başından sonuna. Sen bir yola gir, düşün taşın kaşın, yaz anlat paylaş, sonra ilk kontroldışı kriz anında patla. Kontrol edememek senin için bir ‘challenge‘ ise sağlıksızlık da örnek bir şablon. Al sana al sana.

Ben en iyisi yine sürprizlere döneyim. Hoş yeniliklere.

Kontrole bu kadar takılırsan, sürprizin hoşu boş gelir, adamı gerdirir. Halbuki ne çıkacağını bilmemenin heyecanı insanı alıp götürebilir. Belki taze kan belki taze bir nefes, ölümlerden mis gibi bir doğum getirir, kimbilir.

CofBattaniye

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s