Uçak alçalmaya başlamış, kabin anonsu yapılmıştı. Genç kadın tuvalette, gözyaşları içindeydi. Tam olarak neye ağladığını bilmiyordu. Belki içtiği bir kadeh kırmızı şarap çarpmıştı, belki sonlanmanın hüznü.

Hostes kapıyı sert ve seri şekilde tıklattı.

Ma’am?

Islak gözlerle kapıyı açtı.

Please return to your seat, we’re about to land.

Tamam, Türküm ben, geçiyorum.

Hanımefendi iyi misiniz?

Titrek bir sesle

İyiyim, mersi.

Ona ayrılan süre bitmiş, zaman dolmuş, yapılacaklar tamamlanmıştı. Seçtiği sınırlar içindeki sınırsızlık tükenmiş, elinde sadece sınırlar kalmıştı.

Sınırlara ağlıyordu. Onu sınırlayanlara. Memleket gerçeği, boyunduruğu altına gireceği ilişki, müdahil çevre, yükümlülükler, sorumluluklar, onun için çizilen hayat. Bir de kafasındaki sınırlar vardı. Fiziksel ayrılık belli bir özgürlüğü getirse de zihnindeki sınırların kısıtlayıcılığını verilen sürede pek aşamamıştı. Belki de bunun yanılsamasındaydı. Özgürlük dediğin zihinde başlamaz mıydı?

Hayatında ilk sınırı babayla tanımıştı.

Baba, bu gece dışarı çıkabilir miyim?

Hayır.

Baba, yazın yurtdışına dil kursuna gidebilir miyim?

Hayır.

O sürekli ‘çıkmak’ istiyor, babadan cevapsa ‘kalmak’ yönünde oluyordu.

Baba sert ve ters bir adam değildi. Sadece ‘hayır’cıydı. Soruları dinlemeksizin soyunulan bir hazırcevaplık içindeydi. Soru sorulur, cevabı peşisıra gelir. Hayır. Yine de her hayır demesi sonrası karşılaştığı isyan ve çarpılan kapılarla o da kendi sınırları içinde esniyor, ‘hayır’ı koşullu bir ‘evet’e çeviriyordu.

Peki ama..

Koşullar ve sınırlar kız çocuğunun içinde hep tersini tetikliyordu. Özgürleşip aşmayı.

İlk mutlak özgürlük güdüsü babadan özgürleşme isteğiyle geldi. Çalışmak ve babadan maddi olarak kopmak. Sonra uzatmalı sevgiliden. Birey olmak ve getirdiği manevi baskılardan sıyrılmak. Ve çalışma hayatından. Kendine sahip olmak ve unvanlı kölelikten çıkmak.

Çıkmak.

Kafayı sınırların dışına çıkarmak.

Çocukluk, genç kızlık, kadınlık derken orta yaşın eşiğinde hayat karşısına öyle bir duvar çıkardı ki –çıkarmak mı demiştiniz?– geçmişin bütün sınırlamaları yeniden su yüzüne çıkıverdi, pıtır pıtır yanıp sönen ateş böcekleri gibi hareketlendi. Uykuları kaçtı, nefesi daraldı, gözleri doldu, düşüncelere daldı, daldığı yerde kaldı.

Kaldı.

Kalmak mı?

Küçük büyük, çocukluktan zihninde kodlanan korkular hep birlikte voltranı oluşturdu, sokaktan evin penceresine koca topu atıp camı kırdı.

Huuhuuu, pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım!

Çıkmak?

Nereye çıkacaktı? Hayatın dışına mı? Gerçeğin ötesine mi? Yoksa korkuların üstüne mi?

Korku vardı, buradaydı, inkarı yalandı. Yalanla mı oyun oynayacaktı korkuyla mı?

Korkuyla oyun oynanır mı?

Çık dışarı!

4 thoughts

  1. Sınırların çoğu gerçekten zihindedir, hayatın getirdiği problemler bizi sınırlıyor zannederiz. Bırak sorun yerinde dursun, yandan dolaş, odağını değiştir, o engeller zaten vardı belki ama görünmüyordu. Babadan özgürleşirken , daha güçlü sınırlarla çevrilmedin mi iş hayatında. Oradan nasıl özgürleştirdiysen kendini, şimdi bazı şeyleri oluruna bırakırken, yeni bir yolda yürümeye başlayacaksın. Mesele sınırları ya da hayatın getirdiklerini engel olarak kabul etmemekte.

    Beğen

  2. Geri bildirim: Yerleşme « MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s