Neptün Karesine Giriş

Kalp

İnsan bilgiyi en iyi nasıl içselleştirir? Okuyarak, öğrenerek, sıkı sıkıya çalışıp hazmederek mi? Yaşayarak, deneyimleyerek, bilgiyi tecrübeye çevirerek mi?

Bir doğum haritasını ve şu anki gökyüzünün harita üstündeki etkilerini çalışırken en somut başlangıç noktası, en elle tutulur, sınırları çizilebilir dünya Satürn olmuştur benim için. Satürn beni hep ana, gerçekliğe bağlar. Benim o seansı çalışmamı da bir kaideye oturtur, içeriği de.

Satürn ötesi gezegenler -Uranüs, Neptün, Plüton- ve etkilerine geçince durum değişir. Bir kere kollektif etkilerin bireye indirgenmesi söz konusudur. Başlı başına bir meydan okumadır. Kişinin haritasında önemli bir gezegenle, açıyla, aksla temastaysa nesilsel, toplumsal, dönemsel, makro boyuttaki bir etkinin bir birim düzeyinde, mikro seviyede ifade bulması anlamına gelir. Haliyle etkisi uzun sürer, anlaşılması, hazmedilmesi, içinden geçilmesi zaman alır. O etkiden çıktıktan sonra da kişi bir başkadır (Aç parantez: Bu uzun soluklu etki Satürn için de kesinkes geçerlidir, lakin diğerlerinin aksine kişisel deneyim olarak somut bir şekilde ele alınıp çalışılabilir, yönetilebilir. Kapa parantez).

Uranüs, Neptün, Plüton’un uzun soluklu etkilerini çalışır, karşıya aktarırken temanın ister istemez etkisine girdiğim oluyor. Uranüs’le hissettiğim dinamizm ve uyandırıcılık, kopukluk ve şaşırtıcılıkla, Plüton’la çekildiğim derin derin kuyulardaki karanlık, en diplerdeki nem-çamur-bataklık, tüm çirkinliği ve çıplaklığıyla gerçek zenginlik gibi. Uranüs aşina olduğum, Plüton korkulara gark eden bir dünyaydı başlarda. Neptün’se hayalgücümü en çok çalıştıran. Hikaye yazar, masal anlatır, film canlandırır, fotoğraf karesi portreler gibi üç boyutlu dillendirdiğim, görsellediğim, tariflediğim bir buluttu sanki. Puslu bir yolculuk. Gözün gözü görmediği bir yol. Hayalgücü deyince resmedileni toz pembe bir dünya zannetmeyin. Toz vardı belki, belki de sis. Renkli miydi tek renk mi?

Neptün etkisini -kendi doğasından hareketle- öylesine hayal ettim, içine girdim, orda yaşar bir dünyaya büründüm ki yurtdışına hiç çıkmamış, ama anlattıklarıyla hayatı yurtdışında geçmiş gibi görünen birinden farksızdım. Ta ki kendim Neptün karesine yaklaşana kadar.

Artık eli kulağında. 1 dereceden az kaldı tam kareye ulaşmaya. Kareyim, köşeyim, doksanlık açıya girmelerdeyim. Şimdi, anlattıklarımla deneyimlemenin kesişimindeyim. Bütün o anlattığım anlamsızlaşma yolculuğunun, hiçleşmenin, hoşnutsuzluğun, bilip güvendiğin yapıların çözülmesinin tam da göbeğindeyim. Ve buraları hiiiiç tanıdık değil söyleyeyim.

Bir dakika bir dakika. Geri sarıyorum. Gerçekliğe dönelim.

Aslında ortam tanıdık. Renkler bildik. Hava ıslak. Zemin çalkantılı. Midem ha bulandı ha bulanacak. Bu tekne beni az sonra tutacak. Dalgalar kabarıp deniz büyüdükçe içimdeki sular da köpürüp taşacak.

Foşşşş.

İşte sayın seyirciler. Kelimelerle ifade edilenle -teoride anlatılanla- yaşanarak öğrenilen -deneyimlenen- arasındaki fark. Anlattıklarım geçerli, doğru. Teoride en ufak bir sapma yok. Peki ya deneyim? İki sene sonra Neptün karesini nasıl anlatacağım merak etmekteyim.

Bilen koltuğunda oturup konuşurken ‘büyüleyen bilinmezlik’, bizzat yaşayıp deneyimlerken ‘boğucu hiçlik’ şeklinde tezahür edebiliyor. Aslında bu ikisi elele ilerliyor.

Hemen bir parantez açalım. Ben böyle yaşıyorum diye bir diğerinin böyle deneyimlemesi gerekmiyor. Ve lakin temalar aynen bunlardan oluşuyor. Önünü görememe, ne yapacağını bilememe, yaptığın hiçbirşeyden hoşnut olmama, ne için yapıyorum ki bunları ben ne için ne diye sorgulama, hiçleşme, eriyip gitme, çözülme, tanımsız kalma, anlamsızlaşma.

Öyle bir hoşnutsuzluk çöküyor ki bazen üstüme, ne yazdıklarım birşey ifade ediyor, ne okuduklarım, ne baktığım haritalar, ne geçirdiğim günler, devam eden hayat. Sonra bendeki bu etkinin üstüne basit bir tepki geliyor dış dünyadan. Minicik bir ışık. Bir anda ruh halim değişiveriyor, sanki herşey yolundaymış gibi bir sürreelliğe geçiyorum. Reel sürreele karşı kollarını kavuşturup dimdik duruyor. Sürreel bir kahkaha atıp reelin içinden geçiyor.

Pefff.

Her mutlanmanın altında o hoşnutsuzluğu bir şekilde taşıyorum. Ve kendime usul usul telkinde bulunuyorum: Dünya şu an senin algıladığın gibi değil. Sen de sandığın gibi değilsin. Ama gerçek olan birşey var. Hissettiklerin. İçindeki çözülmelerin. Zamanı gelince bütün bunları başka gözlerle göreceksin. Ve belki de çoook iyi hissedeceksin.

Çözülmeler sadece iç dünyamda değil, dış dünyada da kendini belli ediyor. Herşey sanki eriyip gidiyor. Hayret ediyorum. Anlam veremiyorum. Ah tabii, veriyorum. Biliyorum. Yalan. Bilmiyorum. Anlamıyorum.

İyorum, miyorum.

Evet sevgili okuyucu, ay düğümlerim arasında gidip gelirken bir kez daha bilgiyi süzüp deneyime giriyorum. Girmesem ne olacak? Hayat adamı hallaç pamuğu gibi sallıyor. Yolculuğa devam ediyorum. Ya ne yapacaktım?

Yaşıyorum işte.

…..

Neptün karesinden hoşluklar:

Peşpeşe okuyorum. Müziklerle bağlantı kuruyorum. İzlediğim oyundan, filmden ilham alıyorum, ama son zamanlarda yazmayıp hepsini kendime saklıyorum. Buyrun, paylaşıyorum.

Kitap

Antabus – Seray Şahiner

Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz – Melisa Kesmez

Bizim Büyük Çaresizliğimiz – Barış Bıçakçı

Oyun

İki Kişilik Yaz – Dot Tiyatro

Film

Wild – Reese Witherspoon, Laura Dern

One Reply to “Neptün Karesine Giriş”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s