Teşekkür

Kendi kendinize teşekkür eder misiniz? Aferin, iyi iş çıkardın gibi bir onay veya takdir değil. Ya da çok şükür deyip hamdolma hisleriyle dolmak da değil. Bizzat sözlü, yazılı, zihinsel, duygusal, bedensel olarak kendi kendinize başka biriymiş gibi davranıp karşınıza alarak ‘sana teşekkür ederim’ demekten bahsediyorum.

Bir zamandır üstünde durduğum hayatın anlamı ne, benim bu hayattaki rolüm ne, peki bunları irdeleyip bulmanın bana-sana-ona faydası ne gibi sorgulamalar içinde hiçlik, anlamsızlık, sınırsızlık, yokluk hisleriyle huzursuzluk, hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik, kafası karışıklık, amaçsızlık, bilmeme ve istememe kavramları içimde dev bir okyanus gibi büyürken rüyalarım bana denizaşırı haberler, mesajlar getirmekte. Yükselen bir deniz, denizin yuttuğu kurbanlar, aynı denizin geri kustuğu kurtarılanlar, o denize düşünmeden cup diye balıklama atlayanlar ve denize düşerim korkusuyla ta en tepeden o gri mavi dalgalara bakıp uyuşanlar.

Evet sevgili astrolojibilirseverler, Neptün karesi geldi geliyor. Etrafı çoktan sis pus bastı, göz gözü görmüyor. Bunu üçüncü boyutta bilip söylemekse o huzursuzluğu henüz gidermiyor.

Zihnimin denizinde, kalbimin kuyusunda, midemin asitlerinde çalkantılı çırpıntılı dalgalarla ne yapacağımı tam olarak bilemezken, o dehşet içinde yutulmaktan korktuğum denizin önüme getirdiği ganimetler de oluyor. Belki de ‘bilmek’ bu anlamda kucak açmamı ve geleni ‘teslim almamı’ tam da böyle sağlıyor. Çünkü birşeyi bilinç seviyesinde ‘bilmek’ yaşarken ona ‘teslim olmak’ anlamına gelmiyor. Bilmeye odaklı zihne karşı hayat bunu tekrar tekrar insanın önüne getiriyor.

Geçen haftalarda ayağıma gelen böylesi bir yardımdan faydalanmaya, meditasyon eğitimi almaya karar verdim. Dün ve bugün iki yarım günden oluşan çalışmada teorik bilgi ve uygulamalarla öğrenmeye, paylaşmaya, deneyime girdiğim bir süreç içinde kaldım. Eğitime gittiğimde aslında tam olarak ne niyetle gittiğimi bilmediğimi, meditasyonu hayatımda ciddi olarak uygulamaya koyup koymayacağımdan -ya da bu taahhütü vermeye gönüllü olup olmadığımdan- pek de emin olmadığımı farkettim. Hemen arkasından da şunu: Şimdi burdayım. Tam şu anda, bu zamanda, burada olmaya niyet ettim. Taahhüde girdim, geldim, minnettarım. Iyi ki..

Sevgili Satürn.

Dünkü üç saatlik çalışma sonrası büyük bir mutlulukla dersten çıkıp güne yayılmış iki programa daldım. Aslında evde olacaktım. Önce kitap kulübü dostlarımla buluşup geçen ay okuduğumuz Murat Gülsoy’un Bu Filmin Kötü Adamı Benim romanını ve yazarı tartışacaktık. Arkadan da aynı mekanda devam edip gidenler ve yeni gelenlerle yemeğe kalacaktık.

O mutluluk hissi -ve belki serotonin salgılaması- ile kendimi bol bol konuşurken buldum kitap kulübünde. Daha konuyu irdelemeye geçemeden boğazım şişti, üşüme geldi, kendimi kat kat battaniye ve yünlü şal altında buldum. Sustum. Bedenim hemen tepki verdi. İç dünyamdaki yükselmeyi sanki ‘madde-dışı’ bir varlık gibi yaşamaya kalkışınca yeterince kullanılarak o ana ulaşmış, üstelik çabuk tükenmeye müsait ateşim kendini bedenimde ateşimi çıkararak alarma geçiverdi. Önce beden dedi. Temelini sağlam tut ki ötesine geçebil. Bedenini.

Gece eve ulaştığımda üstümden tır geçmiş gibiydi. Doğrudan yattım. Hatta ödevimin ilk denemesini bu düzlemde, yatakta, uyku öncesi, derin nefeslerle yaptım. Bütün sorularımın cevapları bedensel boyuttaydı. Ben o anda bedendim, ihtiyacım uykuydu, amacım bedenime iyi bakmaktı. Bu kadar basit ve netti.

Ertesi sabah erken kalktım. Kendime bir köşe belirledim. Kapıyı kapattım. Mum yaktım. Yastıklarımı, battaniyemi ayarladım. Üşüyen ve yumuşaklığa ihtiyacı olan bedenime kulak kabarttım. Mantralı ilk meditasyonumu yaptım. Verdiğim tepkileri, aldığım huzuru, ne yapacağımı hala tam bilemediğim huzursuzluğu yanımda hazır bulundurduğum defterime çalakalem yazdım. Yazdıkça hatırladım. Bulgularla donandım. Eee, dedim, ne yapacağım ben bunlarla?

Eğitime gittim. Deneyimlerimi paylaştım. Diğerlerini dinledim. Onların titreşimleriyle kaldım. Hepimizin ne kadar farklı titreştiğini algıladım. Öte yandan çok yoğun tek bir titreşimin farklı dalga boyları olduğumuzu.

Sesin ve müziğin üstümdeki ilham verici, çözücü, beni ‘ben’e bağlayıcı etkisini her deneyimde yeniden buluyorum. İşte bu da Neptün. Koşulsuzca kendimi teslim edebildiğim yanım. Chanting’le bitirdiğimiz son meditasyon sonrası kalem kağıda sarıldım. Benim için bir ilk niteliğinde, zihnimde oluşan sözcükleri, cümleleri havada yakalayıp kaçıp gitmeden onları harfler, noktalamalar, renklerle somut kıldım. Gelenleri yazdım, yazdıklarımı gözlerimle bir kez daha okudum.

Neden yazma ihtiyacı hissettim? Hatırlamak için. Yazmadan önce hissettiklerimi dile getirmiştim. İçimden, sadece benim duyabileceğim şekilde. Karşıma ‘ben’i koyup ona bunları söyledim. ‘Ben’i çok mutlu ettim. O anı mühürlemek istedim.

Şimdi size benim ‘ben’e söylediklerimi yazacağım. Okurken içinizde bir yerlere değiyor, lambalar yanıyor, ziller çalıyorsa iki satır yazın, sizlere müteşekkir kalırım.

Teşekkür ederim Neslihan.

İyi ki beni düşündün.

İyi ki bana zaman ayırdın.

İyi ki bana sarıldın.

İyi ki beni buraya getirdin, sevdin, mutlu ettin.

Sana teşekkür ederim, ‘ben’e izin verdiğin için..

Okuduğunuz için size içtenlikle teşekkür ederim.

Bahar

4 Replies to “Teşekkür”

  1. Çok tatlısın Neslihan, teşekkür ederim içtenlikle bunları paylaştığın için.

    Beğen

  2. bunları yaşayıp yazdığın için sana teşekkürler Neslihan. okuyup, hissettiğim o çok yoğun tek bir titreşimin parçası olduğumu hatırladığım için sana da teşekkürler fulya 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s