Akıntı

İstemiyorum.

Bu hissin içinizden yükselerek ifade bulduğuna şahit oldunuz mu?

Seneler önce, yoğun çalışma hayatının kışlı bir haftasonunda kendimi arabanın içinde, yolcu koltuğunda, otobanda son sürat ormana giderken bulduğumu, içimden birinin ciyak ciyak gitmek istemiyorum diye çığlık atıp tepindiğini hatırlıyorum. Bu hissi ve ifadeyi ne tetiklemişti, o sıralarda ne yaşanıyordu, hatırlamıyorum. Önemli olan detaylar değil. Hafızama keskin bir şekilde kazınmış olan o his, çığlık.

Hayatın rutin akışında, bu sıradan örneğe karşıt duracak diğer ucu arıyor, istemiyorum tepkisi kadar kesici ve yakıcı bir ifade var mı, bakınıyorum.

İstiyorum.

Üniversite zamanı yeni ünlenmiş bir sanatçının konserine gideceğiz. Ben bu adamı hayranlık kategorisinden beğenmişim, kendisinde bir şeytan tüyü görmüşüm, okumuş etmişliğine puan vermişim, muhitimin yakınlarında oturduğuna şahit olmuşum, kendimi ona ulaşabilir, arkadaş olabilir görmüşüm. Tanışmak istiyorum. Konserin sahne arkası yiyecek içecek organizasyonunu bir arkadaşım yapıyor. Dedi ki tanıştırabilirim. Evet, istiyorum. O isteme ve isteğin keskinliğinde tanışmanın gerçekleşme potansiyeli o kadar açık ki bu kararlılık kıskançlığı ve korkuyu getirdi, men edildim konsere gitmekten. Sen misin isteyen?

O konsere gitmedim. Adamla da tanışmadım. Yıldızı kendi popülerliğinin ötesinde benim gözümde de sönünce tanışmanın bir anlamı kalmadı, ama sonuçta istediğim birşeyi başka biri yüzünden yapmadım. Aynı şekilde istemediğim bir yere başka birisi yüzünden gittim, orda kaldım. Bu benim isteklerime sahip çıkmam, istemediklerime sınır çekmemle ilgili bugün, bu yaşımda bana ne diyor, gündemime neyi getiriyor bakalım?

Ne istiyor, ne istemiyorsun?

Sınırı nerde çekiyor, nerde açıyorsun?

Ne istediğini bilmiyor musun? Bilmemede kalmakta zorlanıyor musun? Kendi sınırlarını biliyor musun? Ya da bildiğin sınırları aşıyor yeniden mi tanımlıyorsun? Belki de başı sonu olmayan bir noktada sadece seyre devam ediyorsun. Göz gözü görmüyor, el eli tutmuyor. Nehir akıyor, kayık yüzüyor, sen gidiyorsun. Durduğunu sandığın yanılsamayı altındaki kayık sana taşıyor. Etrafındaki manzara değişiyor, görüntü akıyor. Hem izleyici hem yönetmen koltuğunda oturuyorsun. Kendi hayatının dümeninde, başına geleceklerin gözleminde ilerliyor ilerliyor ilerliyorsun. Nehirde durmak yok, su seni götürüyor, görmüyor musun?

Mars isteklerini gıdıklıyor, Satürn sınırlarını çerçeveliyor, Neptün dalgaları kabartıp suları dindiriyor.

Ya sen, ruhunun güneşi sen, kendini akıntıya bırakıp yüzüyor musun?

 

2 Replies to “Akıntı”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s