Bir romandan alınan tatmin duygusu nelerden ibarettir? Hikayeden mi? Karakterlerden mi? Kurgudan mı? Dilden mi? Bütünlükten mi? Özgünlükten mi? Derinlikten mi? Edebi nitelikten mi?

Kriterler okurdan okura değişebilir. Belki de bir yazar için en büyük ‘challenge‘ budur. Nasıl bir okur için yazdığı. Kendi kafasındaki ‘mükemmel okur’un tanımı belki vardır belki yoktur. Belki de belli bir okur için yazma güdüsüyle değil, sadece kendini gerçekleştirme arzusuyla hareket ediyordur, ister okunsun ister okunmasın. Peki ama, okunmayan bir kitap yerine ulaşmış, okuru olmayan yazar kendini gerçekleştirmiş olur mu?

Çok gözlemli, bol sorgulamalı, rollerden rol beğenmeli, hikayeden hikayeye geçmeli, okur-yazar arasında gidip gelmeli, özgün mü özgün, hem kopuk hem bütün bir roman bitimi sonrası bu soru işaretleriyle donanmış kalmışım.

Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’sundan bahsediyorum.

Kitabı okurken adeta okumanın dört mevsimini yaşadım. Başlar bahar gibiydi. Ilık ılık, nasıl iyi geldi o giriş. Hemen ısınıp kaynadım, gevşedim, okuma eylemi içine yerleştim. Tatlı bir teslimiyete girdim. Yaz geldi sonra. Of, bir yükseldim ki hem de nasıl. Kahkahalar, şaşırmalar, sesli sesli ne kadar acayip bir kitap bu diye havaya, ortaya konuşmalar. Sonra birden hava kapadı, durgunlaştı, serinledi. Soğudum, sıkıntılandım kuruyup düşen ağaç yaprakları gibi. Hatta sonbaharı geçip doğrudan kışa daldım. Çatır çatır çatladım. Nasıl olur, nasıl bu kadar heyecanla dolup taşarken böylesine sıkıcı, huzursuz, kopuk ve soğuk olunur diye karalar bağladım. Bırakmamak adına yarıdan sonra sebatla dayandım kıştan sonra nasılsa bahar gelecek diye. Hakikaten de geldi, tatlı bir meltem esintisiyle yalayıp geçti, lakin bu mevsimsel geçişlerin dramatik yükseliş ve düşüşü bende ekşi bir tat bıraktı.

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu, bizzat bu kitabı bir kitapçıdan alan bir erkek okurun hikayesiyle başlıyor. Erkek Okur kitabı okumaya başladığında bir forma hatası olduğunu ve yanlış baskı yapıldığını farkediyor. Hem kitabın özgün halini hem de kitabın içindeki tesadüfen basılmış diğer kitabı arayıp bulmak üzere kitapçıya dönüyor. Kitapçıda benzer durumda bir diğer kadın okurla karşılaşıyor. Kadın Okur ve Erkek Okur doğru eser ve basımları bulmak üzere birbirlerine paralel -ama illa birlikte değil-, bir araştırma yolculuğuna çıkıyorlar. Olaylar hem aralarında hem yanlış yazılan, basılan, uydurulan kitaplar çevresinde hem de kitabın yazarınının -Calvino’nun, kitaptaki huzursuz yazarın, üretken yazarın ve diğerlerinin- ve okurunun -yani benim, sizin, ötekinin- aralarında gelişiyor. Araya oniki hikaye giriyor. Daha doğrusu roman olduğu öne sürülen sözde oniki kitabın birer bölümü. Bir kopuyorsun bir bağlanıyorsun, bir ordasın bir değil. Düzensizlik düzeninde, it çek gerginliğinde gidip geliyorsun sürekli. Başlangıç ve bitiş noktasının aynı yer olduğunu görüyorsun. Ben baharla açmıştım, baharla kapadım, ama aralardaki yaşlı sonbahar ve geçkin kara kışı üstümden atamadım.

Bu kitapta tam bir roman yok. Birçok roman arayışı var. Mükemmel roman tanımını yapmak, o mükemmel romanı yazmak isteyen, bunu yaparken kendi mükemmel okurunu da tasvirleyen bir yazarın düşünce dinamiklerinin içinde dolaşarak kayboluyorsun. Sürekli düşünüyorsun. Yazar neden böyle birşeye soyunuyor? Burda ne mesaj veriyor? Bana özellikle birşey mi demek istiyor? Yoksa sadece kendi kendini soktuğu, içinde bulunduğu yazma -yazamama- açmazını kırmak üzere bir kişisel mücadele içinde mi debeleniyor?

Kitap okumak bir yolculuksa bu yolculuk içinde yazar bazen karşısındaki okuruyla -benimle- konuşuyor, bazen kitaptaki Erkek/Kadın Okur’uyla. Bazen kendisi kitaptaki yazar oluyor, bazen bizzat Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’nun yazarı. Kitaptaki ikinci tekil şahıs kullanımı ‘sen’ bir şekilde okuru hep olaylar silsilesinin içine dahil ediyor, sanki hikayeyi okura göre şekillendiriyor. Halbuki o sen bazen kendisi oluyor bazen kitap içindeki okur. Hikayenin içine girme, o alanın oyuncusu olmakla hikayenin seyircisi olma ve dışına çıkma ikilemi sürekli hissediliyor.

İlk defa okuduğum Calvino’ya dair biraz tarama yaptığımda bu kitabın ve yazarın İtalyan edebiyatının iyi anlamda bir kırılma noktasına ulaşmasını sağladığı ve Umberto Eco’dan önce İtalyan edebiyatını başka bir mertebeye taşıdığı anlatılıyor.

Bu anlamda kitabın başında neden bu kadar yükselip gözlerimin kamaştığını anlıyorum. Böylesi bir uslüba ve yazına taze kan getirme çabasına şahit olmak nefesimi kesiyor. Öte yandan bu sürekli inceleme, içine girme dışına çıkma, tam ve akışkan bir öyküye konsantre olmama, istikrarlı bir şekilde yeni hikayelerle bölünme, tekrar tekrar sıfırdan başlama ve yeni bir öykü okuma rutinine girme hali yarısından sonra beni müthiş yorup sinirlendiriyor. Sonunda isyan ediyorum, seç artık kardeşim, seç lütfen ne yazmak istediğini diye köpürüyorum. Lakin inat edip pes etmiyorum. Böyle öfkelendiğim bir episodun hemen arkasındaki bir sayfada haydaa nasıl sardı yine diye şaşakalıp kahkahalar atıyor, içimde tutamadıklarımı Bey’e anlatmaya başlıyorum. Okuma eylemi konuşmaya dönüyor. Belki de kitaptaki yazma ilhamı kaçan ve kendi kendini sürekli bölen huzursuz yazarın huzursuz okur versiyonu oluyor, okumamı bölmek için bahaneler yaratıyorum.

Calvino’nun doğum haritasına şöyle bir bakıyorum. Terazi burcu olan yazarın ideal hikayeyi bulma arayışında seçimi kendi yapmak yerine okura bırakmasını böyle bir arketipin yansıması olarak bir kenara not ediyorum. Her ne kadar bütün çerçeveyi yazar-okur ilişkisi ve çevrelerindeki dinamiklerle anlatsa da okurun da yazarın da okuma ve yazma eylemi sırasındaki yalnızlığını Güneş-Satürn kavuşumunun güçlü bir şekilde ifade ettiğini hissediyorum. Öte yandan niteliklerine göre baktığımda kendisinin öncü burçlarda çok sayıda gezegeni olduğunu farkediyorum. Öncü burcu çok demek proje üretmek, yola çıkmak, insiyatif almak anlamında birşeylere ön ayak olma özelliğini taşıyorsun demek. Bunun aşırısı çok fazla proje üretip insanın kendi yolunu tıkamasına, kendi kendine engel olmasına sebep olabilir. Kitaptaki yarım kalmış öyküler bana işte bu bitirilmeyip biriktirilen projeleri ifade ediyor. Öte yandan içe dönük bir yapısı olan yazarın bütün bu yazar-okur sorgulamalarını aslında kendi içindeki yazar ve okur arasında yaptığını gösteriyor.

Goodreads‘de bir kitabı bitirdikten sonra beş yıldız üstünden puanlıyorum. Bu kitabın uslübundan bu kadar etkilenmiş olmakla birlikte damağımda bıraktığı tat anlamında biraz ekşilik hissediyorum. Üç ile dört arasında gidip geliyorum. İşte burda da yeniden baştaki sorularımı tekrarlıyorum.

Bir kitaptan alınan tatmin olma duygusu nelerden ibarettir?

Kendi adıma okuma eylemini -ben- okura dışardan bakan bir yazar gözüyle tarif ettiği, oturduğum koltuğu, arkamdaki ışığı, başımın altındaki yastığı, bulunduğum odayı, sıcaklığı, dikkatimi dağıtan tele aletleri, bölünmelerimi farkettirdiği, beni ideal okuma ortamımı bulmak için evin içinde oda oda dolaştırdığı, hatta yazımı bile normal rutinimden farklı bir mekan ve manzaraya taşıdığı için Calvino’ya teşekkür ediyorum.

Bir kış gecesi işte bu yolcu..

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu / Italo Calvino / 249 sayfa / Yapı Kredi Yayınları / Yazar: Terazi

BKGEBY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s