Çok kalın bir kitabın sonuna geldiğinizde ne yaparsınız?

Ben ilk sayfasını açar, yeniden okurum. Giriş aklımda hala taze mi değil mi bakar, nasıl başlamış da buralara gelmiştik hatırlamaya çalışırım.

İkibinondördün üçyüzaltmışdördüncü gününde de işte böyle hissediyorum. Kalın bir kitabın sondan bir önceki sayfasında.

WordPress bir güzellik yapıp sene sonunda blog istatistiklerini yıllık rapor halinde yayınlıyor. Bu sene blog toplam kaç ziyaretçi almış, hangi yazılar okunmada ilk sıralardaymış, hangileri en çok yorum toplamış, o yorumcular kimlermiş, hangi coğrafyalardan gelmişler, bloga nerelerden ulaşmışlar vs.

Geçtiğimiz senelere göre durum gayet iyi. Öte yandan iki sene üst üste en çok hit alan yazımın hala ta iki sene öncesinden, Kendinizi Tanıtır mısınız, olması düşündürüyor.

Hasbelkader kendini tanıtma yazısı aramasıyla buraya düşenler gerçekten kendilerini tanımaya yönelik birşeyler bulurlarsa kalabiliyorlar. Belki astrolojiden, yogadan, belki bir kitaptan, romandan, belki bir konserden, müzikten, belki bir seyahatten, yolculuktan akanlarla. Öte yandan kendini tanı(t)mak bir arama motoruna düşüp en çok okuma getiren tema oluyorsa, ne burdaki ne başka yerdeki yazılar, cümleler, paragraflar gerçek yerine ulaşıyorlar belki de. Bir kalıptan çıkma şablondan öteye ne kadar geçerse o kadar.

Dönüp bakınca doğal rutinime göre oldukça seyahatsiz, ve fakat bol yolculuklu bir yıl geçirdiğimi farkediyorum. Tek kayda değer seyahat sene başındaki Zanzibar‘ken orda başladığım kitaplarla başka diyarlara yolculuk meselesi seneye damgasını vuruyor. Kendi adıma şu geçen üçyüzaltmış dört gün içinde en verimli, nitelikli ve nicelikli okumaları tamamlıyorum. Bazılarını burda kaleme aldım, bazılarını kendime sakladım. Belki de o yüzden bu senenin son günlerini kalın bir kitabın son sayfası gibi yaşıyorum.

Kendime soruyorum.

İkibinondört bir romandıysa, ana hikayesini damardan yakaladım mı, yazarını tanıdım mı, karakterlerini yeterince anladım mı, içinden kendime notlar çıkardım mı, kendime biraz daha yaklaştım mı?

Cevaplar tele asılı çamaşırlar gibi pır pır rüzgarda salınıyor.

Nasıl bir romandı ikibinondört? İçe dönük? Kökler ve temeller üstüne? Geçmişle gelecek arasında? Devam niteliğinde? Bağımsız fasiküller halinde? Ön hazırlık sürecinde? Bekleyişte?

Sorular beliriyor, cevaplar yaşanıyor. Lineer bir şekilde ileriye akan zaman süreç içinde yaşanan cevapların sorularını değiştiriyor.

Soru nasıl bir romandı değil. Neden bir roman çıktı ve böyle yazıldı? İşte başlangıç noktası bu.

İkibinondördün üçyüzaltmışdördüncü gününün ondokuzuncu saatinin yirminci dakikasında üçyüzaltmışbeşe ve ötesine dönüyorum. Aynı bugün yere yatıp burnunu ön patileri arasına alarak kapıyı gösteren, adeta yeni yılı bekleyen Coffee gibi bedenimi yarınlara hizalıyorum. İkibinonbeşte bu yazıcı kendi hayatında neler yazacak, yazdıkları nasıl bir roman olacak, o roman kimi kime anlatacak merak ediyorum.

Ya siz?

Siz de kendi romanınızı nasıl yazıp çizeceğinizi merak ediyor musunuz? Önümüzdeki seneyi kalın bir kitap mı bir kitabın bölümü mü olarak hayal ediyorsunuz?

Hayalleriniz, ümitleriniz bol olsun.

Buraya yolu düşen herkese taptaze, ışıl ışıl, diledikleri gibi, şifalı, mutlu, her anlamda sağlam ve sağlıklı bir ikibinonbeş diliyorum.

Gıyabında kucağımda ıslıkla horlayan Coffee’den de selam getiriyorum.

-ffssrr-

UcanCof

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s