Tek kanallı televizyon döneminde vazgeçilmez seyirliklerimden biri Artistik Buz Pateni yarışmalarıydı. En sevdiğim bölüm Buz Dansı, kategori serbest programdı. Ve fakat yarışmacıların geçmesi gereken öncelikli iki aşama vardı. Zorunlu hareketler ve kısa program. Belli atlama, sıçrama ve dönüş hareketlerinin gerçekleştirilip değerlendirilmesi sonrası artistik katkının bu temellerle birleştiği serbest program gelirdi.

Çocuk halimle ayna gibi buzun üstünde demir altlı patenlerle kayan sporcuları ağzımın suları akarak seyreder, bir an evvel serbest programa geçilmesini beklerdim. Zorunlu ve kısa program kısımları sıkıcıydı, lakin olmazsa olmazdı, yapılmalıydı.

O dönemin bütün o Rus sporcularının azmine, zerafetine ve şairane akışlarına rağmen İngiliz Jayne Torvill-Christopher Dean çifti favorimdi. Ravel’in Bolero’su eşliğinde gerçekleştirdikleri efsanevi performansla Avrupa, Dünya ve Olimpiyat şampiyonu olduklarını da, bütün hakemlerden aldıkları 6.0 tam puanları da dün gibi hatırlıyorum.

Açıp baktım, şampiyon olduklarında senelerden 1984’müş. Satürn aynı şimdiki gibi Akrep’te yolculuk ediyormuş. Torvill-Dean çiftinin serbest programı 29 senelik kendi Satürn döngüme dair bilinçdışımın gündemime getirdiği bir bilgi olmuş.

Satürn, Akrep’teki 2,5 senelik yolculuğunun son iki haftasında ağır ağır ilerler, Yay’a geçmeye hazırlanırken ben, Yay’da Satürn’ün neler getireceğinden ziyade Akrep’teki yolculuğu nasıl geçirdiğimin derdindeyim. Zorunlu hareketleri tamamladım mı, kısa programı gerçekleştirdim mi, serbest programda akabildim mi?

Kendim için iz takibi yaptım. Satürn’ün Akrep’e girdiği Ekim 2012’den bugüne Satürn’ün ileri ve geri hareketlerini, kendi haritam üstünde anlamlanan bazı tarihleri tespit ettim, o tarihlerde bloguma yazdıklarıma baktım. Yazılı belgelemenin güzelliklerinden biri bu. İz takibi. Zorunlu hareketler ve kısa program dahilinde yeterince yazı çıkardığıma kanaat getirip serbest program kapsamında benim için bu dönemin nasıl aktığını yazmaya karar verdim.

Kolay bir yolculuk olduğunu söyleyemem. Konfor alanımdan çıkmaya zorlandığım, neden neden neden diye dibin dibini kazmaya uğraştığım, bir yere vardım mı varmadım mı tam olarak adını koyamadığım, inilecek yeraltı, çıkılacak yeryüzü arasındaki gelgitlerde hala soru işaretleriyle yaşadığım bir zaman dilimi demeliyim belki.

Dönüşüm üstüne çokça yazdım başlarda aynı bir başöğretmen gibi. Sorumluluğu böyle aldım. Satürn öyledir, böyledir. Akrep’te adamı şöyle evirir böyle çevirir. Yazdım yazdım yazdım. O kadar ki anlamsızlaşıp hiçleşti bu derin mevzu. Nihayetinde sustum, derinlere gömüldüm. Baktım etrafta kimsecikler yok. Sen ne biliyorsun ki bu konuda dedim.

Ger-çek-ten nedir dönüşümsel gerçekliğin?

Dönüşümü bir tema olarak dillendirmeyi bırakıp kendime döndüm. Ordan yazmaya başladım. Önce çekinerek, zamanla bırakıp içine girerek. İç dünyamın zindanlarında neler vardı? Yeraltımda kimler yaşamaktaydı? Hayat esasen orda mıydı yoksa sadece ölüm mü mutlaktı?

Yalnızdım yeraltımın derinliklerinde.

Kendi kendime konuşup kendi kendime kızıyordum. Karanlık tarafımla aydınlık tarafım birbiriyle sevişiyor muydu savaşıyor muydu karıştırıyordum. Biri savaşma seviş diye bağırıyordu, öbürü sevişme savaş diye. Sesler nemli, kayalık, kara duvarlarda yutuluyor, yukarı yüzeye ulaşmıyordu bir türlü. Hangi taraf ne dese ötekine vurup geri tepiyor, başlangıç noktasına dönüyordu. Kendime.

Bir gün kendimi Dostoyevski üzerine bir seminerde buldum. Akrep yazarın kendi iç hücrelerinden, dış dünyanın onu hapsettiği zindanlardan seslenişini dinledim derin derin. Hemen isyan ettim, ya ben oralarda yaşamıyorsam, varlık sebebimi yeraltında değil göklerde buluyorsam diye haykırdım. Cevap gelmedi. Bu cevapsızlık beni kahretti. Ölüm gibiydi.

Ölüm korkusu, ölümlülüğün gerçekliği ağır bir tokattı.

Yüzleştim mi? Ya da soru belki de şu: İnsan kendi başına gelmeden ölümle yüzleşebilir mi? Anne ve babamın ayrı ayrı geçirdiği iki ayrı ucuz atlatılmış kaza ilk darbeleri vurdu. Yaşıtım arkadaşlarımın ebeveynlerinin vefatları artçıları getirdi. Akrep’le gelen ölüm, dönüşüm, yeniden doğum teması hem giden hem kalan için konuyu psikolojik boyuttan çıkarıp fiziksel ve dünyevi gerçeklikle acımasızca insanın gözü önüne seriyordu. Kaybedilen ebeveyn. Birinin çocuğu olmaktan ebediyen ayrılış. Yetişkin olarak yeniden doğuş. Sınırları tanımlı hayatta bir yaş daha alma, yaşlanma.

Yaşlılıkla gelen dönüşüm.

Yeni on yıllık bir yaş döngüsüne girmem sanki zamanım iyice azalmış, tükenmiş, bitmiş gibi bir psikolojiyi getirdi. Satürn Akrep’te benim için zamanı bitirip yoketti. Taşlaşıp tutmak istedim zamanı. Halbuki taşlaştığım başka yerler vardı. Takmıştım bir kere. Ben bu kadar takıntılı mıyım diye sorup durdum kendime.

Manipülatif güç timsali otorite dediğim gerçekten karşımdaki miydi yoksa benim içimdekinin yansıması mı? İçimde varolduğunu bilmediğim saplantılı karanlığım ötekinin örtülü karanlığını çekti, yeraltını yeryüzüne getirdi. Boğuldum o soka soka öğretmeye çalışan Akrep’in gölgesinde. Bir türlü ölemedim, her öldüğümü sandığımda yeniden dirildim öfkeyle. Sonunda kendi kendimi sokmaya karar verdim. Birini koluma taktım, ötekini orda bırakıp çıktım.

Ne kadar derinleştim? Kaç tülümü düşürdüm? Yeterince kazdım mı? Kendi kendimle çırılçıplak kaldım mı? Yeni deri çıkarmaya başladım mı? Yoksa yoksa iki sene evvelinin tanımlı ifadelerini sorulara çevirip esas meseleyi kaçırdım mı?

Güvensizlik, karamsarlık, yalnızlık, korkular, endişeler, zaman, yaşlılık, ölüm..

Bütün bu kavramlar kimliğimde, ilişkilerimde, iletişimimde ve beni ben yapan temel yapıtaşlarında gri alan bırakmayacak keskin renklerde kendilerini ifade ettiler, etmekteler. Bazıları renklerimi dönüştürdü. Kimi renk yokoldu, kimi renk ilk defa şimdi doğdu. Ve bu süreç daha bitmedi. Sürecek.

Satürn’ün olduğu yerde yaratıcılığımızdan yermişiz. Akrep’teki Satürn’ün serbest programı Artistik Buz Pateni’yle başlasa da benim kalemimden artistik bir yere gidemedi. Halbuki tüm hakemlerden 6.0 tam puanları alıp ciddiyetle çalışan ve kariyerlerinde dönüşüm noktasına ulaşıp profesyonel hayata geçen Torvill-Dean çifti için 1984’te durum öyle miydi? Tutkunun böylesine tek bir vücutta eriyip somutlaştığı bir örnek, Akrep’teki Satürn’ün yolculuğuna dair bir başarı hikayesi değildi de neydi?

Yıllar sonra performansı tekrar seyredince içimdeki kuyunun dibinden yukarı doğru bir su yükseldi, dışarı ses verdi.

Hıçk.

4 thoughts

  1. çoook beğendim 👀 Saturn Akrep’ten son çıkışında yazıyı yenden yazmanı çok isterim galiba 6 ay mı var?

    Beğen

  2. Senin tabirinle Satürn saatim çalışır, yine bir yazı dökülür tahminim. Çok teşekkür ederim.😊 Baktım, 9 ay varmış. Oohh, bol bol malzeme..

    Beğen

  3. Neslihancım,
    Yaratıcılık konusunda “daha ne olsun” diyeceğim sana.
    Şimdi kafam karıştı. 24’ünde çıkıyor mu bu Satürn Akrep’ten? Yoksa daha 6 ay mı var? Öğrettiklerinden memnun olsak da, biraz da derinlerden yukarılara çıksak…

    Beğen

  4. Teşekkürler Pelincim. Evet, 24 Aralık’ta (hatta bizim saatimize göre 23 Aralık gecesinin son saatlerinde) Satürn Yay’a geçiyor, uzun soluklu bir yolun sonu, ve fakat 2015’te retroya girerek Akrep’e son bir kez daha girip çıkacak. Sevgiler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s