Duyguların Dili – Ayo

Yabancı bir müzisyeni konserde izlemeye giden Türk izleyicisinin beklentisi sanatçının müziğinden, performansından, sanatından bağımsız kanımca şöyle başlıyor:

Acaba bizimle iletişim kuracak mı?

Zaman zaman bu ihtiyaçlı iletişim durumunun memlekette birbirimizle konuşamayıp kendimizi duyuramadığımız, değer ver(e)mediğimiz, değersiz hissettiğimiz bir düzenden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. İletişimin, takdir ve değer verdiğini göstermenin bastırıldığı, yutulduğu, susturulduğu bir düzende sınırlarımız dışında bir medeniyetten gelenden bu beklentide oluyoruz sanki. Bizimle iletişim kuracak mı? Bize seslenecek mi? İşte o zaman hem kendimizi izleyici olarak değerli ve özel hissediyor, hem de karşımızdakine sanatından bağımsız bir heplik değeri atfetmeye kapılıyoruz gibi geliyor. Bizi seviyorsa -bizimle konuşuyorsa- iyidir, biz de onu severiz. Bizi sevmiyorsa -bizimle irtibata geçip övgüler yağdırmıyorsa- kötüdür, biz de onu yereriz. Ya hep ya hiç. Bakınız Türkiye’nin haritası ve dinamikleri. 

Bireysel olarak bana da bu iletişim kuracak mı hissi ara ara geliyor açıkçası, inkar edemem. Kendimi, bakalım sanatçı ilk teması ne zaman yapacak, derken yakalayıveriyorum. Sahneye çıkar çıkmaz mı, parça arasında mı, konser sonunda mı, yoksa hiç dokunmadan es geçerek mi..

Dün de böylesi bir düşüncenin beynimin bir ucundan ötekine sektiğini farkettim. Yakaladım onu cımbızla pıt diye. Uçan bir kara sineği tek el çubukla kovalamak gibiydi. Zor, itinalı, odaklı. Tuttum havada, baktım ona. Beklentiyi bırak, kapıları aç, aksın içeri müzik, bunun için gelmedin mi?

İş Sanat’ta Ayo konserindeydik. Esasen Mayıs ayında konsere gelecek sanatçı Soma faciası nedeniyle programını ertelemiş, Aralık ayında ilk defa memleketimize teşrif etmişti. Ben Down On My Knees parçasıyla kendisini tanımış, dinliyordum. Biletimi vakitlice almıştım. Üstüne Büyükada inzivasında Help Is Coming parçası bir meditasyon sonrası yerini bulup Ayo’yu bir kere daha gündemimize getirmiş, sanatçıyı adada da anmıştık.

Down on my knees, I'm begging you🎶🎶🎶 #ayo #downonmyknees #concert #konser #live #issanat

A post shared by -Neslihan K (@lesliyan) on

Ve dün..

Ayo elinde akustik gitarı, kendisi dahil üç kişilik bir ekiple sakin sessiz sahneye çıktı. Ne dramatik, şaşalı Aslan Jamie Cullum gibi zıplamalı hoplamalı, ne de seni alıp başka diyarlara götüren Balık Erykah Badu gibi büyüleyici, kucaklayıcı. Başakmış kendisi, hem de triple vurgulu, stelyumlu.

Konser başladı. İlk parça tatlı bir thank you ile bitti, ikincisi üst üste Türkçe tekrar edilen teşekkürlerle. İlk temas keşke daha çok Türkçe bilsem* diyerek böyle gerçekleşti. Arkasındansa kendisinin benimsediği dilin duyguların dili olduğu ve bunu müzikle insanlara ilham vererek iletmek istediği geldi.

Çin’de bir çocuk ağlar ve bilirsin ki o bir şekilde mutsuzdur. Ya da İspanya’da bir genç kahkaha atar ve anlarsın ki pür neşeyle doludur. Müzikle dünya değişir mi diye eleştirir büyükler bizi sarkastik bir tonda. Ben de derim ki en azından insanlara ilham verebilir, bakış açısı katabilirim.*

Böylece biz seyircilere dünyanın sorunlu aleminden birkaç saatliğine müzikle kaçma çağrısı yaptı. İlk hissiyatım şu oldu. Hmm, tatlı tatlı, mutlu mesut dinler gideriz. Müzikle kaçış teması geldi, Neptün yanımıza sindi.

Halbuki konuyu tatlı kaçışlardan açmışken sözü dünyadaki adaletsizliğe, suçlara, boşuna ölen çocuklara, onların annelerine getirdi. ABD Ferguson’da 18 yaşındaki genci öldüren polisin mahkeme tarafından suçsuz bulunduğuna değindi. Bunu çok şey buluyorum* dedi. Sessizlik…Diyemedi. Seyircilerden biri utanç verici diye tamamladı.

Evet, utanç verici. Teşekkürler!*

Yeni bestelediği bir parçayı çaldı bunun üstüne. Sözleriyle gözlerimiz doldu, içimiz taştı. Nakarattan aklımda kalanlar bumbum diyen ateş etme sesleriydi.

Bumbum. Bir annenin ağlayışı. Bumbum. Bir bedenin daha yere yıkılışı. Bir-ki-üç-dört vuruldu işte, beş-altı-yedi-sekiz artık yerde sere serpe.*

Kazandığı dünya biletinden bahsetti arkasından. Son albümünün adı Ticket To The World aslında kendisinin böyle bir dünyada şanslı doğduğuna bir atıftı. Nijeryalı bir baba, ataları Polonyalı, Romen, Rus çingeneleri olan Alman bir anneden Almanya’da doğduğu için batı pasaportuna ve dünyayı dolaşma hakkına işte bu biletle sahip olduğunu anlattı. Sınırlardan bahsetti. Dünyaya kimin koyduğu belli olmayan sınırlardan. Teyzesinin karaciğer kanseri olup vize alamadığı ve Avrupa’ya girişi reddedildiği için tedavi olamayarak öldüğünden. Başta kaçalım dediği dünya sorunlarına bir örnek daha getirdi Ayo, tanıdık insan hikayeleri üstünden, güçlü vokali, ilham veren müziğiyle.

Bize geldi birden konu. Türkiye ve Avrupa Birliği’ne girme meselesine. Aha, işte buyrun damardan temas. Seyirci biraz gerildi mi, bana mı öyle geldi?

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesinden bahsediliyor senelerdir. Benim Almanya’da çokça Türk arkadaşım var ve biliyorum ki onların aileleri Almanya’yı Almanya yapan gücü, desteği, emeği verdiler yıllarca, onlar bu sanayi devi ülkeyi kalkındırdılar, lakin Türklerin emeğinin karşılığı birliğin içinde yok. Neden? Sizin için şimdi AB içinde olmak önemlidir ya da değildir, konu bu değil. Hem ne birliği zaten? Ben birlik göremiyorum ki dünyada. Sadece sınırlar, hudutlar, birtakım ellerle ayrılan insanlar..*

Gün içinde yaptığı çarşı pazar gezisinden, o sırada duyduğu ezandan, inançtan, dinden, peygamberlerden ve inancın farklı formlarda sunulsa da aslında insanın içinde bir olduğundan bahsetti. Ezandan ilham aldığını ve içinden bir gospel söylemek geldiğini söyledi, kabul etmemizi ümit ederek.

Genç sanatçı tüm performansı, bisi ve ekibiyle beni müzik, temas, iletişim ve ilhamın ötesinde yerlere ulaştırdı. Severek dinlediğim Ayo sözleriyle, sahnesiyle, hayattaki duruşuyla, dünya görüşüyle sadece temas etmekle kalmadı, sıkı sıkı tuttu, birçok noktadan yakaladı.

Çıkışta aklımda şu soru işareti yandı.

Sahneye çıkan müzisyen sadece sanatından mi ibarettir, yoksa bunun ötesine geçebildiğinde mi esas sanatının altını doldurur?

Yay döneminde dinlediğim Ayo bana kendini aşmak, vizyon sahibi olmak ve yaydan çıkan okun ne kadar uzağa gidebileceğini anlatmak babında çok şey söyledi. Natal haritasındaki Güneş-Jupiter ve ona kare yapan Ay-Neptün kavuşumunu gözümün önünden geçirdi, içimi yükseltti.

İletişim dediğin sadece kelimelerden ibaret değil. Dil dediğin su misali. Her şekilde yolunu bulur, kendini gösterir, sen o dile kendini açar, karşındakini cevaplarsan.

Ayo seyircisiyle özgün bir iletişim kurdu, her dilden konuştu. İngilizce, Türkçe, Almanca, müzik, duygu, beden ve yaşam diliyle. Umarım bizler de.

* Bu sözler Ayo’nun kullandığı ifadelerin birebiri değil elbet, akanlardan kendi dilimle damıttıklarım.

One Reply to “Duyguların Dili – Ayo”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s