Gecedir. Karyolamda uyanığımdır. Kahverengili kremli, kendinden dokulu, kalınca kumaştan perdelerim kapalıdır. Baş ucumda küçük, kırmızı, plastik lambam yanıktır. Lambam masalsıdır. Metalik, soğuk, camlı kitaplığın yüksek rafında içimi ısıtır. Sokaktan bozacı geçer.

‘Taaazee booozaaa. Siiüüüt bozeeaaa’.

O kahverengi perdeler bozacının yanık sesiyle birleşir. Adam görünmez, sesi görünür. Gırtlaktan gelir. Gizemlidir. Apartmanın beşinci katıdır, sokaktan kat be kat yüksekteyizdir, ama o ses odamın içindedir. Bizi ayıran tek şey o kahverengili kremli kalın perdelerdir. Kırmızı loş ışıkta, gözlerim açık perdelere bakar, bozacıyı duyarım. Ürperirim. Gecenin bu saatinde dışarıda üşüyor mudur acaba diye içimden geçiririm.

Çocukluğuma dair hatırladığım ilk hayalim bu olabilir. Korkutucu perdelerin arkasındaki bozacı.

Kimdir? Nedir? Gerçek midir, değil midir? Bozasından alan, gelmesini bekleyen var mıdır? Karanlıkların acılısı mıdır, gecelerin kralı mı? Saat sanki onbir civarıdır. Bir çocuk için çoktan uyku vakti gelip çatmıştır, halbuki onun için hayat işte şimdi başlamaktadır. Biz yatarken o uyanır, sokaklarda dolanır, apartmanlara, balkonlara, ahşap konaklara bağırır.

‘Booo-zaaa-cııııı’.

Belki pelerini vardır, belki kahverengi pantolon ve ceketi. Ama kafasında kesin tepsi gibi kasketi. İki omzuna yüklendiği sallanan kaplarıyla karşı sokak boyunca seslene seslene yürür, bizim sokağın köşesinden dönünce kaybolur. Yoksa bu bozacı değil, yoğurtçu mudur?

Yoğurtçu veya bozacı, benim için ikisi de birdir, hayaldir. Ne kendilerini ne sattıklarını görmüşümdür. Sadece kahverengi perdelerin arkasından yükselen, gaipten gelen derin sesler, kendi kahverengilikleri içinde gelip geçenlerdir.

Hani çocukların hayalleri vardır. Kimi başının üstündeki tavanları yok edip gökyüzüne ulaşır, kimi müzik dinleyip kanatlanır, kimi uzay mekiğiyle galaksiler arası dolaşır, kimisi de bozacı noktasında kalır.

Bozacının şahidi şıracı değil yoğurtçudur, zira ikisinde de görüntü yok ses vardır. Bir bardak kıvamlı boza adamı alır on yıllar öncesine götürür. Üstüne zamanın çocuğunun vaktiyle hayallerini süsleyen Türk hafif batı müziği sanatçısı bozaya tarçını bir güzel serper. Söyler.

Gurbetten gelmişim yorgunum hancı..

Hoş geldin Aralık.

4 thoughts

  1. bahse girerim evinde kahverengi perdeler yoktur 🙂 benim çocukluk perdelerim yeşil üzerine dolunay desenliydi. yanıbaşında kitaplarım vardı; pollyanna’lar, demiryolu çocukları, iki yıl okul tatili vs… hepsinin sayfalarında annemin bana yatmadan önce yedirdiği portakalların izi vardı.. (şimdi yeğenlerim okuyor onları) bozacıya gelince, bana hep güzel şeyler çağrıştırır; tıpkı simitçi gibi, yoğurtçuya yetişemedik:)

    Beğen

  2. İyi tahmin. Yok tabii. Kalın perde bile yok. 🙂 Bu tarif ettiğim odaya kardeşim de katılınca durum biraz değişti, ama perdeler, kitaplık, ışık bakiydi. Simitçi gündüz, bozacı gece insanı diye kodlamış çocuk kafam. Şimdi ikisini de seviyorum, ayrı. 🙂

    Beğen

  3. Bozaaaaaaacı Çocukluğumu, Bursa da yaşadığım 15 tatilleri anımsatır bana daha makul zamanlarda geçiyordu sanırım.. Sesini duyduğumuzda kuzenimle, anneanne bozacı geçiyor diye koşturduğumuz bozayı alıp keyiflice içtiğimiz güzel günleri… Şimdi de duyuyorum balkona çıkıp sokaktan geçene, sesi uzaklaşıp kaybolana kadar dinliyor ve eski günleri özlemle anıyorum.

    Beğen

  4. Geri bildirim: Oda « MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s