Hasta İzni

Üretim ne zaman durur?

Sistemde bir aksaklık olduğunda.

Vücut sistemim aksamada iki haftadır. Hastalandım. Bir hafta yattım. Sonunda iyileştim -sandım. Tekrar nakavt oldum, toparlama çabalarındayım.

Herşey durdu. Blog, yoga, astroloji, seans, Coffee’yle yürüyüşler, randevular. Bedenim bana dur dedi, rutinlerim kilitlendi. Hayat durdu durmasına da beynim, elim, ayağım duramadı bir türlü. Sanki hastalığa teslim olamadım, kabul etmedim iyi olmadığımı. Her gün bitki çayı, her akşam sıcak çorbayla beslenir, kat kat kıyafet ve çorapla battaniye altı yatay pozisyonda kalır, bir güzel uyur dinlenirsen iyi olursun diye düşünüyor insan. Olursun tabii, eğer bunları hakkıyla yapar, dinlenir, kendini dinlersen.

Bütün bu dinlenmeyle arama giren ne biliyor musunuz?

Cep telefonu ve laptop.

Sürekli dış dünyaya bağlı kalmaya çalışma çabası.

15 dakika yatıp uyukladıysam 16. dakikada elimin saate bakma bahanesiyle telefonuma gitmesi ve gelen bir bildirime bakmam, ona bakarken ötekine atlamam, saniyesinde unuttuğum birşeyin aklıma gelmesi ve onu Google’lamam, derken dinlendiğim 15 dakikanın iki misli vakti ekran başında yüzüm gözüm şişerek geçirmem, bunu farkedip cihazı bırakmam, kendime kızmam. Her bunu yaptığımda midem bulandı, enerjim iki misli bedenimden çekildi, gözlerim çakmak çakmaklaştı, iyileşeceğime kötüledim.

Çağın hastalığı sanal bağımlılıktı belki beni paçavra gibi yapan. Öte yandan kendimi gerçekleştirdiğim alanlar oradaydı, olmazsa olmazımdı. Baktım olacak gibi değil, hem bu el alışkanlığını hem de durmayan aktif beyni oyalayacak alternatif yaratmaya davrandım. Okunmamış kitaplarıma el attım.

Dünyanın farklı köşelerinden yazarlara, bambaşka coğrafyalara, tanımadığım kültürlere ve yaşamlara dair özellikle son bir sene içinde arayış ve buluşlardayken denk geldiğim bir blogda insanın kendi anadilinde yazılmış iyi bir edebiyat eserini okumasının lüksüne sahip olma ayrıcalığı aklıma düştü. Orhan Pamuk’un Sessiz Ev’ini elime aldım. Yazarın otuzlu yaşlarında yazdığı bu ikinci kitabını iki günde, bir çırpıda bitirdim. Bu iki gün boyunca evin farklı köşelerinde elimde sürekli kitapla dolaştım -ki onun yerine cep telefonuma davranmayayım. Coffee de beni yalnız bırakmadı sağolsun. Birlikte ev içinde bir odadan ötekine geçip durduk.

İki gün tamamen sanal dünyadan kopunca nispeten enerji topladım. Oturur pozisyona geçebileceğimi görür görmez geçtim klavye başına, pıtır pıtır Dolunay yazısı çıkardım. Sen misin? Yine bataryayı sıfırladım. Şut ve gol. Akşama tekrar nakavt.

Okunmamış kitaplar rafını tekrar ziyaret ettim. Bu sefer uzaklara, Güney Afrika’ya uzandım. J.M. Coetzee’den Barbarları Beklerken’i seçtim. Coffee’nin bana eşlik etmesini bir tık yukarı çekip terfi ettirdim. Kendisinin de bir iki girişimiyle battaniyemin üstüne yatmasına tamam deyip, hatta bunu teşvik ettim. Ohh. Kendinden ısıtmalı termoforum. Bir türlü ısınamayan ya da ısınmayı sucuk gibi terlemek sanan bünyeme bu ılık 39 derecelik can, şifalı bioenerji seansı gibi geldi. Yanında da Coetzee’nin kitabı krem şantisi. Haftasonunu da böyle bir formülle paketledim. Coffee kucakta, bacak arasında, kitap bir sol elde bir sağda. O okumalar arası şekerlemeler, Coffee’yle senkronize nefes alış verişlerle birleşince bedenimle birlikte beynimi de çözebildiler. Çözül beyin çözül.

CofUyurCofBakarCofBarbarlar

İki fazlı iyileşme safhasından artık sahalara dönme zamanıdır diyerek yollara düşmem, üç arkadaş bir kahvaltı iki sohbet etmem neticesinde iyileşme safhasının hala ve hala bitmediğini bir kez daha anladım. Daha yeni durduydun nereye gidiyorsun dedi biri sanki, ama duyan yok.

Evet, şu an üçüncü safhadayım. Üçüncü kitabım Ray Bradbury Fahrenheit 451 yarılanmış, Coffee ayağımın altına uzanmış, ziyadesiyle bir blog yazısı çıkarılmış durumda. Bu yazıyı yazmamla gidip uzanacağım -diyorum, bakalım.

Hayatın rutinlerini yerine getirerek üretmekle bedenin kendi işlevini olması gerektiği gibi yerine getirmesini sağlamak iki sistemse ve bu sistem şu anda çakışıyorsa hangisine öncelik vereceksin? Temel ihtiyaçlarını yerine getirmeden -Ay’ı beslemeden-, aşkla istediğini nasıl gerçekleştireceksin -Güneş’e nasıl gideceksin-?

Bu onbeş günlük debelenmeden çıkarımlarımla noktayı koyuyorum:

  • Kitapların böylesi bir iyileştirici gücü de varmış. Test edildi, onaylandı.
  • Kucakta Coffee -köpek, kedi cinsi bir evcil hayvan- üşüyen bünyeler için kendinden ısıtmalı doğal bir termoformuş. Alan memnun, satan memnun.
  • Yazmaya alışınca durmak ne zormuş, ne zor. Yazmamak da adamı hasta edermiş, yazmaya saplanmak da.

Huzurlarınızdan sağlık ve şifa dilekleriyle ayrılırken bizim ciğerpareyi biraz sıkıştırıp ısınmayı planlıyorum. Sizi de Ciğerparem / Tzivaeri mou ile başbaşa bırakıyorum.

Zygana, zygana..

7 Replies to “Hasta İzni”

  1. Ben neden beğenemiyorum yazıyı? Beğen butonum nerede?
    İyileştiğine sevindim.
    Sosyal medya… bazen bizi kötürümleştiriyor, bence.

    Beğen

  2. Teşekkür ederim. Evet, doğru. Anlamıyorsun bile ne zaman açmışsın, ne kadar vakit geçmiş..
    Aplikasyon içinden mi bakıyorsun webden mi? Beğen ikisinde de görünüyor gerçi ama webde cachelerini temizleyip, aplikasyonu da kapatıp açarak bir bak istersen.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s