Jorge Francisco Isidoro Luis Borges. Kısaca JLB.

Adını ilk Murat Gülsoy sayesinde duydum. Notumu alarak kendisini tanışılacak yazarlar arasına koydum. Geçenlerde Remzi Kitabevi’ni ziyaretimde raflarda gezinirken karşıma öykülerinden oluşan Kum Kitabı çıkınca zaman şimdidir diyerek aldım.

O gün güney yarımküreden yazarlara sevdalandım. Biri Arjantin’den sepete atılan JLB idi. Diğerleri de Peru’dan Mario Vargos Llosa ve Güney Afrika’dan Nadine Gordimer. Gordimer ve Llosa’yı mini kitap kulübümüz için değerlendiririz diyerek JLB’ye el attım.

Kitaba adını veren öykü Kum Kitabı tam da anlattığı gibi başı sonu olmayan bir kitabı bu kitaptaki öykülerin gerçekliğinde temsil ediyor olabilir miydi?

13 öyküden oluşan Kum Kitabı’na başlamadan evvel iki aşamalı girişle karşılaştım. İlki JLB’nin doğum (1899) zamanlarına denk gelen dönemden başlayıp ölümüne dek dünya politik ve edebiyat arenasının kronolojisi. İçinde dünya savaşları, rejim değişimleri, gezegen keşifleri yanısıra JLB’nin hayatında ve ülkesi Arjantin’de olan kilometretaşı hadiseler, eserleri, başka yazarların başyapıtları, ölümleri gibi bir sıralama söz konusu. Bu kısım 22 sayfa. İkinci kısım ise James Woodall’un JLB üstüne önsözü. Burası da 14 sayfa. Kısacası Kum Kitabı’na başlamadan evvel 43 sayfalık bir ‘antre’ var, ordan girmeyi tercih ederseniz. Koskoca 20. yüzyıla bakıp o günden bugüne dünya barışı ve insanlık namına pek bir yere gidemediğimizi görmek insanın yüzüne yüzüne çarpıyor sanki. Belki de bu girişin amacı tam da bu. Gerçeklik holünden geçip fantastik dünyaya adım atma eşiği.

JLB’nin öyküleri, dili, yazım şekliyle ilgili karışık duygular içinde gidip geldim. Daha herhangi bir eserini okumadan diline, fantastik öğelerine, hayalgücüne, Latin edebiyatının Batı’da belli bir yere gelmesine önayak olan edebi gücüne dair okumalar yapınca başlar başlamaz öykülerin beni içine almasını bekledim sanırım. Tam öyle olmadı.

Nasıl desem..

Reklam ajansı literatüründe bir mesajı tüketiciye iletme kaygısıyla kör göze parmak yapma durumunda kaldığımızda ‘açıklamalı mickey’ tabirini kullanırdık. JLB’nin hemen her öyküsüne başladığımda bu hisse kapıldım. Biraz doğrucu davut, biraz iyi öğrenci/kuralcı başöğretmen, biraz ‘bugünkü dersimiz’ hitabeti verdi bana. Öykülerinin başında yazar okuyucuya ‘şimdi size şöyle bir öykü anlatacağım’ ‘bu olay şu şu zaman olmuştu’ ‘öyküm aslında gerçek ama değil’ diye bir açıklamayla sesleniyor. Bazen bunu diyen gerçekten yazar oluyor, bazen öykünün kahramanı. Böyle olmayıp doğrudan öyküyü anlatmaya başlayanlar da var gerçi, ama bende kalan ilk temas tortusu bu. Açıklamalı mickey. Bir yandan gülümsetiyor, bir yandan düşündürüyor. Aklım doğal olarak yazarın doğum tarihine ve haritasına gidiyor.

JLB 0 derece Başak. 0 derece bir burca giriş derecesidir ve o arketipin kendini en çok ifade etmek isteyeceği başlangıç noktasıdır diyebiliriz. Bu anlamda JLB’nin o açıklamalı girişlerini, anlatacağı öykünün sınırlarını çizen sistemini, gerçekçi yaklaşımını ve başlangıç noktasını anlamlandırıyorum. Her öykü bir düzense o düzeni analiz etme, aksaklıkları iyileştirme ve bütüne hizmet etme çabası kendini en baştan ortaya koyuyor. Net.

Öte yandan JLB’nin haritasında burcu Başak’ın yöneticisi Merkür’ün Aslan’da ve Venüs’le kavuşumda olduğunu, bu kavuşumun ateşte büyük bir üçgenin parçası olduğunu görüyorum. Hikayelere giriş o gerçekçi, analitik edayla başlıyor, ama iletişim dili öykü ilerledikçe imgelemlere, hayal dünyasına, fantastik dokulara, hatta kimi zaman dramatik sonlara ulaşıyor. Ta taam. Toprağın biraz kuru biraz katı dokularının hemen akabinde ateşin alevleriyle büyüyen bir yaratıcı deha kendini gösteriyor. İşte Başak’ın analitik halleri Aslan’daki Merkür’le imgelemler üstünden analizler, fantastik kurgular, mitolojik kahramanlar, sürreel ortamlar, yaratıklar üstünden anlamlanıyor.

Öyküler tam da böyle devam ediyor. Hani sakin sakin okur, fazla beklenti koymadan hikayeye girmişken bazen göstererek bazen belli etmeden hikaye vites değiştiriyor. Sözcükler, veriler, resimlerden filmlere, müziklere, akan görselliklere yerini bırakıyor, bir şekilde parlıyor, sonra ne olduğunu anlamadan çözülüveriyor. İşte o çözülme noktasında bazen insan gerçekten kalakalıyor.

Öykülerin sonunda bazen tam bir bitiş olmuyor. Bir çözülme, eriyip buharlaşma oluveriyor. Bu bir olayın çözülmesi gibi değil. Yitip gitmesi gibi bir ifade. Yazarın ateşteki büyük üçgeninin bir apeksinde yer alan Neptün imgelemlerin sonunu ya büyüleyerek, aşkın bir boyuta taşıyarak ya da çözüp eriterek, konuyu kurban ederek getiriyor.

Fantastik bir yazar ve öykülerine dair yazmaya kalkınca bu yazı da biraz uçuş uçuş, havada kalıyor. Hangi öykülerden neler aldım, belleğe attım diye ateşteki o büyük üçgene çevrimiçi bağlanınca şunlar pıtır pıtır dökülüyor:

Öteki‘yle daha önce Kurtlarla Koşan Kadınlar sayesinde hayatıma giren doppelganger yeniden yüzeye çıkıyor, ortaokuldaki benle yetişkin ben bir banka oturup karşılıklı sohbet ediyor.

Kongre, insanlık meclisi ütopyasıyla beni oldukça heyecanlandırıyor, lakin dramatik ve ateşli sonu işte tam da yukarıda tariflediğim çözülmeyle beni uyuşturup hissizleştiriyor.

There Are More Things beni astroloji notlarıma, Girit’e, Kral Minos’a, yaratık oğlu Minotor’a ve Boğa arketipinin mitolojisine götürüyor. Ve kediyi öldüren meraka.

Ayne ve Maske kalbime hançer gibi saplanıyor, derinden etkiliyor, içim yanıyor, JLB’nin ateşteki büyük üçgeni saçımı başımı tutuşturuyor.

Undr, daha yeni bitirip yazmaya üşendiğim İzlanda hikayesi Ölü Gömme Törenleri üstüne lezzetli bir kalay oluyor, sanki önceki romanın noktasını bu öykü koyuyor. Ne de olsa undr (mucize) gerçekleşiyor. Ha, bir de öykü içinde İzlandik dilde İstanbul’un (Mikligarthr) adı geçiyor.

Yorgun Bir Adamın Düş Ülkesi, bırakın okuduklarımı, daha okumadığım sayısız kitaba dair boğazıma bir yumru oturtuyor. Nedeni aşağıda.

Dusulkesi

Kum Kitabı, aynı adı gibi ellerimin arasında kayıp gidiyor. Belki de tam olarak tutulamıyor. Ne başı ne sonu olmayan bu kitap bu öyküler dizisini en güzel ifade eden eser oluyor.

Ve yazmadıklarım diğerleri..onlar da okuyucusu tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

Şiir, düz yazı ve öykü yazmış JLB roman yazsaydı nasıl olurdu diye içten içe düşünüyorum. Öte yandan 87 yılllık yaşamının son 30 yılını kör ve kısmi sağır olarak geçiren bu yazarın son ana kadar hayal edip üretmeye devam etmesine şapkam çıkıyor.

Heyecansız başlayan ‘Horhe Lui Borhe’ ile tanışma serüvenim tuhaf bir aşkla sonlanıyor.

Kum Kitabı / Jorge Luis Borges / 143 sayfa / İletişim Yayınları / Yazar: Başak

KumKitabi

3 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s