Godot

Iyi bayramlar.

İşlemeyen demir pas tutacağı,

Gözden uzak, gönülden ırak olduğu,

Ara vermek ateşi söndüreceği için,

Yazıyorum, ısıtmak, sıcak tutmak için.

Soğuk biraz kırıldı mı?

Daha değil.

Yazacak bir ruh halinde değilim pek. Dış etken bol. Gökyüzüne baksak orda da yok yok. Merkür durağan pozisyona geçti, gerilemeye başlıyor. Önümüzdeki üç hafta dön içe, dön içe. 8 Ekim’de Koç’ta Ay Tutulması ve Dolunay, 24 Ekim’de Akrep’te Güneş Tutulması ve Yeniay. Öyle bir Ekim’e girdik, gidiyoruz. Etrafta bu kadar çok veri, bilgi, analiz malzemesi varken benim hayalim Zemberekkuşunun Güncesi’ndeki Toru Okada gibi kendi kuyuma inip kitaplarımı okumak, beri yandan Godot’yu beklemek.

Etrafta kurumuş bir kuyu olmadığı, fiziksel dünyadan kopacak kadar gerçeklerden ayrılamadığım için yine kitaplar kendi hücreme girebildiğim, kuyuma inebildiğim alanları yaratıyor. Dünya üzerinde bulunduğum coğrafi konuma göre bir kuyuya inmekle kuzey kutbuna çıkmak benzer bir etki barındırabiliyor.

19.yüzyıl başlarında İzlanda’da gerçekleşen cinayetler üzerine idama mahkum edilen Agnes Magnusdottir’in gerçek hikayesini konu alan Hannah Kent’in Ölü Gömme Törenleri beni bu anlamda bir süreliğine bu diyar ve zaman gerçekliğinden koparıp başka bir dönem ve yaşam dilimine ışınlıyor. Bir çoksatan akıcılığında yazılmış kitabı okurken ara ara içim üşüyor. Hikaye ilginç olmasına karşın edebi anlamda oldukça hafif bulduğum romanı arada Tezer Özlü Kalanlar ve Eski Bahçe-Eski Sevgi bölüyor. Hangisi daha çok titretip şokluyor, karışıyor. İkisinin de gerçek olması ve biyografik öğeler taşıması mı, yoksa benim zaten titrek bir hal ve tavırda okuyor olmam mı..

Mum alev aldı mı?

Kitapları okurken Godot’yla ilişkim ilerliyor. Bekleyen bünye beklenenle kurtarıcıyı hayalinde özdeşleştiriyor. Magnes kızı Agnes bir şekilde kurtarılamaz mı? Tezer Özlü bir nebze huzur bulamaz mı? İçimdeki bu kıpraşık sıkıntı su olup akamaz mı? Sorular cevapsız kalıyor. Belki de hiç sorulmuyor. Sadece Godot’nun varlığını teyit için öylesine ortaya atılıyor.

Dışarıdaki havai fişekler içimizde içimizde patlıyor. Gece olmuş oniki, sonbahara dönmüş mevsim, memleket hala yaz düğünü havasında yaşıyor. Yay’daki Mars bu iyimser gözlüklerle şaka mı yapıyor?

Bu yazı pek bir yere varmıyor. Yazıcı kuyusuna çekiliyor, Godot’yu beklemeye devam ediyor.

Söz yerini müziğe bırakıyor.

One Reply to “Godot”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s