Çıplak doğuyoruz, çıplak ölüyoruz.

Doğum ve ölüm arasında giyiniyoruz.

Giyinik yaşıyoruz sonra.

Katman katman.

Ailemizle temellerimizi giyiniyoruz. Okulla öğrendiklerimizi giyiniyoruz. Çevremizle yaşam biçimini giyiniyoruz. Toplumla aidiyeti giyiniyoruz. Dünyayla insanlığı giyiniyoruz. Evrensel düzleme vardığımızda bütün giysilerin altındaki çıplaklığımızı yeniden görüyoruz, başlangıç noktasına dönüyoruz. Oraya varırsak.

Belki de özel bir çabayla giyinmiyoruz. Sadece öyle geldiği, o zaman olduğu için o katmanı da üstümüze alıyoruz. Kış geldiğinde üşümemek için kazaklar, kaşkollarla sarılıp sarmalanmamız, yetişkinliğe adım attığımızda sorumluluklarla donanmamız ya da sadece canımız istediği için sarı saçımızı, kırmızı tırnağımızı, topuklu ayakkabımızı, manşetli gömleğimizi giymemiz gibi.

Giyindikçe giyindikçe en altta, zeminde ne var unutuyoruz.

Ne var temelde?

Bir iskelet, içinde organlar, dışında uzuvlar, üstünde tüyler, kıllar, saçlar, benler, benekler, çiller, yaralar, bereler, dikişler, delikler.

Beden.

Çıplak beden. Çıplak ruh.

Bedenimizi biz seçmiyoruz. Nasıl anne-babamızı, içine doğduğumuz aileyi, toplumu, toprakları seçemiyorsak.

Kendimizi seçebiliriz. Giyinmeden önceki halimizi. O özümüz olduğu, herşeyimizin temelinde yattığı, o olmadan birşey giyinmenin mümkünatı olmadığı için.

Çıplaklığımıza köklendiğimizde üstüne ne giyersek tam olur, cuk oturur.

Bunu yapmazsak ne mi olur?

Hiç.

Birşey olmaz.

Hiçbirşey.

Olmaz.

Hiçbirşey olmadan giyine giyine sürdürürüz yolculuğu. Hem belki de giyinik doğmuşuzdur, çıplaklık yoktur. Soyunmak gerekir çıplak kalmak için. O da işten değildir. Karda kışta, kurdun kuzunun karşısında kim herşeyi atıp tüyleri dikelmiş tavuk misali tir tir titremeyi kendine yedirir? Hangi akıllı? Ya da deli?

Kabuklarını soya soya nereye varabilir insan? Nedir üstünden bir türlü silkeleyip atamadığı o toz duman? Bu başlı başına bir meydan okuma mıdır, yoksa ‘çıplaklık yeni giyinikliktir’ felsefesinin temeli mi atılmaktadır?

Bugün ekinoks günü. Gündüz ve gece eşitlendi, Güneş Terazi burcuna geçti, sonbahar resmen hoş geldi. Ağaçlar için soyunma, yapraklar için dökülme, doğa için yavaş yavaş çürüme vakti.

Güneş yeni mevsime girişte, Ay önceki mevsimden çıkışta.

Böyle bir gün, öylesi bir haleti ruhiye içindeki blog yazarı bunları mı dökecek acaba?

Yarın sabah, 24 Eylül 09.13’te Terazi’de oluşacak Yeniay’dan dileğim çıplaklığım ve giysilerimle dengelenmem, eşitlenmem, bütünlenmem.

Yoksa zaten, çıplak doğduk, çıplak öleceğiz.

Çırılçıplak.

One thought

  1. Bu yazi belki de benim gundemim cok fazla durustluk ve aciklik odakli oldugu icin yine onu cagristirdi. Durustluk ve aciklik da bir nevi ciplaklik degil mi? Ve ciplak dogmanin getirdigi o ozgurluk hissi gibi durustluk ve aciklik da oyle. Keske bu anlamda herkes ciplak olabilse.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s