Çentik

Beyin karmaşık bir organ, bellek garip bir sistem. İnsan bir gün önce ne yediğini hatırlayamayabilirken onbeş sene öncesinden bir an hortlayıveriyor gaipten. Birşey tetikleniyor, ışınlanıyorsun. Anında görüntü.

Bu seyrettiğimiz bir film olsa, duraklatma tuşuna basıp şunu sorabiliriz.

Niye geldim yeniden buraya? Bulmam gereken ne?

Bir his mi? Bir düşünce mi? Bir yapış şekli mi? Bir oluş biçimi mi? O zamanki kendim mi?

O hatırladığımız anda her ne oluyorsa, hayatımızda bir iz bırakmış demek ki. Belki o zaman farketmemişiz, ifade etmemişiz, görmezden gelmişiz, ya da aksine dağlara taşlara haykırmışız, fazla fazla yakıp yıkmışız, yandı bitti kül olmuşuz, oldurmuşuz. Sonuç her ne olursa olsun bellek duvarına bir çentik atılmış. Yıllar yıllar sonra hasbelkader o çentiğe ışık tutulduğunda beyin stimulus canavarı kesilmiş, sinirler arası elektrik akımları oraya hücum etmiş, bellek arşivden görüntüyü çağırmış, nöronlar filmi oynatmış, beden titremiş, duygular tetiklenmiş, iç göz-dış göz faltaşı gibi açılmış, zihin uyanmış.

Günaydın.

Geçmişin konularının tekrar tekrar önümüze gelmesi boşuna değil. Aynı konuya hala aynı tepkileri veriyorsak ve bu tepkiler bizi rahatsız eden artçı etkiler oluşturuyorsa, demek ki eğilmemiz gereken bir durum var. Ya bu durumu yeterince ciddiye alıp üzerine eğilmemişiz ya da hala durumun farkında değiliz. Öfke, korku, pişmanlık, suçluluk, çaresizlik hisleri ilk akla gelenler.

Öte yandan şöyle bir senaryo da mümkün. Geçmişteki ana ışınlanıp o zamanki tepkilerimizle şu anki halimizin farklılığını algıladığımız bir yerde de olabiliriz. Farzı mahal, öfke her zaman öfkedir. Hepimizde mevcuttur. Yok edilemez, bastırılamaz -bastırsak bile o bir şekilde bir yerden çıkmasını bilir, biz onu sahiplenmedikçe kontrolsüz hale gelir. Ama öfkeyi ele alış ve ifade ediş biçimimiz değişebilir. Hiç ifade etmemekle aşırı ifade edip her şeyi yoketme kutupları arasındaki denge kendi içimizde sağlanabilir.

İnsanın kendi üstünde çalışması bitmiyor. Bu derin, bilinmezlerle dolu kuyuya inmek her zaman diliminde, her katmanda insanı şaşırtmaya devam ediyor. Her bir gün bir sonrakini tutmaz, üstüne yeni veriler, bilgiler eklerken, insanın gerçeği de işte aynen zamanın akışı içinde küçük küçük, milim milim değişiyor. Değişmiyorsa kazan orda fokurdamaya başlıyor.

Bugün katıldığım bir meditasyon çalışması sonrası çıkanlar bunlar. Çalışma sırasında dinlediğim bir parça, ordan zıpladığım zaman, eş zamanlı zihnimde yanan bir sözcük ve benim ona yüklediğim anlamla geldiğim nokta şu:

Yok bir farkımız birbirimizden. İnsanız işte, her türlü incinmişlikleriyle, özlemleriyle, zaaflarıyla, sınırlarıyla, öfkeleriyle, çentikleriyle.

Olgunlaşmış meyve vakti Dolunay’a iki gün kala görmek isteyenlere gelsin.

The fruit is for everyone.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s