Hani James Joyce’un Ulysses’ini okuma deneyimi için anlamak önemli değil, okuma çabası bile yeterli denir. Hani Virginia Woolf’un bilinçakışı tekniğine değinilir. Hani bazı eserleri okumak kan, ter ve gözyaşı gerektirir, ama bitince okuma sürecindeki o ‘niye anlamadım’ hissi yerini toplu bir aydınlanmaya verir. İşte Zadie Smith’in NW Londra’sıyla ilgili hissiyatım bu.

.

Klasik bir roman bitti, hadi dökelim yazıya şimdi incelemesi olmayacak bu. Nasıl olsun? Zadie Smith Akrep. Ama önemli olan bu değil. Kendisinin Güneş-Uranüs kavuşumu varmış. Yani? Bağımsız, sıradışı, aykırı bir ruh. Bağlantısız. Kopuk. Toplum kurallarına uymayan, kalıpları yıkıp yenilemek isteyen bir mizaç. Nasıl yapacak bunu? Dönüşüm temalarıyla. İşte o yüzden burçlara değil, gezegen ve arketiplere bakıyoruz dostlar deyip ben de ortalığı şöyle bir dağıtıvereyim. N’apalım? Benim de o Uranüs’le özdeşleşesim var. Değişiklik olsun diye değil, içimden öyle geldiğinden. ‘Because I choose to’. Next!

.

NW Londra aynen böyle başladı benim için. Londra’nın kuzeybatısında geçen, ağırlıklı Afrikalı, Jamaikalı, adalı, siyahi göçmenlerin yaşadığı N(orth)W(est) Londra’nın bölge kodundan adını alan romana başlamamla her sayfayı bitirdiğimde içimde kalan his şuydu: Ne okudum ben şimdi? Sanki bir sürü kelimeler yan yana dizilmiş, bazılarınn aralarına noktalamalar iliştirilmiş, ama o noktalamalar pek anlam ifade etmemiş, bazılarına ise konmamış bile, ama sanki karşılıklı bir diyalogu, sonra üçüncü bir şahsın ağzından bir hikayeyi, sonra kahramanın gözünden işin aslını sıralı sırasız okur-düşünür, tekrar okur, bir daha okur, ‘haa, ha? ahaaaa!’ derken buldum kendimi. Bütün o elektrik şoku gibi çarpan Uranyen dokulara, tam kapılıp gitmiştik derken e n’oldu, yine bant koptu, dön başa yeniden oku tekrarlarına, mors alfabesiyle anlatılan bir kent hikayesinden kelimelerin ötesinde, noktalamalar-noktasızlıklarla verilen toplumsal, büyük resme bakarken adeta. Her koptuğumda sıkılmadım, aksine heyecanlandım, elektriklendim. Biliyorum, ben hızlı geçtim, dedim. Sonra hayır hayır, bu benden değil, yazarın hızı, ışık çarpması (U-ra-nüs) dedim, geri döndüm. Her döndüğümde cevabı buldum. Anlatılmaz yaşanırla doldum.

.

Sırasıyla Ziyaret, Misafir, Ev Sahibi, Kesişme, Ziyaret isimli beş, ama konu ve karakter dağılımı olarak aslında dört bölümden oluşan romanın ilk kısmında özellikle bu sürekli ‘kop-gel-kop-gel’ hissiyatına kapıldım. Dedim değil mi? Kan, ter, gözyaşı döktüm. Bu sürekli okuma düzenini koparıp yıkan akışa görsel unsurlarla tutundum. Sanki romanı kelimelerle değil de imgelerle çiziyor, takip ediyormuşum gibi. Kitaptaki bu katkıları çok sevdim. Mesela kelimelerden oluşan elma ağacını,

Elma Ağacı

sonra yazılı dişlerden oluşan koca dilli ağzı,

Dil

masa etrafına toplanıp birbirlerinin kocalarını çekiştiren kadınları..

.

İlk bölüm Ziyaret böyle kop-gel-kop-gel. Giriş için sarsıcı. Lirik akışları, çatısı belli kurguları sevenler için zorlayıcı. İkinci bölüm Misafir akıcı, rahat okunası. Ya da ben artık metronomu tutturdum, tik tak, sağ sol yapa dura yolumu buldum. Üçüncü bölüm Ev Sahibi Twitter gibi. Yüzkırk karakter içinde, belki biraz da twitlonger desteğiyle, anlatılan yüz seksen beş alt başlıktan, hikaye içi mikro hikayelerden oluşan bir bölüm. Resmi yazışmalardaki ‘bulletpoints’ gibi, ama sanmayın ki öyle didaktik ve asker modeli. Kesişme bölümünün tarzı şehir içi seyahat güncesinden oluşan bir blog yazı dizisine taşınmış. Willesden Sokağı’ndan Kilburn Caddesi’ne, Shoot Up Hill’den Fortune Green’e. Navigasyonum kötüdür diyene, ahanda yapılmışı yazardan hediye.

.

Kitaptan değil, teknikten, tarzdan, yazarın Güneş-Uranüs kavuşumuna bağlantısından bahsediyorum sürekli. Sanırım benim için Zadie Smith’i ve NW Londra’yı okunası, heyecanlanılası, başka eserlerini de merak edilesi kılan işte bu oldu. İster 21. yüzyılın okunabilir James Joyce’u deyin (ben demedim, kritikler diyor), ister Virginia Woolf’un ruhunu günümüze taşıyan kadın kişisi. Global düzendeki kentsel gerçekliği, dönüşüm projelerini (bakınız dönüşüm dedim, hop Akrep teması gündeme geldi), bu gelip gidişi sorgulayan, büyük resmi hem ta tepeden makro gösteren, hem de bireysel boyutta derinden, çok derinlerden tüm karanlığıyla çizen yazara karşı şapkayı çıkardım. (Makro bakış Uranüs, derine iniş Akrep).

Leah

.

Bütün bu uyanışlara, aydınlanmalara, günümüzün büyük metropol kentlerinde yaşayan insan gerçeğine değen her türlü irili ufaklı bilgi kırıntısına rağmen en ufak bir duygu bulamadım kitapta. Duygusuzluk da Uranüs’ten gelir çünkü rasyonel aklı temsil eder. İnsanlık sevgisini içinde taşır, birebir insan ilişkisinden uzak kalabilir, haliyle soğuk, mesafeli algılanır – bütün bu dediklerimi Kovalara da atfedebilirsiniz misal. Bu kitapla ilgili hissiyatım da bu. Duygusuz değil, duygulardan kopuk. Daha büyük savların peşinde. Insaniyet namına dönüşüm masada, sofrada, birey üstünden gruba, arkadaşlıklara, topluma yansımada, ama hisler bu dünyanın çok arkasında. Hikaye bireyler üstünden, çıkarım toplumsal.

.

Londra’da yaşayan biri olarak okumak nasıl olurdu merak ettim kitabı mesela. Yabancı ya da turist gözüyle okumak başka, oralı olarak başka.

.

NW Londra çocukluktan beri arkadaş İrlanda asıllı Leah ve Jamaika asıllı Natalie (Keisha) isimli iki ana karakter etrafında dönüyor. Leah’nın kocası Fransız, Afrika asıllı, siyahi. Natalie’ninki İtalyan, Trinidad asıllı, siyahi. Sonra Felix var, Jamaikalı. Ve Nathan Bogle, Leah’nın okuldayken beğendiği. Londra gibi dünyanın sayılı metropollerinden biri olan şehre vakti zamanında göç eden az gelişmiş ülkelerin siyahi renkli çocuklarının ve sadece ten rengiyle bu dünyadaki pozisyonuna 1-0 önden başlayan beyaz çocukların otuzlu yaşlarında hayatlarının ne halde olduğuna uzaktan bir bakış bu. Kimi kendini gönüllülük işine vermiş, kimi azmetmiş avukat olmuş, kimi geçmişinin ötesine geçememiş sokaklara düşmüş, kimiyse kader kurbanı olmuş. Birbirine değen, değmeyen, kesişen, paralel geçen hayatlarından okuyucuya akansa dönen o büyük çarkın içine dahil olanlar ve düzenin dışına atılanlar. Bilerek ya da bilmeyerek. Bilinçle veya bilinçdışıyla.

.

Herkesin sarılıp bayılacağı bir kitap, tarz, hikaye değil. Biz dört kişi okumaya davrandık. İlk ben bitirdim. İkinci bitiren baştan sevemedi, ama azmetti, tamamladı. Üçüncümüz daha çok başında. Dördüncüden henüz ses yok, sonu hayrola. Goodreads’de yapılan eleştirilerine bakınca yorumlar oldukça uç iki noktada. Beş üstünden beş ya da bir verilmiş. Sevdim-nefret ettim aksı. Arası, grisi yok. Siyah ya da beyaz. Aynı bir Akrep gibi. Ya yeryüzünde ya yeraltında.

.

Zadie Smith’i Elif Şafak sayesinde tanımıştım. İskender basıldığında Smith’in İnci Gibi Dişler’inden esinlenme olduğuna dair sıkı eleştirilmişti. O zamandan bugüne yazarı okumak yeni kısmet oldu. Ben tanıştığıma memnunum. Böylesi tema veya tarz üstü ‘meydan okumaları’ seviyorum. Smith’le yeniden, başka eserleriyle yolculuğa çıkmayı düşünüyorum. Ammavelakin tavsiye konusunda çekimser kalarak okuyun, kendiniz karar verin diyorum.

NW Londra / Zadie Smith / 368 sayfa / Everest Yayınları / Yazar: Akrep

NW Londra

2 thoughts

  1. Geri bildirim: Körlük « MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s