Araftayım geçen haftadan beri hasta olup olmama arasında. Yorgun bir bünye üstüne bir sıcak bir soğuk havayı yiyip aktivitelere pek de ara vermeyince olacağı bu. Yaz gelmişken uzun kollu uzun paçalı giysilerle battaniye altında serilme.

Göz ardı ettiğim bedeni dinlememek, kafamdaki bilgiye göre hareket etmek. Zihnim önce geliyor hep, bedenim sonra. Yanlış. Başlangıç noktası beden. Beden sağlıklı olmadan ne zihin ne ruh yeterli ve tam.

Kendi kendimizi beslemek, ihtiyaçlarımızı dinlemek dişil yanımızla irtibata geçmemiz anlamına geliyor. Meli malılar dünyasından kendi iç dünyamızla irtibat halinde olduğumuz, sezgilerimiz doğrultusunda hareket ettiğimiz zamana.

Kafa sesi:

‘Bu akşamki etkinliği, kaçırmamalıyım. Bir gün daha dayanırım, sonra yettiği kadar yatarım’

Beden dili:

‘Tenim acıyor, içim üşüyor, dışım terliyor. Bu ayaklar değil yürümek, oturmak bile istemiyor, uzanıp gevşemeyi hayal ediyor’

Kafa sesi beden dilini ekarte etti, bildiğini okudu. Beden de dolaylı yoldan noktayı koydu, iflası hissettirdi, titretti. Her şey durdu. Okuma, yazma, sosyalleşme, programlar, Coffee’yi dolaştırmalar, yoga, seyahat, ev, içerisi, dışarısı. Sabit bekleme pozisyonu. İyileşmeyi, ihtiyaçları gidermeyi, bedeni ve sağlığı ciddiye alıncaya kadar herşeyi bırakma.

İhtiyaçlar dediğimiz zaman Ay’dan bahsediyoruz. İster bedensel ister duygusal. Beslemek ve beslenmek dendiğiyse Ay’ın yönettiği Yengeç arketipinden.

21 Haziran’dan beri Yengeç dönemindeyiz. Su zamanındayız, dişil enerjiyle muhattabız, duygular arenasındayız.

Hepimizin ihtiyaçları var. Sadece yemek-içmek-barınmak için beslenmek anlamında değil. Yaratıcılık, aidiyet, bir olmak, bütünlenmek, şifalanmak gibi fiziksel düzlemin ötesindekiler için de. İhtiyaçlarımızı görmezden geldiğimizde varlığımız için gerekli olan kimi ‘besin’lerden kendimizi mahrum bırakıyor, gelişimimize engel oluyoruz. Bedensel, duygusal, zihinsel.

İşte şimdi ihtiyaçlarımızı ön plana alacağımız Yengeç döneminin Yeniay’ına girmek üzereyiz. Yarın, 27 Haziran 2014 İstanbul saatiyle 11.10 civarında Yengeç’te gerçekleşecek Yeniay’la kendimize dönüp hangi ihtiyaçlarımızı beslemek, hangi yönlerimizi büyütmek üzere başlangıç yapacağımıza dair düşünebiliriz. Yeniden hatırlayalım. Her Yeniay önümüzdeki aya dair yeni bir başlangıç, yeni bir tohum atma zamanı. Bunun ilk sonuçlarını ise bir sonraki Oğlak Dolunay’ında, 12 Temmuz’da anlayabiliriz.

Yeniay haritasına baktığımızda su ve hava elementinin yoğun dokusunu görebiliyoruz. Sudaki büyük üçgen bize bu Yeniay’ın şifalı, iyileştirici bir yönü olduğunu, geçmişe dair yaralarımızla yüzleşmenin, bunların sorumluluğunu almanın, gerçekçi olmanın, bu şekilde hayat yolculuğunda büyüyerek ilerlemenin mümkün olduğunu ifade ediyor adeta. Öte yandan oldukça duygusal, hassasiyetli, alıngan olmaya müsait bu dişil enerjinin, hava elementiyle ilişkiler ve ilişkilerde iradeyi ifade etme anlamında rasyonel zekayla dengelenip dengelenemeyeceğine dair işaretler de bulunduruyor. Kendi ihtiyaçlarımıza sahip çıkarken, başkalarını da kaale alarak isteklerimizi cesurca dile getirebilir miyiz? Bireyliğimizi, özgürlüğümüzü kendi projelerimiz üstünden masaya taşırken o masada hala kalabilir çekip gitmeden varolabilir miyiz? Bu bireysel/ilişkisel gerilim içinde gidip gelirken çıkış noktasını şimdiye kadar reddettiğimiz, direndiğimiz, türlü türlü pazarlıklara girdiğimiz o derinlerdeki çirkinliklerimizle yüzleşerek bir hazineye çevirebilir miyiz? Merkür retronun son birkaç gününü yaşarken geçmişten günümüze gelen böylesi konulara bu gözlüklerle bakabilir miyiz?

İhtiyaçlarımızı şifalandırma noktasına geri dönersek, kendimize sormamız gereken soru şu:

Benim kalbimi ve ruhumu ne besler, ne şifalandırır? Ailemle olmak mı? Güzel bir sofra, el emeği bir yemek mı? İlham verici bir konser mi? Hayalgücümü çalıştıracak bir resim mi? Duygularımı dalgalandıracak iyi bir roman mı?

Su, akışkan olduğunda şifa dağıtır. Durgun su hastalık saçar. Duygularımız da böyledir. Akmak için dere yatağı arayan, bastırıldığında bakterili sel olup ortalığı boğarak yutan.

Benim için Yengeç dönemi İstanbul Müzik ve Caz Festivali demek sanırım. Benim besinlerimden biri bu. Müzik. (Yine de kendime sadece müzikle karnımı doyurup sağlığımı koruyamayacağımı arada hatırlatmalıyım!)

Yeniay öncesinde bir önceki ayın kapanışını heyecanla beklediğim bir etkinlikle yapacağım. Fazıl Say ve Arkadaşları’nın Sait Faik’in ölümünün 60. yılı anısına gerçekleştirecekleri anma konseriyle. Bu konser benim için şifalı beslenme niyetine. Sizin besleyici şifalanma alanınız bu ay nerede?

Andrew Bird / Carrion Suite / 11 Temmuz 1973 / Yengeç

6 thoughts

  1. Bende de benzer bir durum oldu. Pekala hastalandım ve yeni iyileşiyorum, bu sefer hayat kendiliğinden ara verdi, yoksa benim duracağım yoktu :). Bir programım tesadüfen ertelendi koca bir hafta boşa çıktı ve bedenim hasta olmaya karar verdi. 🙂 Böylece kendi kendimi şifalandırma deneyiminde yolun yarısını arşınladım! Geçmişler olsun ve müzik şifadır ayaklar yorulsa da.

    Beğen

  2. Ah ben de ben de. Yazın en sıcak gününde eşofmanla yorgan altındaydım. Nihayet sonuç verdi. Mecburi teslimiyetin şifalandırdığı şanslı kullarmışız. 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s