Dünyaya yeniden gelseniz ne olmak istersiniz?

Benim cevabım şimdiye kadar değişmedi.

Sahne sanatıyla varolan biri.

Çalışmak, çaba göstermek, ilerlemek, büyümek vesaire vesaire. Bunları her zaman yapılabilir, edilebilir, ulaşılabilir, olunabilir gördüm, ama yetenek dediğin, işte o başka birşey. İster Allah vergisi deyin ister doğuştan ister şans ister kader. Yetenek, çalıştıkça geliştirilebilir, ama yoksa çalışarak bile varedilemez. Net.

En çok ne zaman duygulanıp gözlerimin dolduğunu hissederim biliyor musunuz? İyi bir sahne performansı karşısında. Eşsiz bir vokal, nefes kesen bir dans gösterisi, büyüleyici bir enstrüman, ahenkli bir buz pateni performansı, hayalgücünü dolduran, beni olduğum yerden alıp başka yerlere götüren sahnelemeler sonrasında. İçinde müzik olacak, sahne olacak, bedensel bir zerafet de olursa taçlanacak. Aklıma gelen örneklerden bazıları Pina filmi, Erykah Badu, Stephan Micus konseri (Tevekkeli, daha önce benzer konuları işlemişim, hatta daha nitelikli yazılar yazmışım!).

Sanırım hayatta en özendiğim böylesi özel yetenekler.

Çocukluğumun tek kanallı dönemlerinde ağzımın suları aka aka seyrettiğim artistik buz pateni şampiyonaları aklıma geldi. O pürüzsüz, ayna gibi buz üstünde akıp giden gencecik insanlara nasıl özenirdim. Sene 1980ler. Memlekette bırakın şampiyonaya katılacak sporcu yetiştirmeyi, hobi olarak gidip kayacak pist neyin yok. Ona rağmen ne yapıp edip anneme buz pateni aldırdığımı, şehrin parmakla sayılan iki merkezine her haftasonu tüm harçlığımı bitirmek pahasına yatırıp fış fış kaydığımı hatırlarım. Ucundan da olsa o hisse dokunmak.

Dün akşam Tori Amos konserindeydim. Küçükçiftlik Parkı’nın bir konser mekanı olarak tüm sevimsizliği, beyaz plastik sandalyeli oturma düzeni, şaşırtıcı derecede az izleyici katılımına rağmen sanatçı sahne aldığı andan itibaren ben ne o ucuz sandalyenin üstünde ne de bu detayların ayırdındaydım. Sahnede sadece Tori Amos, önünde kuyruklu piyanosu, altında taburesi, hemen arkasında elektronik orgu, arka planda salınan parçalı perdeler vardı. Bu kadar. Halbuki sahne o kadar doluydu ki..Belki de Tori Amos’un yeteneği buydu. Seyircinin hayalgücünü çalıştırmak.

Daha ilk iki parçada içimde birşeylerin yükseldiğini hissettim. Aşina olmadığım okyanus dalgaları kabardıkça kabardı, kıvrılıp kırılıp bağrımın sahiline boğucu bir yoğunlukla vurdu. O piyanoyu çalarken sağ bacağını dizden kırıp kaldırdı, ben sol bacağımı yere kökledim. O geriye yaylanıp ayaklandı, ben öne eğildim. O seri bir hareketle arkasına dönüp bir piyanoyu bir orgu eş zamanlı çaldı, ben bir önüme bir arkama baktım. O sağ kolunu beş parmağı açık göğe doğru uzatıp uzandı, ben sol elimi yumruk yapıp aşağı çektim, kapandım.

Tori Amos Istanbul

Bana Tori Amos’un bütün albümleri, parçalarına hakim misin, isimleri cisimleriyle sayabilir misin diye sorsanız, cevabım eh olur. Düzenli olarak takip etmememe rağmen her zaman kendisini ayrı, farklı ve eşsiz bulmuşumdur. Baktım, en son 7 sene evvel çıkardığı American Doll Posse albümünü satın almışım. Konser öncesinde son albümü Unrepentant Geraldines’i bol bol dinledim, hatta yeni çıkardığı bir single’ı da beğenip paylaşmıştım. Merakla beklediğim konser öncesi astro bünye durmadı, açıp doğum tarihine baktım.

22 Ağustos 1963 North Carolina, ABD doğumlu Tori Amos bir Aslan. Sahnede olmak için doğmuş adeta (Aslan demek sahne demek). Amma ve lakin Güneş taşıyıcısı Apollo’nun, Aslan arketipinin o ihtişamlı, göz kamaştırıcı, parıl parıl parlayan imajının ötesinde hep bir ayrık otu, asi, aykırı, sıradışı hissi aldım bu kadından. Tam karşıt kutuptan. Uranyen bir enerji. Belki de o yüzden düzenli takip etmesem de içten içe bir bağ kurdum kendisiyle. Haritasına bakınca kendisinin Güneş-Uranüs kavuşumu olduğunu gördüm. Bütün o popüler, geleneksel janra karşı duruş, dışlanış (5 yaşında Johns Hopkins Üniversitesi’ne tam burslu eğitim almak üzere kabul edilen en genç öğrenci olup nota okumayıp kulaktan çalmaya, klasik piyano yerine rock müzikte ısrar ettiği için 11 yaşında okuldan atılmış), sözlerinde işlediği şok edici, şaşırtıcı ve uyandırıcı konular (cinsellik, din, ataerkillik, kişisel trajediler) anlamlandı.

Yetenek nerde derseniz, ses mezzo soprano. Kaç oktav oluyor bilemiyorum, ama inip çıktığı skalaya canlı canlı şahit olmak bile yeterince etkileyici. Piyano çalıyor. Söz yazıyor. Besteliyor. Söylüyor. Bir kitsch parlak sabahlık, nerdeyse pasaklı (ve oldukça havalı) kızıl saçlar, fantazi başöğretmen modeli gözlüklerle o sahneyi domine ediyor, ortalığı yıkıp geçiyor. Ve bunların hiçbirini yüzeysel, suya sabuna dokunmayan şekilde işlemiyor. Mesela her zaman başından sonuna bir Tori Amos albümü dinleyemeyebiliyorum. Müziğini ve sözlerini derin, karanlık, asi buluyorum. Bu yüzden de yerini ayrı tutuyorum. Bir tane Tori Amos var. Eşsiz. Biricik.

Dün geceki konserle işte bu yeniden dünyaya gelme, dışlanma, bütünlenme konularına dalıp gittim. İçinde Neptün, Uranüs, Plüton olan kollektif temalarla farkettim. Ruhu gıdasından mahrum, susuz bırakmışım. Sulama vaktini kaçırmadan davranmalıyım.

Please enjoy the silence.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s