Bonzai

Çiçeklerimle meşgulüm bu ara. Her gün gidip yapraklarına bakıyorum, topraklarını elliyorum, yeni filiz var mı gözlemliyorum, güneşe doğru yönlerini değiştiriyorum. Sardunya, menekşe, papatya, orkide, kaktüs, sukkulent, melissa, limon çiçeği, antoryum, benjamin, mum çiçeği, mine çiçeği, adını bilmediğim yeşilli bitki ve köklendire köklendire doyamadığım telgraf çiçekleri. Hepsi az ya da orta ilgiyle serpilip açılan, tepkisini ortaya koyan, hayattayım canlıyım burdayım diye mevsim dönüşlerinde çığlık çığlığa bağırıp beni heyecanlandıran renkler.

Ajanstayken orkidelerimiz vardı umutla patlamasını beklediğimiz. Bizim odadakiler çiçek açarken kimilerinin masasındaki bambulara bakar zarif, ama manasız bulurdum. Aynı şekilde bonzaileri de. Nedense o minyon, estetik, medeni masa üstü görüntüsünün altında bana hep ihtiyar bir ruhu, köklenmek isteyip de gelişememiş küçük yaşlı bir çocuğu, susuz kuru bir gövdeyi çağrıştırırdı. Ta ki Bonzai’yi okuyuncaya kadar..

Alejandro Zambra’nın Eve Dönmenin Yolları‘nı okumamın ertesinde kendisini takipte olacağımı yazmıştım. 70 sayfalık ilk romanı Bonzai’yi de bu verilmiş sözle arayıp buldum. Niceliğinin aksine zamana yayarak okudum. Bonzai kısmı hikayenin sonu. Yok aslında başı. Belki de ortası. Ya da bütünü, özü. Hmm, hiçbiri. Bonzai benim şimdi elime alıp yetiştirmek, gözlemlemek, yıllar yılı yaşadığına şahit olmak istediğim can!

Bu adamın tarzına dair ne desem bilemiyorum. Hani böyle günlük okur gibi tatlı tatlı, hafif hafif geçip gidiyor sayfalar. Sanıyorsun. O hafifliğe kapılmış giderken geri dönüp bir daha okuyorsun, bir daha hatırlamak istiyorsun bazı sayfaları. Evet evet, orda birşey demişti, farketmeden geçip gitti sanki, neydi? İçimde bir yerde bir tel öyle ışıdı ki.. Geri dön. Geri dön hemen ve unutmadan bak. Hah. Oh. Evet. Devam. İşte öyle bir his.

Yine bir yazma yolculuğu var bu hikayede. Yazar, anlatıcı, baş kahraman, ya da değil. Hem ne önemi var? Öyle bir akış işte. Her zamanki Zambra.

Yirmilerindeki üniversiteli genç aşıklar Julio ve Emilia var. Her sevişme öncesi edebiyat dolu okumalar, romanlar, şiirlerle birbirlerini heyecanlandıran, kitaplar, çarşaflar, tenler arasında sarmaş dolaş olan Julio ve Emilia. Emilia’nın çocukluk ve ev arkadaşı Anita var sonra. Onun kocası Andres de. Sonra büyük, aksi yazar Gazmuri var. Bir de Julio’nun komşusu kırklık Maria. Bütün çizgilerin birleştiği noktaysa Julio.

Hikayenin sonu baştan belli. Julio yaşıyor, Emilia yaşamıyor. Kader ağlarını istediği gibi örüyor. Yine de 70 sayfa bitince o yokluk ve boşluk insanın içinde koca bir balon gibi şişip kalıyor. Sonu baştan bilince final sürpriz olur mu? Oluyor.

Bonzai nerde devreye giriyor? Önce ikinci bölüm Tantalia’da, sonra dördüncü bölüm Artıklar’da. İki bölüm, iki ayrı, yazılı hikaye aslında. İçinden üçüncüsü Bonzai çıkıyor özel kabına tutuna tutuna, toplam beş bölüme yayılarak.

Julio’da Anita’yı rahatsız eden şey, arkadaşını değiştirmiş olmasıydı:

Sen benim arkadaşımı değiştirdin. Eskiden böyle değildi.
Sen hep böyle miydin?
Böyle derken?
Böyle, olduğun gibi.

Emilia uzlaştırıcı ve anlayışlı bir tavırla araya girerdi. Eğer hayatını değiştirmeyecekse biriyle birlikte olmanın ne anlamı var? Aynen böyle dedi, hatta şunları söylerken de Julio ordaydı: ancak hayatını değiştirecek ve mahvedecek birine rastladığında hayatın bir anlamı olur. s. 25-26

Bir de yazarın tam doğum tarihini bulabilsem..

Bonzai

2 Replies to “Bonzai”

  1. Ben de şu an yazarın son kitabını okumaya başlamış bulunuyorum. Bu yazılar da gitgide anlamı gelmeye başlayacak zannediyorum.
    Eve Dönmenin Yolları yazısındaki “Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.” alıntısı da çok güzel gerçekten.
    Bazen benzer şekilde, tanıştığım insanların gözünün, ağzının içine bakarken buluyorum kendimi. Acaba o tadı alabilecek miyim? Acaba okurken hissettiklerimi sohbette bulabilecek miyim? diye diye geçiyor günler. Burada, İrlanda’da aradığım sohbeti, muhabbeti henüz bulamadığım için de kitaplar hayatımda bambaşka bir role bürünmüş durumda.
    Ağaçların Özel Hayatı’nın henüz yarısındayım ama güzel bir arkadaş bulmuş gibiyim.

    Liked by 1 kişi

  2. Ağaçların Özel Hayatı’nı dün bitirdim. Zambra’nın dilini, akışını, anlatım biçimini seviyorum. Uzak kaldığım eski bir dostu bulmuş gibi oldum. İki sene olmuş okuyalı diğerlerini. Bu son kitabı o kadar etkilemedi, ama üstüne düşünmeye başladım. Ve anladım ki çok hızlı okumuşum. Dönüp tekrar bakacağım. Belki de üstüne yazarım. Ne zamandır okuduğum kitapları yazmıyorum. Bencilleştim biraz bu konuda.
    Okuduğum kitaplar, yazdığım bloglar sayesinde ben de bambaşka muhabbetler, paylaşımlar buldum, insanlar tanıdım. Ve bu süreç bitmedi, tatlı seyrinde devam ediyor. Sana da aynı yolda iyi yolculuklar, sevgiler.. 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s