Dolunay’ın Karanlığı, Aydınlığı

İki gece evvel rüyalarım hareketlendi. Karanlık ve boğucuydu gördüklerim. Geçmişin öcüleri hortlamıştı. Böğürtülerimi duyan Bey uyandırdı. Sayıklıyormuşum. Kan ter içindeydim. Soluklandım. Hemen uykuya dalmamak için dayandım ki aynı karanlığa geri dönmeyeyim.

Sabah kalkar kalkmaz Ay’ın konumuna baktım. Akrep’e geçmişti. Anlamlıydı. Rüyalarımızda her bilindışıyla (Ay’ımızla) temasta iç dünyamıza dair mesajlar alıyorduk. O gördüğüm öcüler benim bir parçamdı. Zamanlama manidardı. Akrep’teki Dolunay’a bir gün kala derinlerde gömülü, bastırılmış hikayelerin zihnimin gün yüzüne fırlaması normaldi.

Davrandım sosyal mecraya, yazdım iki satır bu konuda. Parmağı kaldırıp Akrep’in yöneticisi Plüto, nam-ı diğer yüce Hades’e ‘seni gidi seni’yi çektim üstüme alınmak istemez bir edayla. Eh, mecra sosyal olunca, Akrep arketipinden yolu geçenler döküldü şakacı öfkeleriyle. Nedir alıp veremediğiniz şu Akreplerle, ne güzel küllerimizden doğacağız işte hep birlikte diye.

Akrep’teki çelişki aslında tam da budur. Derinlerdeki gücü, korkuları ve öfkesiyle yüzleşmezse öyle bir taşlaşır ve taşlaştırır ki kendini de karşındakini de öldürür. Bakınız yılan saçlı Medusa’nın mitolojisi. İçindeki öfkeyi kabul etmemek için sabitlenir, direnir. Dönüşümün temsilcisidir, ama en büyük korkusu da elindekini bırakmak ve değişmektir. Zor bir çelişkidir.

Öfkenin antidotu sevgidir, aşktır, aşkla birleşmedir. Birleşme derindir. Hem psikolojik- ruhsal, hem fiziksel-cinseldir. O birleşme de bir ölümdür. Ben halinden biz haline geçişi temsil eder. Ölüm ve yeniden doğum böyle gerçekleşir. Şifalıdır, iyileştiricidir.

Ölüm-kalım. Değişim-dönüşüm. Doğum-yeniden doğum. Sürekli dilimize doladığımız ve ortaya saçtığımız şu üç beş ifade var ya. Saçıldı mı uçup gitmez. Gerçek dünyada da temayı gündeme getirir. İnsanı ölümle, yasla, matemle, toprağın altıyla yüzleşmeye mecbur eder.

Geçen haftasonu ailemizden bir ayrılık oldu. Ölüm kapıyı çaldı. Cenazede biraraya geldik, birleştik. Ayrılık sonrası nasıl aynı değildiysek birleşme sonrası da eskisi gibi değildik. Daha da kenetlendik belki. Tuttuk, tutunduk. Sahip çıktık, andaydık.

Ülkemizdeyse dün toprağın altından birden yeryüzüne haberi ulaşan ölüm, matem, yeraltı temaları nasıl etki etti bizlere? Acılardan acı beğenmek sadece bizim eşsizliğimize mi özel sizce? Türkiye olarak Akrep’in şifalandırıcı, iyileştirici, iyicil tarafına değil; kötücül tarafına, çocuklarını, halkını yutan, hor gören, sesini, yolunu, yaşamını kesip atan zalimliğine oynayıp, ordaki meşaleyi kimseye kaptırmamaya daha ne kadar sardıracağız? Hangi tribün bu? Kim alkışlıyor bizi? Ne kadar acı, ne kadar, ne kadar..

Türkiye topraklarında doğmuş, büyümüş, yaşayan bizler, bireysel olarak ne kadar farklı, başka, alakasız olursak olalım, kültürel, kimliksel, ulusal olarak hepimiz Akrep’in temalarını taşıyoruz. Sürekli ölüp diriliyoruz. Bitmek tükenmek bilmeyen bir döngü içinde. Gerçekten diriliyor muyuz? Dirilme gücünü kendimizde bulabiliyor muyuz? Yoksa unutup gidiyor muyuz? Daha ne kadar ölmemiz gerekecek? Ne kadar, ne kadar?

Kaybolan hayatlar için ne desem kuru, kıt, anlamsız. Yeryüzü sığ, yeraltı derin.

Bu gece, 14 Mayıs 2014 saat 22.15’te Akrep’te oluşacak Dolunay’ın uyandırıcı ve aydınlatıcı ışığıyla hayatını kaybetmiş tüm emekçilere huzur, rahmet, yasını tutanlara başsağlığı dileklerimle…

Duble Ay

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s