Yazıcının Mutfakla Sınavı

Efendim ben yemek yapmayı sevmem. Pek de bilmem. Şükür makarna, yumurta, pilav seviyesinde değilim – ki pilavı kıvamında yapmayı Coffee sayesinde, geçtiğimiz 3 sene içinde becerdim. Velhasıl evde mutfağın şefi, yemeklerin hakimi ben olmasam da iyi yemeği severim, tadını çıkarırım, ama benimkisi üzümünü yiyip bağını sormama kıvamındadır, bu konuda çok netim.

Bey’le beraber olmaya başladığımızda yirmili yaşların sonundaydım. Her ne kadar işin daha başından mutfağa yaklaşımımı açık bir şekilde ortaya koymuş olsam da arada sırada kendimi mutfakta bulurdum. Her mutfağa girdiğimde kan çıkardı. Nasıl çıkmasındı ki? Tepemde yemek konusunda ukala dümbeleği, çenesi durmaz, her santime müdahil bir adam (işinin ustasıdır, eyvallah, ama adamı çileden çıkarır), içimde yiğitliğe bok sürdürmeme edasında, kuyruğu havada, gururu tavanda gergin bir kadın. Onu öyle mi soyucan, ötekini öyle mi kıyıcan, bu akşam ne yemek yapıcan? Bu bizde bu böyle yapılır, anneannem böyle ıslatır, babaannem böyle kızartır. Can-cen sorularına dır-tır cevapları dizi dizi giderdi maşallah.

Bir gün, hiç unutmuyorum, köfte yapacağım -ve bunu anlatma raddesine geldiğime göre bu konuda bayağı bir saldım çayıra moduna girmişim, kabul etmeliyim. Başladım kıymayla köfte harcını hazırlamaya. Bey her zamanki gibi sıcak nefesiyle sol tarafımdan ensemde. Soğanları dilimliyorum o sıra. Kendimden son derece eminim. Anneannem çok güzel köfte, yanına da soğanlı domates salatası yapardı. Biz de torunları olarak arada el atardık. Ara sıra ama hakikaten. En azından ben.

Soğanları piyazlık, ince yarım halkalar şeklinde doğramaya başladım. Bir güzel tuzladım, avuçlayıp suyla yıkadım, acısını aldım. Bey tepemde izlemede. Sonunda dayanamadı ‘soğanları böyle mi kıyacaksın?’ dedi. Hiç tereddüt etmedim. ‘Evet. Anneannem yapardı, çok da lezzetli olurdu. Karışma!’. O piyazlık soğan halkalarını kıyma ve diğer köfte harcıyla bir güzel karıştırdım. Oooh, mis gibi koktu. Çiğ kıyma kokusuna bayılırım. Ağır ağır kıymayı elimde köftelik yuvarlamaya, elimin ayasıyla bastırıp yassılaştırmaya başladım. A aa. O da ne? Piyazlık soğanlar her bir taraftan fışkırmaz mı sivri sivri? Bey hala incelemede, ama bozmuyor. Ben de bu işte bir terslik var deyip aynen devam ediyorum. Velhasıl, böyle böyle köfteleri yuvarlayarak kaba dizdim. O gece pişireceklerimizi de tavaya attım. Tabii hala yanlardan tırtlayan soğan sivrileri ordan burdan bana göz kırpmaktalar. Sürekli parmaklarımla soğanları içeri tıkalama, sağdan soldan kıymalarla yama yapmaya çalışma, beceremedikçe oflayıp poflama durumundayım. Neyse, pişirdim kılıçlı soğan modeli köfteleri arkalı önlü. O fırtlayan soğan uçları hafiften köze dönük kömür oldu. Köfteler de yassıdan ziyade tostoparlak tombik top. Tıkamadım soğanları içeri ama olsun. Orijinal mi orijinal bir köfte denemesi yerini buldu.

Bu hikayeyi o zaman anneme (belki kardeşime ve teyzeme de) anlattığımında hem güldüler hem de bozuldular. Rezaletti benimkisi. Çünkü anneannemin soğanlı domates salatasının hazırlanışıyla köftelik soğan hazırlanışını karıştırmıştım! Nasıl da emindim halbuki o soğanları kıyıp o köfteleri yuvarlarken, üstüne Bey’i de ‘bu bizim usulümüz’ diye terslerken!

Her neyse, o zaman bu hikayeye kendi kendime bozuldum tabii. İstemeye istemeye girdiğim savaşı kaybetmiştim. Sahada yenilmiştim. Kabullenmeliydim. Karşımdakine de kabul ettirmeliydim. Abicim, ben yemek yapmayı sev-mi-yo-rum ve de hiç il-gi-len-mi-yo-rum. Nokta.

Bu anlattığımın üstünden on seneden fazla zaman geçti. Varlığından haberdar olmadığım bir hamarat ara ara içime kaçtı. Misal bizim orman kulübesinin yapımında Bey bizzat dişiyle tırnağıyla amele gibi (gibisi fazla, bizzat amele olarak) çalışırken kendimi ‘benden yemek iste, sana birşeyler yapayım’ derken buldum. Başta işinin ustası, ukala dümbeleği olduğunu söylemiştim değil mi? Tabii ki sınav sorusu zor yerden geldi. ‘Yaprak sarma isterim’ dedi. Oh! Haşırt to the blackboard der bizim sevdiğimiz bir abimiz. Aynen öyle oldu, ama ben startı almış, maratonu koşmaya başlamıştım. Maraton diyorum çünkü bu konuda bilgisi, becerisi ve pratikliği olmayan ben yaprak da sararım yemek de yaparım diye tamı tamına 3 saat debelendim! Tencerenin altını kapadığımda gecenin 01.00’ini etmiştim! Yaptım mı o yemeği? Yaptım. Lezzetli oldu mu? Oldu. Tipi genç kız parmağı modeli durdu mu? Yalan söyleyemem, onu beceremedim. Kısa, tıknaz ve tombik çıktılar tornadan, ama sabrın sonu selamate, azmin sonu beton delmeye kadar gitti. Buna da şükür dedirtti. O yaprak sarma bir zafer takı gibi fotoğraflanıp belgelendi.

Niye birden içimdeki yemekçiyi yazmaya soyundum, değil mi? Madem sevmiyorum, haz etmiyorum, özellikle de beceremiyorsam bu neyin nesi şimdi?

Görev çağırdı, ben gözü kapalı koştu. Olan o.

Annemi ameliyat sonrası hastaneden sağ salim, ağrıları hafiflemiş, sorunu giderilmiş bir şekilde çıkardık. Çıkarmamızla kardeşimle geçen haftadan beri yaptığımız gibi paslaştık. O geldi iki gece kaldı, şimdi bayrağı ben teslim aldım. Maksat kendisini yataktan bir müddet kaldırmadan dinlenmesine yardımcı olmak. Bu anlamda mutfağa girmek, yemek yapmak, anneyi-babayı besleyip doyurmak önceliklerden.

Kardeşim benim gibi değil misal. O yapmayı da yemeyi de sevenlerden. Becerikli de. Ailenin başka taraflarına çekmişiz bariz. Bugün sıra bende olup kardeşin, teyzenin, arkadaşların, annenin yaptığı (imece usulü) yemekler de tükenmeye yüz tutunca girdim mutfağa. Yaptığım atla deve değil, iki kap yemek, ama bendeki o eda var ya o eda. Sanırsın geçmişim orkestranın karşısına, yönetiyorum bir yaylı sazları, bir nefesli çalgıları vurmalıların peşi sıra. Telefonumdan yükselen çalma listesiyle birlikte biberleri kıyar, soğanları doğrar, yağı kızdırırken önlüklü kendi yansımamı gördüm camda birden. Ya lesliyan’anım, neydim değil ne olacağım demeli. Güldüm kendi kendime. Hoşuma bile gittiğini söyleyebilirim bu halin. Yemek yapma, yapmaktan zevk alma anlamında değil esasen bu hoşlaşma hali. Orda pek değişiklik yok malesef. Ama yapabilmek var ya o yapabilmek, yapıp yardım edebilmek, yardımcı olabilmek. İşte bu benim için katma değerli.

‘Kırk yaşına gelmişsin, iki yemek yaptım diye takla atacaksın nerdeyse kadın!’ mı dediğinizi duyuyorum? Doğru duydum biliyorum. Gerçekleri duymaya alınmıyorum. Bu anlamda hala yirmilerimdeyim. O anlattığım köfte hikayesinin pratik olarak belki birkaç sene ilerisindeyim, ama bakış açısı, hissiyat, ortaya koyuş ve yaşayış olarak tam tamına kırkımın içindeyim. En azından kendimce bir çaba gösteriyor, mecbur kalma durumunda hem lezzet hem besin anlamında iş görür çözümler üretebiliyorum. Üretiyorum, evet, üretiyorum. Ve bu yaşımda artık çok normal olması gereken bu sonuçla annemi, babamı, kardeşimi, teyzelerimi ve Bey’imi bile hala şaşırtıyorum. Dünya için küçük, kendim için büyük adım.

Ah bu Yengeç’teki Jupiter. Çıkardı sonunda içimdeki besleyen, büyüten, yedirip içiren dişiyi de, bu anaç dişilik kimbilir ne kadar sürer gider? Bu kırklar bana hiç mi hiç yaramadı desem kimin içine siner?

Mutfak Sinavı

12 Replies to “Yazıcının Mutfakla Sınavı”

  1. yaramış yaramış, şahane yazı olmuş! aynı köfte sendromunu ben de 17 yaşımda İskoçya’da kaldığım evde yaşamıştım. adamcağızlara bir yemek yapayım dedim, rendenin, kimyonun ve sairenin ingilizcesini bilmediğimden saçmasapan bir “topak” olmuştu. eh, bir daha da yaptırmadılar!

    Liked by 1 kişi

  2. Sri Lankada yasayip ayni mutfaktan ortak bir yemek cikarmakta bir o kadar zor. Omrumun bes senesi pirinc yemekle gecti hatta ekmek arasi pirinc:)

    Beğen

  3. Ben de ilk yemek alisverislerimden birinde ispanak yerine roka ve kara lahana almisim. Bizde yemekleri Hatice Ablamiz yapar. Benim tek gorevim ona malzeme almak. Ilk zamanlar onu bile beceremiyordum. Simdiyse cok seviyorum yemek yapmayi. Ama sadece ozel zamanlarda, arkadas davetlerinde vs. Zorunluluk veya rutin olmamasi lazim. Mutfaksirlari.com diye bir site buldum. Bana yemek yapmayi sevdiren de o oldu. Yemekle tecrubeniz bence eski nesillerden farkimizi gosteren cok tipik bir surec. Sonucta farkli yetisiyoruz artik. Onceliklerimiz farkli oluyor. Selamlar 🙂

    Beğen

  4. Bravo, çok doğru tespit. Ebeveynlerimizin nesliyle bizim aramızdaki farklardan biri bu yemek, mutfak ve genel olarak ev çekip çevirme meseleleri. Mesela ertesi gün temizlik var diye önden evini toparlayıp kadına hazırlayan hanımlar veya aksine nasılsa temizlenip toparlanacak diye iyice dağıtıp iş çıkaranlar var. Bu da benzer bir nesil farkı sanırım. Sevgiler..

    Beğen

  5. Yok canım, hiç öyle düşünmedim. Özgün düşünceye her zaman varım! 🙂
    Sizin bloga da göz attım. Ceviz hikayenizi heyecan verici buldum. Tebrikler! Yine uğrayacağım. Sevgiler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s