‘Manipülasyon’u Türkçe nasıl ifade edersiniz? Yönlendirme? Dalavare? Dolandırma? İstediğini yaptırma? Bunların hepsi alt açılımlar içinde yer almakla birlikte ‘manipülasyon’un içinde barındırdığı güç kullanma, baskı yapma, kandırarak inandırma olguları yok. Manipülasyon içindeki o derin, karanlık, yeraltı dünyasının korkunç tarafını tek bir sözcükle nasıl verebiliriz? Önerilerinizi bekleriz.

Manipülasyon deyince Plütonik konulardan bahsediyoruz. Yeraltı tanrısı Hades kara pelerinini savurarak yeryüzüne çıkıyor ve yeraltının tüm o karanlığını yukarı, yanımıza taşıyor. Düşünsenize. Yeraltından yukarı ne fışkırır? Lağım, çamur, çürümeye yüz tutmuş her nevi canlı, dışkı, sidik ya da yeraltında yaşayanlar, fareler, akrepler, yılanlar, sıçanlar.

Tamam tamam, iğrenç tarafından girdim, kabul. Elmaslar, altınlar, değerli madenler, cevherler, hazineler de aynı diyarlardan uzanıyor bizlere, ama bu kendi kendine olmuyor. Ancak biz oralara inip de yukarı çıkarırsak, o çamurun, pisliğin, karanlık dehlizlerin gerçekliğine inersek gerçek hazineye ulaşabiliyoruz.

Metaforik yaklaşalım. Aynı durum iç dünyamız için de geçerli. İç dünyamızın karanlıklarına dalıp bütün o çirkinliklerini, leşlerini, korkuyla, kıskançlıkla, hiddetle, intikam hisleriyle salgıladıklarını görüp kabul edince, salyalı yaş korkunç duygusal iç yaratıklarımızla yüzleşince o nemli ıslak bağrımızdan dışarıya gerçek hazinemizi ancak bir ‘kıymet’ olarak verebiliyoruz. Ta o lağım çukurundan güneşli dünyaya. İşte size bir dönüşüm hikayesi.

Aslında konum dönüşüm falan değil. Plüto, Hades diye girince birden kendimi kaybettim, o karanlıklara daldım, çıkamadım. Ne diyordum? Manipülasyon. Eh, Plüto’dan bahsedip de manipüle edilmemek söz konusu olabilir mi? Plüto’nun perde arkasında çevirdiği karanlık oyunlara değinme niyetindeyim esasen. Hah, belki de perde arkası oyun da manipülasyon tanımının bir yerine girebilir. Ve fakat, tek başına yine yeterli değil.

Geçen haftalarda House of Cards‘ın 2. sezonunu seyretmeye başladık. Açıkçası ilk sezondan sonra bizi pek sarmadı. İlk bölüm şok etti. Şok şok şok. Aman aman, hiç beklenmedik bir şeydi Senatör’ün ne kadar gözü kara, acımasız, merhametsiz, engel tanımaz olduğuna bir kere daha şahit olmak. Üzülmeye bile yer bırakmayacak derecede kuru, katı bir dünya ve insanlar ya da belki insan görünümlü, dünyadışı, iki bacaklı yaratıklar. Yaratık mı dedim? Evet, ben bugün çirkinlik, leşlik, yaratıklık falan filandan pek sıyrılamayacağım galiba.

Sezon ilerledikçe ‘manipülasyon’ denen zilletin (illet değil, zillet, düşünün bakalım ne demek) birebir nasıl bir ve birçok insan suretinde vücut bulduğunu, kendi çıkarları uğruna önüne gelen herkesi ve şeyi nasıl yıkıp yok ettiğini, yerin dibine gömüp bu dünyadaki hayatı bitirdiğini seyrettik, seyrediyoruz. Sezon finaline üç dört bölüm kaldı. Senatör ve karısı zirve basamaklarını tırmandıkça kaç tane leşi arkalarında bıraktıklarını, o leşlerin üstüne basa basa, onlara topuklarını batıra çıkara nasıl yükseldiklerini seyrettikçe duyduğum dehşet de taa o aşağının derinliklerinden haykırıyor nesiniz yahu siz diye.

Yok yok, korkmayın. Bu son derece Amerikan ve bir o kadar da zamane gerçeği dizinin beni ordan oraya savurup ‘manipüle ettiği’, içime karalar bağladığı falan yok. Kavanoz dipli dünya etmiş edeceğini hem küresel hem yöresel minvalde, diziye mi kapılacağız? Sanırım bana bu yazıyı yazdıran iki dürteç var. (Dürteç ne? Bilmiyorum, bugün böyle ifadeler uyduruveriyorum).

1. Böyle insanlar, hayatlar, çiftler, yöneticiler, başkanlar, patronlar, kadınlar, adamlar dizi unsuru değil. Kanlı canlılar, bu hayattalar, varlar. Belki her zaman ‘büyük stratejist’ Amerika’nın çevikliği, kıvraklığı, diplomasisiyle vücut bulmuyorlar. Dolayısıyla daha vahşi, barbar bir imaj sergiliyorlar, ama ne dedik? İmaj. House of Cards’daki o son derece soğukkanlı, kaşı gözü oynamadan, kılı tüyü kıpırdamadan jilet kılık kıyafet, saç baş içinde, ‘Ivy League’ argümanlar, telaffuzlar, cümleler, paragraflarla bu manipülasyonlar karşımıza çıkınca daha mı medeni oluyor, normalleşiyorlar? Cık. Yanlış cevap.

2. Bu manipülasyon, baskı, köşeye sıkıştırma, tırmandıkça tırmanma, salt güce oynama etrafındaki çemberi tamamıyla yıkıp parçalarken bütün yük, külfet, ızdırap, acı hare hare yayılıyor, katman katman derinleşiyor, en alakasız, uzak, yabancı bireyi şah damarından kesip atıyor. Yokolmamak için yoketme uzak menzilli çalışıyor. Menzil kısaldıkça, düşüş başladıkça yanındaki herkesi de yeraltı dünyasına birlikte çekiyor.

Karanlık mı karanlık, korkunç mu korkunç diyarlar, dolaplar, oyunlar. Hiçbiri dizi değil, oyun değil, şaka değil, komik hiç değil.

Manipülasyona maruz kalan insan böyle bir etki altında olduğunu bilmiyor elbet, zira ona karşı bu gücü kullanan kişi bir mıknatıs gibi onu kendine çekiyor, adeta bir manyetik alan yaratıyor ve kendi iç karanlıklarıyla (yeri gelince korku, hiddet, şiddet, yeri gelince cevher, mücevher, hazine) kurbanının iç karanlıklarını harekete geçiriyor. İşte bu olumlu anlamda kullanıldığında dönüştürücü olabiliyor, karanlık tarafta kalındığında suistimale açık hale geliyor.

Bu yazıyı yazmaya başladığımda gökyüzünde Plüto-Ay karşıtlığı varmış. Yengeç’teki Ay iç dünyana, duygularına şefkat göster, kendine annelik et derken Oğlak’taki Plüto kaz yavrum kaz, sonrasını düşün, gerçekçi ol, dibinin dibine kadar durma, çalış, kaz, gerçek güç orda demiş. Hadi bakalım söyleyin, bu yazıda kim kimi manipüle etmiş?

4 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s