Dünya Ağrısı, İnsan Sızısı

Kaçma.

Yakalanırsın.

Görür görmez bilirim kaçtığını, kafanı sokacak bir delik, kendini gömmek istediğin bir çukur aradığını.

Kaçmanı anlarım. Anlamayan insan değildir, korkuyu inkar etmektedir.

Yakalanmamak için kaçarsın.

Sorarlar adama niye diye.

Niye, neden, niçin?

Sen yüzleşmekten kaçarsın belki. Gerçeklerden. Önünde durandan. İçinde kabarandan. Kendinden. Hayatından.

Ben de kaçarım. İnsanım. Korkarım. Duygulardan, çalkalanmalardan, yüzüne vurmaktan, kırmaktan, kırılmaktan.

Bilirim kaçanı. Anlarım. Ama bazen anlamaz gibi yaparım. Çünkü anlamam, kendi kaçmamı da kabul etmemdir. Kendini kabul etmek kolay gelir. Lafa dolanıp sakız edilir. Sanırsın kabullendiğini böyle kendi kendine, dost sohbetlerinde, yazdığın çizdiğinde. Öyle gelmez küt diye. Başkasının kabulüyle senin kabulün elele yürümez birlikte. Yine de yatışsın için, öteki seni yatıştırsın istersin. O bağla ilişkilenir, medet umarsın kendi çaresizliğinde.

Dünya Ağrısı’nda kaçan kim, kaçırılan ne?

Yazardan okura akan, kollektif zihninden kaçan, hafızasını silen bir toplum. Toplumdaki ayarsızlık, kraldan kralcılık, gözü kapalılık, cahillik, ötekicilik, intikamcılık, canavarlık, vurdumduymazlık, alışkanlık, fanatiklik, sapıklık.

Lık lık da lık lık.

Mürşit için hayatın ta kendisi. Hayaller, idealler, ümitler, özlemler. Kaçan trenle gidip geri dönmeyenler. Önce hayat ondan kaçmış, sonra o hayattan. Kendini yaşadığı Anadolu şehrine, sahibi olduğu oteline, sadece yatmaya gittiği evine, konuşmaya bile mecali olmadığı ailesine kapatıp hapsetmiş. Hayattan kaçışını içindeki ağrıyla beslemiş.

Madenci için insanlık. İnsanlık adına duyduğu utançla çok küçük yaşta karşı karşıya kalmış, yeri gelmiş kendisi insanlıktan çıkmış, insanlardan kaçmaya başlamış. Benzer bir kaderle kendini Mürşit’in kasabasındaki madende bulmuş, kendi sürgününü Mürşit’in otelinde, terasında, rakı şişelerinde yaşamaya koyulmuş.

İkisinin kendi geçmişindeki karanlık, derinlerden kokuyu ortaya salmış, bakışlarda, sessiz aralarda kendini hissettirmiş, Mürşit’le Madenci’yi biraraya getirmiş. Kendi iç ağrılarını konuşarak, ama konuşmadan, rakılayarak, ama yanyana durarak birbirine düğümlemiş, kenetlemişler. Ta ki kaçan kovalayandan haber alana dek.

Pek tanımadığım, ancak arabayla içinden geçtiğimizde tanık olduğum çirkin, ruhsuz, ümitsiz Anadolu kentlerini hayal ettim Dünya Ağrısı’nı okurken. Bazı bazı da Nuri Bilgi Ceylan filmlerinin değişmeyen boz panoramasında, sırtını bir tepeye, dağa dayamış kasabaları. Kitabı bitirdikten sonra bana ne bir hayal ne bir ışık veren bu ne köy ne kasaba tanımındaki kentleri merak etmediğimi farkettim. Ne insanını ne hayatını. İşte bu da benim iç ağrımı başlattı. Memleket ağrımı.

Mürşit ve Madenci kendi geçmişlerinden, hayatlarından, kendilerinden kaçan halleriyle beni Kürk Mantolu Madonna‘nın anlatıcısı ve Raif Bey’ine, Aspidistra‘nın Gordon Comstock’una götürdüler. Hayatının dizginlerini ele almak yerine gelenle savrulan, hatta savrulmadan tamamen kendini bırakan, kendi kendinden, geçmişinden, karanlığından ve aydınlığından kaçan insanın mizacına.

Tam olarak ne hissettiğimi ifade etmek, elle tutmakta zorlanıyorum böyle mizaçlar söz konusu olduğunda. Belki böylesi koşulsuz teslimiyet (kabullenmek veya bırakmak/kaçmak) içimdeki öfkeyi tetikliyor, kızıp hiddetleniyorum yaşamaktan korkan, kaçanlara. Öte yandan hiçbir şeyin tamamıyla kontrolümüzde olmadığı, bize verilen zamanı bildiğimiz gibi yaşamaktan başka çaremizin kalmadığını fısıldıyor sezgilerim bana. Çaresizliğe öfkeleniyorum belki de. Elinden alınan fırsatların, ümitlerin, hayatın gidişine hiçbir şey yapamama, müdahale edememe çaresizliğine. Mürşit’in, Madenci’nin hikayesindeki çaresizliklere.

Bu kitabı seyahatte okuyup bitirdim aslında, ama madem başta kaçıştan girdik, şimdi itiraf zamanı. Ben de yazmaktan kaçtım bir süre. Su gibi okunup giden Ayfer Tunç’un son romanı bende şu tortuyu bıraktı: Bu romanın içinde olan biten her şey, her bir gün, her bir dakika, her ay, her yıl, bu memleketin DNA’sında. Değişmezlik içinde oldu, oluyor, olmaya devam ediyor. Ve biz, bu anormal değer sisteminin, ötekileştirme düzeninin her evresinde şaşakalıp lanet ediyoruz. Ve aynen hayata devam ediyoruz. Unutuyoruz. Siliyoruz.

Evet unutmamalıyız ağrıları, acıları. Ama kaşıyıp kanatmamalıyız sürekli yaraları. Devam edebilme gücünü bulabilmek acıya tutunarak değil, şifaya, teslimiyete, kabullenişe geçerek mümkün ancak. Tevekkülle. Ne linç, ne intikam, ne katliam, ne hiddet, öfke, nefret geri getirebilir gidenleri ya da dindirebilir içimizdeki ağrıyı. Unutmadan, hatırlayarak, acıya tutunmadan, teslim olarak.

Dünkü Yeniay sonrası bu kitaba dair yazmak iyi bir fikir oldu mu olmadı mı bilemiyorum şimdi. İçime bir kurt düştü, bana benzer ipuçlarını verdiği için Kürk Mantolu Madonna’yı yazdığım zamana baktım. Hissiyatım doğru çıktı. Geçen sene bu zamanlarmış. Yine Balık’ta Yeniay varmış. Teslimiyet, kabulleniş, kaçış, bırakma temaları gündemdeymiş.

Daha önce Yeşil Peri Gecesi’yle tanıdığım Ayfer Tunç’un keskin, lafı dolandırmadan anlatan, arada romanın alameti farikası olacak çeşitli tanım, tasvir, ifadeleriyle iyi ki okuyorum, evet iyi ki iyi ki dedirten yeni romanı Dünya Ağrısı çok şey diyor. Hem de öyle sapır sapır ortaya dökmeden, demeden dedikleri, satır aralarında verdikleri hikayeyi insanın içinde daha bir demliyor, kaynatıyor.

E peki, bu roman tam olarak ne anlatıyor diyenlere kitabın arka kapağından alıntı yapayım, noktayı koyayım.

Hayatı ‘yolcu’ olarak yaşamak isterken baba mirası otelin işletmecisi, ailesinin ‘reisi’ olmak zorunda kalan Mürşit, her geçen gün tamahkarlaşan bir şehirde, gerçek dostluğu İstanbul’da bıraktığı hayaletlerden kaçarak Mürşit’in oteline sığınan Madenci’de buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç sayfalarının bir özetini sunuyor…

…Dünya Ağrısı kelimelerle sıkılmış bir yumruk.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s