Yalan aşk var mıdır? Varsa o aşk mıdır? Aşkın yalan-gerçek tahlili nasıl yapılır?

Yalan dolan edebiyatının detay detay ortalığa döküldüğü, her bir gün aldanma ve aldatmanın ayrı bir katmanının sahneye konduğu memleket meseleleri bir yana, kişisel hayatımızda da gerçeklik hissinin eridiği, neyin gerçek olduğu neyin olmadığının bulandığı zamanlardan geçiyoruz. Merkür Balık’taymış, 6 Şubat’ta gerilemeye başlamış, üstelik Neptün’le kavuşumdaymış. Ayıkla pirincin taşını.

Seyahatten döner dönmez önceden verilmiş seans randevum için çalışmaya başladım. Karşımdaki haritanın odak noktası Neptün transitleriydi. Neptün 2011 Nisan ayından beri Balık burcunda ilerliyor. Nesil gezegeni olması itibarıyla bir burca girmesi ve çıkması uzun soluklu, etkisi de böyle bir zamana yayılan şekilde gelişiyor. Şu anda Neptün’ün geçişinden birincil derecede etkilenenler Balık ve Başak burçları(nın başında doğanlar), ikincil derecede de İkizler ve Yaylar(ın başlarında doğanlar) diyebiliriz.

Ne oluyor peki Neptün adamın tepesinde olunca?

Birçok şey, ama esas önemli olan bizim olanların farkında olmamamız.

Bir hayal aleminde yaşıyoruz sanki. Her şey çok güzel, toz pembe, tatlı. Aşk gibi. Gözümüz sadece o aşkı görüyor, o aşk her ne ise. Belki gerçekten bir kadın, bir adam, belki bir iş, bir meslek, belki bir duygu, bir düşünce, aşkla kapıldığımız somut, soyut her şey. Gözlerimiz kamaşmış, büyülenmişiz. Sınırlarımız erimiş, kapıldığımız şeyle birleşmişiz. Benliğimiz yitip gitmiş, önümüzde ne varsa bizzat o olmuşuz. Belki aşkın timsali, belki bir mesleğin, belki bir felsefenin, belki bir ümidin.

Bu tatlı ve toz pembe tarafı. Sanki güzel bir düşteyiz, ama düşün gerçekliğindeyiz. Bizzat o düşü yaşama halindeyiz. Düşün veya gerçekliğin ayırdında değiliz. Hem niye olalım ki? Gördüğümüze mi söylenene mi inanacağız?

Bir de diğer yüzü var. Etrafa sisin çöktüğü. Önümüzü göremediğimiz. Elimizle tutamadığımız. El yordamıyla ilerlemeye, tutunmaya çalıştığımız. Bildiğimiz her şeyin anlamsızlaştığı, çözüldüğü. Gerçekte ne olduğunu anlamayıp iç dünyamızın şişip kabardığını hissettiğimiz. Endişeler ve korkulardan paniğe kapılıp sürekli oraya buraya çivi çakıp önlemler almaya çalıştığımız. Kendimizi sağlamlamaya gayret ettiğimiz. Hiçbirini beceremediğimiz. Elimizden her şeyin kayıp gittiğini hissettiğimiz, kontrol edemediğimiz taraf.

İşte bunların hepsi Neptün etkisi. Bilinenin çözüldüğü, bilinmeyenin hüküm sürdüğü, bizim de teslim olmak dışında yapabileceğimiz başka birşeyin olmadığı zaman.

Bunları analiz edip buraya yazınca sanki insan Neptün transitinin bizzat farkında olabilirmiş gibi düşünebilirsiniz. Her zaman değil. Hatta pek vaki değil. Öylesi bir önünü görememe veya gördüğünü sanıp kapılma zamanı bahsedilen.

Her haritayı çalışırken dönüp dolaşıp kendimle ilgili okumalar yapıyorum. Önümdeki haritada daha önce farketmediğim bir bilgi, ilham yakalıyorum. Bu seferki Neptün okumalarımda kendi geçirdiğim 14 senelik Neptün transitini okudum. Şok geçirdim sayın seyirciler. Neden daha önce olmadı da şimdi? Sanırım bu gece yarısından sonra Aslan-Kova aslında, beni bizzat etkileyen bir Dolunay olduğu için farketme zamanı geldi.

Varımı yoğumu yatırdığım, ‘aşkla’ seçtiğim, ‘aşkla’ çalıştığım, ‘aşkla’ benim dediğim, ‘aşkla’ bıraktığım, bırakırken bile bıraktığımın ayırdına pek varmadığım mesleğim reklamcılığa Neptün’ün Kova’ya girişi itibarıyla adım atmış, Kova’dan çıkışıyla bırakmışım.

Bu yalan aşk olabilir mi?

Mesleğime başlamadan gözlerim boyanmış mı yani?

Sınırlarımı yitirip kapılıp gittim mi?

Halbuki..

Halbuki ben reklamcılığı bilinçli olarak seçmiştim (hangi bilinç?). Ne istediğimi bilerek bu sektöre adım atmıştım (istek mi özlem mi?). Çok ama çok severek varlık göstermiştim (sevginin yalın hali mi, e hali mi, aşk hali mi?). Kendimi öylesine bu mesleğe teslim etmiştim ki onsuz olamam gibi hissetmiştim (benliğim=reklamcılık).

Bunlar olumsuz şeyler mi?

Değil.

Sadece eksik bilgi.

Diğer tarafını da masaya getirelim.

Neptün’ün yaratıcı tarafını.

Neptün’ün bu ‘yalan aşk’ halini veya bizi endişelere zerk eden sisli ortamını kendimizi rahatlatacak şekilde kanalize edebiliriz. Hayatımıza yaratıcı ve/veya mistik uğraşlar katarak.

Ben reklama bu yaratıcılık açısından bakarak kapıldım sanırım. Kendim ‘yaratıcı’ bölümde olmaya yeltenmedim, ama elimde hep o ‘yaratıcı içeriği’ tuttuğumu, ‘yaratıcı insanlar’dan beslendiğimi, ‘yaratıcı ortamlar’da olduğumu, ‘yaratıcı hücreler’imin tetiklendiğini hissettim. Bunun için de hiçbir zaman masanın diğer tarafına geçmeyi düşünmedim, istemedim. Seçtiğim, büyülendiğim, özlem duyduğum hep bu taraftı. Ortak akılla, ortak paydayla ortaya koyulan yaratma hali.

Şimdi o aşk bitti. Her şey yalan mıydı yani? Değildi. ‘Aşk’ı yaşarken, ‘aşk’a teslim olurken ‘aşk’ nasıl yalan olabilir ki? Aşk bittikten sonra yalan mı gerçek mi değerlemesini yapmak ne kadar gerekli? Bilmem. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğim. Bu yazdıklarım sadece hayattan anlık geçişlerim.

Bu gece yarısından sonra 15 Şubat 2014 saat 02.00 civarında Aslan’da Dolunay var. Aslan demek aşk demek, keyif demek, yaratıcılık demek, sevmek-sevilmek, biricik hissetmek istemek demek. Yetmez, bugün sevgililer günü. Ama yalan, ama gerçek. Aşk dubleli olarak gündemde gerek. Her Dolunay bir farkındalık, her Dolunay bir ayrışmaysa, Kova-Aslan aksındaki bu Dolunay’dan bana mesaj aşk dediğin şakaya gelmez, bir bakmışsın 14 sene, bir bakmışsın bir ömür eder, geçip gider.

Dolunay mesajlarını okumak isteyenler burdan hocamın yazısına buyur etsinler. Ben de ufaktan kaçayım. Sizi kendi aşklarınızla başbaşa bırakayım. Ama yalan ama gerçek, aslolan aşktır desek?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s