Yazmak Güzel Şey

Son Dolunay’da iyi birşeyler oldu. Öyle ki tatlı sarhoşluğuyla birkaç gün buralara uğrayamadım, af buyrun.

Bu blogu yazmaya başladığımdan beri yakaladığım yazı başına en çok okunma ve bir gün içinde tüm zamanların en çok ziyaret edilme oranına ulaştım. Teknik konuşmak gerekirse hem tekil hem toplam ziyaretçi anlamında rekor tazeledim. Dünya için küçük, kendim için büyük adım.

Hemen analitik, eleştirel bakış açısı kendini belli etti.

Tez: Fazla anlam yükleme canım. Arama motorlarından Dolunay, Yeniay diye düşen çok oluyor, biliyorsun.

Anti-tez: Yahu niye küçümsüyorsun? Kendi içinde bir ilk, yeni bir aşama. Farket, kabul et, tadını çıkar.

Düşündüm.

En çok okunan ve görünürlük alan yazılarım mı beni daha tatmin ediyor yoksa en çok yorum veya beğeni alanlar mı?

Öncelik yorumda, yorum çeşitliliğinde sanırım. Beğeni de en az o kadar değerli. Çokluk daha sonra geliyor. Nitelik ve nicelik farkı. Herhalükarda daha çok okuyucuya ulaşmak da doğrudan bir motivasyon kaynağı.

Geçenlerde kişisel blog yazmakla günlük tutmak arasındaki farkı çok net ortaya koyan bir yazıya denk geldim. Sizce bu ikisi arasındaki en temel ayrım nedir ? Neden sadece kendimize saklayıp kendi başımıza okumak istediğimiz bir günlük tutmuyoruz da herkese (veya okuyucu kitlemizi seçiyorsak belirli bir kitleye) açık internet üstü bir mecrada yazıp çiziyoruz? Kendimizi sergilemek istediğimiz için mi? Başkalarına kendi tecrübelerimizden birşeyler iletmek, öğretmek, ifade etmek istediğimizden mi? Ünlü, popüler, sayılan, sevilen biri olmak istediğimiz için mi? Takipçi kazanıp benim ne çok değerim, insanım, grubum, kitlem var demek için mi? Sadece ve sadece kendi kendimizi tatmin etme isteğiyle, bencillikten mi? Kağıt kalem tutmaktansa klavyede tuşlara basmak yeni düzenin gerçekliği olduğu, kolayımıza geldiği için mi? Paylaşmak, paylaşılmak, okumak, okunmak, faydalanmak, faydalanılmak ihtiyacından mı? İhtiyaçlılıktan mı? İhtiyaçsızlıktan mı? Aidiyetten mi? Aidiyetsizlikten mi? Neden ki neden?

Bu listeyi uzun uzadıya sürdürebilirim. Herkesin çıkış noktası, motivasyon kaynağı farklı olabilir. Belki bunların arasından biri, belki hepsi, belki hiçbiri. Blog yazıp daha çok okuyucuya ulaşmanın altında kendi duygu, düşünce, tecrübe ve yolculuğumuzu diğerleriyle paylaşmak, bu sayede ortak paydalar bulmak, başkalarıyla bir anlamda bağ kurmak yatıyor diyebiliriz. Blog ve günlüğün bence en temel farkı bu. Birinde kendi kendinle, tek başınasın, diğerinde bir grup, bir cemiyet içinde. Görünmez, sanal, ama gerçek. Bunun bir adım ötesinde aynı amaç uğruna biraraya gelmiş, çok yazarlı blog oluşumları var misal. Coffee’yi sahiplendikten sonra Köpekler ve İnsanları‘na bu sayede ulaşmış ve yazarlarından biri olmuştum.

Bütün bunların ışığında yazdıklarımın birilerine ulaşıyor, değiyor olması, yazılarımın harf sözcük ve cümlelerin ötesine geçip değerlenmesi yazmamı daha anlamlı kılıyor, beni yazmaya istek ve şevkle devam etmeye teşvik ediyor. Bunun gerçekliğini ise ancak blogumun istatistikleri üstünden takip edebiliyorum. Yorum gelmesine kendi düşüncelerimin ötesindeki algılar, gerçeklikler ve o yazıya gelen katkılar babında müteşekkir oluyorum. Beğenilerle mutlanıp daha iyisini yapabilmek için umutlanıyorum. Üstüne yazım başkaları tarafından paylaşıldığında bunu ‘ben okudum, içinde birşeyler buldum, size de tavsiye ediyorum’ diye yorumluyorum.

Blog yazmaktaki çıkış noktam kendi gerçekliğimken üstüne eklenen astroloji ve belki de sadece yazmak için yazma kısmı şimdi başlı başına bir proje oldu ilerliyor. Kişisel blogum dışında basılı mecrada yayınlanan ilk yazım üstüne ikincisinin de raflarda yerini aldığını belirtmenin yeri geldi geçiyor. Baharda (tam da Gezi zamanında) Kelt Astrolojisi’yle ağaçlara ve insanlara dair yazmıştım. Şimdi kristaller ve taşlar etrafında dolandım. * Merkezde yine insanı tutarak, etrafına ördüğümüz değer sistemini göstererek, astroloji içinden geçerek.

Hmm. Sanırım yazı projeleri için blogumda bir yer açma zamanı. Belki işte tam da bu, Dolunay’ın bana bizzat armağanı. Gerçekçi bakış açısıyla ruhu beslemeye devam!

Bu yazıya oturduğumda bambaşka bir çıkış noktam vardı. Haftasonu gezdiğim sergi, tartıştığımız kitaplara dair konuşacaktım, ve fakat bir baktım kaldığım yerden, Dolunay’dan devam ediyorum. Demek ki noktayı koymamışım.

Bu hafta gündem yoğun, her güne bir yazı çıkaracak malzeme var evelallah. Madem öyle son bir cümleyle noktayı koyalım, gerisini yarına bırakalım.

Yazmak güzel şey. Okunmak iki kere güzel. Paylaşmak üç kere.

Bir-ki-üç tıp.

* Yine noktayı koyamadım. Yazım A + Garden dergisi Ocak-Şubat 2014 sayısında yayınlandı. Yazının aslını blogumda da yayınlayacağım, ama alıp da elinde tutmak isteyenlere engel olmayayım. 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s