Son bitirdiğim kitabı yazmaya oturdum. Ada serisinin son iki kitabını. Açtım ikisini, teker teker göz attım, notlar aldım. Dönemi düşündüm, astrolojik haritasını açtım. Peki. İki artı iki dört etti mi? Etmedi. Kapadım. Tüm gün boyunca dinlediğim tınıları koydum arka plana, başka şeyler döktürmeye başladım.

Aslında yazmak değil, okumak istiyorum bu aralar. Deli gibi okumak. Romanlar, hikayeler bitirmek, edebiyat yutmak. Oburca, arsızca, doymak bilmez bir iştahla okumak okumak okumak. O kadar ki koşa koşa dönüp tekrar okuyacağım saatleri iple çekiyorum, ama işte hayat. Bir bakıyorum saat gecenin bir yarısı olmuş. Yatakta birkaç sayfa ilerleyip uyuyakalıp kitap yüzüme küt diye düşünce kapat ışığı yat ötesine geçemeyebiliyorum. Yine de şükür. Okuyorum ya..

Dün mesela hem yerli hem yabancı kaynaklı iki tane okunacak kitaplar listesi üstünden çalıştım. Bir tanesi tüm zamanların en cool kitapları adı altında, daha çok Amerikan edebiyatı ağırlıklı, arada uluslararası yazarların da olduğu elli kitaplık bir liste. Aralarında okuduklarımın ve okumak için elimin altında hazırda tuttuklarımın olması hafiften sevindirik etti beni. Bazılarının annemlerin kitaplığında olduğunu hatırlayıp notumu aldım, devam ettim. Diğer listeyse Sabit Fikir’in 2013’ün en iyi kitapları listesi. O da ağırlıklı yerli yazarlardan oluşsa da yabancılar da var. Notlarıma burdan da eklemeler yaptım. Diğer yandan geçen yaz başında dayanamayıp büyük bir parti kitap aldığımı hatırladım. Daha onların hepsini bitiremedim, ama ağır ve emin adımlarla ilerlediğimi söyleyebilirim. Kaç tane kalmış? İki. Tabii onlar bitmeden üstüne iki tane daha ekleme yaptım geçen hafta, ayrı.

Velhasıl, dün gece ani bir kararla George Orwell Bin Dokuz Yüz Seksen Dört okumaya başladım. Lisede okuduğumuzu sanıyordum, ama sonra hatırladım. Biz Hayvan Çiftliği’ni okumuştuk ingilizce dersinde.

All animals are equal, but some animals are more equal than others.

Bunu hiç unutmadım. Sınıf, oturma düzenimiz, o domuzların yönetimi ele geçirişini okuyarak canlandırmamız gözümün önünde hala. Bindokuzyüzseksendört ise o kadar hayatımızın içinde ki onu da okudum sanıyordum. Okumasam da belki Orwell’in 1984’ünde yaşıyorum. Geçen sene Murakami 1Q84’ü bitirdikten sonra bu kitabı ele alıp hepten sindirme isteği daha da kabardı. Kısmet şimdiye oldu.

Niye şimdi diye düşündüm. Kitabın geçtiği 1984 senesinin üstünden tam otuz yıl geçmiş. Bu Satürn döngüsü demek. Yani o zamanlar ne oluyorsa, ne resmediliyorsa benzer bir ‘pattern’ şimdi de var.

Ampül yandı mı?

2 x 2 = 5.

Bakın işte, kitaba daha yeni başladım, ama alıntılar yapabiliyorum akıldan. O kadar nüfuz etmiş bu kült eser hayatımıza. Yalan mı?

Diğer yandan kitabın basım tarihine ve Orwell’in niye 1984 senesini seçtiğine baktım. Aslında başta hedeflediği tarih 1980, fakat yazar o sırada veremle boğuşuyor. Haliyle kitabı bitirmesi ve basılması dört sene sürüyor. 1948’de biten kitabın ismini de 1948’deki 4 ve 8’in yerlerini değiştirerek 1984 yapıyor. Hadi diyelim hasta olmamıştı da 1980 şeklinde basılmıştı. Yine dünyadaki işleyiş, düzen, yönetim, toplum, birey, savaşlar, barışlar üstüne çok manidar bir zamanlama değil mi? Hele bizim memleket düşünülünce..

İşte bu sıralar okumak isteği ve bizzat eylemiyle yanıp tutuşurken okuduğum kitapların geçtiği dönemler ve bunun günümüzdeki anlamları üstüne kafa yoruyorum. Ve otomatik olarak astrolojik formüller üretiyorum. Bitirdiğim Yaşar Kemal Bir Ada Hikayesi dörtlemesinde de aynı şey oldu. Orda da memlekete dair önemli bir döngü var. Ne olduğu yazısına. (Yazarım değil mi? Okusam?)

Topraklarımıza ait hikayeler etrafında döndüğüm şu zamanlarda senenin ilk parçasını da memleketten seçtim. Gidersen demiş Jehan Barbur. Gitmeyiz gitmeyiz. Burdayız, bekleriz.

2 thoughts

  1. Benim için ilginç bir zamanlama oldu senin bu yazının gelişi. Ada hikayesi benim de elimin altında çünkü o dönemde geçen bir roman yazmaya çalışıyorum. Yogada birbiri ile bağlantılı çakralar vardır. Karın çakrası ile boğaz gibi… Birine bir şey olunca öteki de etkilenir. Acaba dönemler de öyle mi? Gerçi şimdi düşünüyorum yazdığım dönem neredeyse 100 yüz öncesi…90 yıl tam olarak… Acaba 1920ler ve şimdisi üst üste koyduğumuz zaman nasıl bir ortak şekil çıkıyor. Kıyım, acı, göç, savaşlar… Biz de oraya mı gidiyoruz? Döngü yazısını heyecanla bekliyorum. Kesin yazarsın. Çok teşekkürler!

    Beğen

  2. 90 yıl üç Satürn döngüsü demek. Bu da o zamanki konuların yine gündemimizde olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu ne demek? Aslında bir iz takibi. Hani tarih tekerrürden ibaret deriz, astrolojide de olayları, dönemleri döngülerle anlamlandırabiliriz.
    Bir Ada Hikayesi serisi için kendimce yorumlarım var. Pişirip yazacağım inşallah. Sevgiler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s